Abonelikler
Uygulamamızı indirin
Freed Science

Kadim Tıbbın İhyası

Özgür Tıp amblemi

Tıbbi Miras Arşivi

🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿

Azanül far, Mercan köşk

Azanül far, Mercan köşk — 1
1 / 3
Azanül far, Mercan köşk — 2
2 / 3
Azanül far, Mercan köşk — 3
3 / 3
Serbest metin
Botanik Tahminler.
Lacivert Çiçekli (Bostanî) Âzânü'l-Fâr: Myosotis (Unutma Beni çiçeği) veya Anagallis arvensis (Mavi Fare Kulağı). 

Merzencûş (Kokulu, yaprağı yarpuz gibi olan): Origanum majorana (Mercanköşk) veya Origanum vulgare (Kekikotu).  

Öldürücü / Zehirli 3. Tür (Sütlügen / Yaramaz): Euphorbia helioscopia (Dik sütleğen). Zehirli, dikine büyüyen, bol sütlü çöl otu.  

Kocaları Yiğit Eden (Kumda sürünen çöl viagrası): En muhtemel adaylardan biri, günümüzde nadirleşmiş veya ismi tamamen değişmiş lokal bir "ephedra" varyetesi veya "tribulus" akrabası olabilir. BİR İHTİMAL Euphorbia peplis (Kum sütleğeni) veya Euphorbia paralias'tır (Kum zambağı/sütleğeni). OLABİLİR diyoruz ancak ÇOK DÜŞÜK bir ihtimaldir. Zira bunlar sütleğen çeşitleri ve tahriş etmelerinin fayda vermesinden çok olması çok muhtemel. Metinlerde de sütleğen çeşidi dememiştir, ancak araştırırken denk geldiklerimiz sapı kırmızı ve kumlu yerlerde çıkan sıçan kulağına benzeyen yaprakları olanlar bunlar, başka çok vardır illaki ancak biz denk gelemedik, önerisi olan varsa geribildirim ile bize bildirirse seviniriz,  dediğimiz gibi bunlar da tahriş etme riski sebebi ile denenmemelidir. Yani sizin anlayacağınız, böyle bomba etkili bir bitki malesef tarihe gömülü kalmıştır, kim neden, nasıl kaybeder böyle bir bilgiyi anlayabilmiş değiliz, insan oğlu kaybetmezdi normalde böyle şeyleri, ilginç ve yazık.


Âzânü’l-Fâr ve Merzencûş
Bostanda yetişen Âzânü’l-Fâr çeşidine Türkçe sıçankulağı derler. Çünkü yaprakları sıçankulağına benzer. Bostanların arasında yetişir. Eğer yakı yapıp gözdeki şişliklerin üzerine koyarlarsa fayda sağlar. Ayrıca suyunu sıkıp kulağa damlatırlarsa kulak ağrısını giderir. Bunun bir çeşidi de yabanda yetişir. Tek bir kökten bunca dal çıkar. Dibine yakın olan kısmı kırmızı olur. İçi boştur. Yaprakları da uzundur. Buna Türkçe Hüdhüd Gözü derler. Kökünü yakı yapıp göze koydukları zaman gözdeki nasırı giderir. Eğer bu otu sıkıp suyunu çıkararak penislerine sürerlerse ve yedikleri çorbaya katarlarsa, penisi sertleştirir(kıvama getirir). Kişi ne kadar dilerse o kadar cinsel ilişkiye girebilecek hale gelir. Eğer kurumuş ağacını alıp kaynatırlarsa ve bu suyu kullanırlarsa yine o faydayı bulurlar. Hekim der ki; yaşlıları genç gibi yapar. Cinsel ilişkide gevşeklik/iktidarsızlık(süstlük) yaşayan kişilere güç verir. Kişi ne kadar dilerse cinsel ilişkiye girer. Evet, bahsettiğim bu çeşit kumların arasında yetişir. Dalları yere yayılır. Ufacık yaprakları vardır. Sıçankulağına benzer. Eğer Âzânü’l-Fâr'ı suda pişirip bu suyu süzerlerse, içine nane katıp içerlerse ve üzerine de tuzlu balık yerlerse karındaki kurtları dışarı atar.

Merzencûş
Bilinen bir bitkidir. Yere düşeni kendiliğinden yetişir. Çok dalı ve yuvarlakça yaprakları olur. Üzeri tüylüce olup güzel kokar. Bazıları bunun yarpuzun bir çeşidi olduğunu söylerler. Eğer kaynatıp suyunu içerlerse istiskâya ve idrar tutulmasına fayda eder. Eğer kurumuş yaprağını alıp bala karıştırarak göz altındaki irinlere ve kanamalı yerlere koyarlarsa fayda sağlar. Eğer kadınlar bunu fitil gibi vajinadan alırlarsa adet kanamasını söktürür. Eğer sirkeyle karıştırıp akrep sokan yere sürerlerse fayda eder. Eğer kîrûtî adlı merhemle karıştırıp sinir büzülmesine ve balgamdan kaynaklanan şişliklere koyarlarsa fayda sağlar. Eğer gözdeki sıcak tabiatlı şişliklere koyarlarsa fayda eder. Eğer yağlara karıştırıp gevşeklik/güçsüzlük(süstlük) olan organlara sürerlerse soğuktan kaynaklanan ağrılara fayda eder; sevda ve balgamdan kaynaklanan baş ağrılarına ve şakak ağrılarına karşı pişirip suyunu başa dökerlerse fayda sağlar. Eğer bunu koklarlarsa veya yaprağını dövüp suyunu başa dökerlerse lakve hastalığına iyi gelir. Başta ve burunda oluşan tıkanıklıkları açar. Eğer suyunu göz ilaçlarına karıştırırlarsa gözün görme gücünü artırır(tez eder). Yaprağını kimyonla karıştırıp yediklerinde soğuktan kaynaklanan hıçkırığa ve yapışkan balgamdan kaynaklanan kalp çarpıntısına fayda eder, eğer üzümle pişirip yerlerse mâlihulyâ hastalığına ve içten geçen vesveselere/saçma fikir-teşvişlere iyi gelir, mideyi ısıtır, gazları dağıtır/çıkarır(tahlil eder), tıkanıklıkları açar, idrarı söktürür, mide ve bağırsaklardaki ıslaklıkları kurutur. Eğer tuzla çiğneyip suyunu yutarlarsa ağız suyu akıntısını keser. Eğer nezle ilaçlarına katıp alna sürerlerse nezleyi giderir. Eğer kırmızı üzümü etiyle birlikte dövüp testis şişliğine koyarlarsa fayda eder. Eğer sıcak tabiatlı bir şişlikse sirkeyle karıştırıp koymalıdırlar. Eğer suyunu az miktarda balla karıştırıp buruna damlatırlarsa beyni temizler. Soğuk hıltları giderip ısıtır. Baştaki tıkanıklıkları açar. Balgamı giderir, soğuktan kaynaklı baş ağrısını keser. Zükkâm hastalığına fayda eder. Soğuktan kaynaklanan ağrılara da iyi gelir; kaynatıp suyunu başa dökerlerse, buharına dururlarsa ve koklarlarsa fayda bulurlar. Eğer göz ilaçlarına karıştırıp göze inen su için kullanırlarsa fayda sağlar.
[İbni Baytar]


Mercanköşk (Merzencûş) 🌿
Mercanköşk hakkında bir hadis vardır ve şöyle denmektedir: "Mercanköşke devam ediniz. Çünkü o, soğuk algınlığı için iyidir." (Sallallahu aleyhi ve sellem). Mercanköşk, üçüncü derecede sıcak, ikinci derecede kurudur. Koklanması soğuk özellikli baş ağrısına; balgam, kara safra, soğuk algınlığı ve yoğun gazlardan/yellerden olan baş ağrılarına iyi gelir. Başta ve burun deliklerindeki tıkanıklıkları açar. Soğuk özellikli çoğu şişlikleri çözümler, soğuk ve rutubetli özellik arz eden ağrı ve şişliklerin çoğuna fayda verir. Üzerinde taşınıldığında aybaşı kanını söktürür ve hamile kalınmasına yardımcı olur. Kuru yaprakları ufalanır ve ısıtılıp sarılırsa, göz altında arız olan kan lekelerini giderir. Lapası sirke ile sargı yapıldığında akrep sokmasına iyi gelir. Yağı, sırt ve dizkapağı ağrılarına karşı faydalıdır. Yorgunluğu giderir. Onu sürekli koklayan kimsenin gözlerine su inmez. Acı badem yağı ile suyu buruna çekildiğinde, burun deliklerindeki tıkanıklıkları açar, orada ve başta arız olan yellere karşı faydalıdır.
[Tıbb-ı Nebevi]

Merzencûş: Meşhurdur. Yere düşeni biter. Çok budakları olur. Üzeri tüylüce ve iyi kokusu olur. Bazıları yarpuzun bir nevidir derler. Eğer kaynatıp suyunu içseler istiskaya(Ascites/Dropsy) ve sidik tutulduğuna fayda ede. Eğer yaprağının kurusunu alsalar bala karıştırıp göz altında olan irinlere ve kana vursalar fayda ede. Eğer avratlar vajinal fitil(şâf) gibi götürseler hayız kanını yürüte. Eğer sirkeyle karıştırıp akrep soktuğu yere vursalar fayda ede. Eğer balmumu merhemiyle(kayrûtîyle) karıştırıp balgami şişlere vursalar fayda ede. Eğer gözde olan sıcak şişlere vursalar fayda ede. Eğer nezle otlarına katsalar alna vursalar nezleleri gidere. Eğer kızıl üzümü etiyle dövüp haya şişine vursalar fayda ede. Eğer sıcak olsa sirkeyle karıştırıp vuralar. Eğer suyunu azıcık balla karıştırıp buruna damlatsalar beyni arıta. Soğuk hıltları gidere, kızdıra. Başta olan tıkanıklıkları aça. Balgamı gidere. Nezlelere fayda ede. Eğer göz otlarına karıştırıp göze inen suya kullansalar fayda ede.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]

Âzânü'l-fâr: Bostani nevine balık otu derler. Üç nevi olur. Her nevini birbiri ardınca beyan edelim ki malum ola. İşbu bostani nevine anâgâlîs ve merzengûş ve merzencûş derler. Ve samsık ve sîmsûn ve reyhân-ı Dâvûd ve şemşûl ve aysûb ve ankar ve merdekûş derler. Bu cümle merzencûş ismidir ki âzânü'l-fâr demek olur. Ve habakü'l-kanâ dahi derler. Merzengûş Farsça; âzânî kerfakrî Süryanice; sımsıhûn Rumca; sepsehû Rumca; merûs aktî Yunanca; tâmûs avrî Yunanca; avrî kûlle muvris Latince; âlit mânkûlet Nemsece; ûrce de râtûn İspanyolca; ûrbe de râte Frenkçe; avrî kûlâ İbranice; ûzne gâgânceyân İbranice. Bu zikrolunan bostani nevidir. O nevinin çiçeği dahi lacivert renktir. Otun tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur, üçüncüde dahi demişler. Bunu hamur ile gözde olan sıcak şişlere yakı ederlerse fayda eder. Ve suyunu kulağa damlatsalar kulak ağrısını giderir. Ve bazı mevzie kemik yahut diken girse bunu dövüp üzerine yakı ederler, çekip çıkarır. Takvîm sahibi ve İhtiyârât sahibi sözü üzere bunun suyundan burna damlatsalar yüz felcine(lakveye), saraya(epilepsi) ve baş ağrısına faydalıdır. Engerek yılanı ve akrep ve sair haşerat sokan kimselere bundan içire. Mideye yahut boğaza yılan girmiş olsa bundan içireler, çıkarır ve yürek kurtlarının envayını çıkarır. Ama engerek yılanı soktuğuna şarapla ve akrep soktuğuna sirke ile vereler. Ve soğuk ağrılara ve baş ağrısına dahi faydalıdır. Elhasıl cemi içerisini ve mideyi sıcak eder ve bağırsak rutubetini kurutur ve soğuk hıltlardan beyni pak eder, ama bir miktar bal ile gargara ettireler. Şerbet miktarı yarım dirhemden bir dirheme varınca caizdir. Ama mesaneyi gevşetir, illa semizotu tohumu veya karnıyarık otu tohumu düzeltir. Diken ve kemik çıkarmak için bunun bedeli kamış köküdür. Ve bu otun bir nevi dahi vardır demiştik, ikinci nevidir. Ona yabani fare kulağı(âzânü'l-fârü'l-berrî) derler. Aynü'l-hüdhüd dahi derler, Türkçe hüdhüd gözü derler, Süryaniler aynâ hüdhüd derler ve Afrika ile dahi aynü'l-hüdhüd demek ile bilinir. Yabanda biter, bir kökten nice budaklar çıkar ve köküne yakın biri kızıl olur ve içi boş olur ve yaprakları uzun olur. Bu nevinin dahi faydası İbni Baytar sözü üzere gözde fistül(nâsûr) olsa kökünü yakı ederler, göz fistülünü giderir. Ve suyuyla cinsel organı gayet ovsalar ve otunu yemeğe katsalar her ne miktar isterseler, cimayı kıvama getirir. Bazıları kekik otu nevindendir derler. Elhasıl bu zikrolunan ikinci nevi kum aralarında biter, kocaları yiğit gibi eder ve aza gevşekliği(süst-endâmlık) çeken kimselere kuvvet verip murat üzere cima ettirir. Bu iki nevin her hangisi olursa olsun su içinde pişirip ve suyuna nane katıp o sudan içseler, üzerine tuzlu balık yeseler karında olan bütün kurtları çıkarır. Ve bu otun üçüncü nevi sütleğenler(yetû'ât) nevindendir yani sütleğen nevindendir derler. Ama üzerinde beyaz toz yani toz şekilli nesne çok olur, ince dikenli gibi olur, yine fare kulağı(âzânü'l-fâr) yaprağına benzer. Bu nevi yaramazdır, sütleğen nevidir. Bundan çok yeseler kuvvet ile kusturur. Ekser bu nevi mâhûdâneye benzer, ama eğer su yanlarında biterse o kadar kuvvetli olmaz. Ve filcümle bu nevini çok yemeyeler, belki helak edici ola. Eğer ıstırap verirse kusturalar ve taze süt vereler. Ve fare kulağının(âzânü'l-fârun) üçüncü nevini demiştik, o nevine nane katalar ve içeler. Yürekte olan kurtları giderir. İbni Baytar dahi bu minval üzere beyan eylemiştir. Âzânü'l-fâr merzencûş-ı âhar: Fare kulağının bir nevine dahi bostani balık otu derler. Bazıları kâkule-i sıgâr dahi demişler. Ekser evlerde saksı içinde dikerler bir nevidir. Bu nevi dahi evvelki nevindendir. Rumca sâsîhû; Latince sâsûhûm; Nemse ve Macar mîrûne; İspanyol mâyûlerne; Frenkler mârûne; Nemse mâyvârne ve Leh lisanı üzere emdîvrânî derler. Evvelki fare kulağından harareti fazladır. Galenos sözü tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Soğuk illetlere faydalıdır. Ve suyu kulak gürültüsüne ve beyinden hıltlar indirmeye gayet faydalıdır ve göğüste soğuk almaktan hasıl olan balgami yoğun kıvamlı/kalın hıltlardan göğsü pak eder ve eski tıkanıklıklar ve mide zayıflığına muvafıktır ve rahim boğulmasına(ihtinâk-ı rahme) dahi faydalıdır. Habakü'l-fîl: Habakü'l-kanâ dahi derler. Merzencûş ve merzengûş diye zikrolundu. Merzencûş: Balık otu ve sıçan kulağı ve can otu derler, bazıları yarpuz nevidir dediler. Farsçada merzengûş derler ve bazıları merdekûş derler ve Temîmî sözü üzere ankar ve semsak, fasîyûhundur ve bazı Arap vilayetinde samsık ve habakü'l-kanâ derler. Merzencûşun bütün ahvali elif babında olan âzânü'l-fâr diye zikrolunmuştur.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]

Mercanköşk yağını damıtıp ayırdıktan sonra hasıl olan suyu:
Derviş Mehmed, damıtıp yağını ayırdıktan sonra elde edilen suyunu saklayıp bazen midesi bozulduğunda birer fincan içermiş. Mide fesadına, ağrı ve sızılara iyi gelir; beyni ısıtıp kuvvet verir, kasılmaya ve felce yararlıdır. Adet söktürücüdür, rahme kuvvet verir. Unutkanlığı giderir. Bir kimse bu yağı şakaklarına sürerse soğuktan olan beyin ve sinir hastalıklarına, felç, kasılma ve yüz felcine, kulak ağrısı ve çınlamasına faydalıdır. Toplanan gazları dağıtır.
[Neşati Yağı]

Merzencûş:
Mahiyeti Hakkında: Bilinen(Ma'rûf) devadır.
Tabiatı Hakkında: Üçüncü derecede sıcak ve kurudur.
Hassaları: Hafifletici(mulattif-latifleştirici-inceltici) ve eritici/çözücü ve açıcıdır; onun yağının kuvveti ısıtıcı ve hafifletici(mulattif-latifleştirici-inceltici) ve sıcak olur.
Zinet Hakkında: Onun suyu hacamat şişesine(mihcemede) kılınır ve hacamattan sonra mevzi o su ile sürülür şart hasebiyle, hacamattan sonra mevzide baki kalan beyaz izlerin çıkmasını meneder. Ve merzencûşun kurusu bal ile temregü(kûbâ) üzerine yani halis olmayan kızıllığı olan izler üzerine ve yeşilliği olan izler üzerine hususan göz altında olan mezkur izler üzerine sürülür(tılâ olunur).
Veremler ve Sivilceler Hakkında: Balgami veremler üzerine onunla sürülür.
Mafsal Aletleri Hakkında: Balmumu merhemine(Kayrûtîye) katılır, burkulması olan sinir üzerine sürülür ve sırt ağrısına ve kasığa dahi faydalı olur. Ve kezalik bal ile yorgunluk üzerine kılınır. Ve yağı ile boynu arkaya çeviren felce ve sair felce yakı kılınır.
Baş Organları Hakkında: Beyin tıkanıklıklarını açar ve yarım baş ağrısına(şakîkaya) faydalı olur, kezalik baş ağrısına ve rutubete ve sevdavi baş ağrısına ve yoğun gazlara faydalı olur. Ve kulak ağrısına dıştan dökmek(netûlen) ve damlatmakla faydalıdır. Kulağın tıkanması için merzencûş yağına batırılmış pamuk tıkanmış kulağa konulması faydalıdır.
Nefes Organları Hakkında: Onun suyu(tabîhi) sidik zorluğuna ve sancıya faydalıdır ve yağı hafifleticidir(mulattif-latifleştirici-inceltici) ve rahim boğulmasına(ihtinâk-ı rahme) sebep olan rahim kapanmasına faydalıdır.
Zehirler Hakkında: Sirke(Hall) ile akrep sokmasına yakı olunur.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]

Âzânü’l-fâr: Bostanda yetişen çeşidine balık otu derler. Üç çeşidi vardır. Bilinmesi için her bir çeşidini sırasıyla açıklayalım. Bu bostanda yetişen çeşidine anâgâlis, merzengûş ve merzencûş derler. Ayrıca samsık, sîmsûn, reyhân-ı dâvud, şemşûl, aysûb, ankar ve merdekûş da derler. Bütün bunlar merzencûş isimleridir ki Âzânü’l-Fâr anlamına gelir. Habakü’l-kanâ da derler. Farsçada merzengûş; Süryanicede âzânî ker fakrî; Rumcada sımsıhûn ve sepsehû; Yunancada merûs aktî ve tâmûs avrî; Latincede avrî kûlle muvris; Nemçe dilinde âlit mânkûlet; İspanyolcada ûrce de râtûn; Frenk dilinde ûrbe de râte; İbranicede avrî kûlâ ve ûzne gâgânceyân derler. Bahsedilen bu bitki bostanda yetişen çeşididir. Bu çeşidin çiçeği lacivert renklidir. Bitkinin tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur, üçüncü derecede olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bunu ekşi mayayla karıştırıp gözdeki sıcak tabiatlı şişliklere yakı yaparlarsa fayda sağlar. Suyunu kulağa damlatırlarsa kulak ağrısını giderir. Bedenin bir yerine kemik veya diken batarsa, bunu dövüp o bölgeye yakı yaparlar, böylece batan şeyi çekip çıkarır. Takvîm ve İhtiyârât kitaplarının yazarlarının sözüne göre; bunun suyunu buruna damlatırlarsa lakve, sar'a ve baş ağrısına iyi gelir. Engerek yılanı, akrep ve diğer böceklerin soktuğu kişilere bundan içirmelidir. Mideye veya boğaza yılan kaçmışsa bundan içirirlerse dışarı atar ve her türlü kalp kurdunu çıkarır. Fakat engerek yılanı soktuğunda şarapla, akrep soktuğunda ise sirkeyle vermelidirler. Soğuk tabiatlı ağrılara ve baş ağrısına da faydalıdır. Kısacası iç organları ve mideyi ısıtır, bağırsaklardaki ıslaklığı kurutur, beyni soğuk hıltlardan temizler ancak bir miktar balla gargara yaptırılmalıdır. İçilecek miktarının yarım dirhemden bir dirheme kadar olması uygundur. Fakat mesaneyi gevşetir, bunu da sadece semizotu tohumu veya karnıyarık otu tohumu ile düzeltmek mümkündür. Diken ve kemik çıkarmak için bunun yerine geçecek olan şey kamış köküdür. Bu otun bir çeşidi daha olduğunu söylemiştik, bu ikinci çeşididir. Buna Âzânü’l-fârü’l-berrî derler. Aynü’l-hüdhüd de derler, Türkçe Hüdhüd Gözü derler, Süryaniler aynâ hüdhüd derler ve Afrika'da da aynü’l-hüdhüd ismiyle bilinir. Yabanda yetişir, tek bir kökten birçok dal çıkar, kökine yakın kısmı kırmızı renkli olur, içi boştur ve yaprakları uzundur. İbni Baytar'ın sözüne göre bu çeşidin faydası şöyledir: Gözde nasır çıktığında kökünü yakı yaparlar, gözdeki nasırı giderir. Suyuyla penisi iyice ovalarlarsa ve otunu yemeğe katarlarsa, ne kadar isterlerse cinsel gücü o kıvama getirir. Bazıları bunun kekik otu çeşitlerinden olduğunu söylerler. Kısacası bahsedilen bu ikinci çeşit kumların arasında yetişir, yaşlıları genç gibi yapar, gevşeklik/iktidarsızlık(süstlük) yaşayan kişilere güç verir ve istedikleri kadar cinsel ilişkiye girmelerini sağlar. Bu iki çeşidin hangisi olursa olsun suda pişirip suyuna nane katarak bu suyu içerlerse ve üzerine tuzlu balık yerlerse karındaki bütün kurtları dışarı atar. Bu otun üçüncü çeşidi ise sütleğen bitkisi çeşitlerindendir derler. Fakat üzerinde toz gibi beyaz bir tabaka çokça bulunur, ince dikenli gibi bir yapısı vardır ve yine Âzânü’l-Fâr yaprağına benzer. Bu çeşit zararlıdır, sütleğen çeşididir. Bundan çok yiyenleri şiddetli bir şekilde kusturur. Çoğunlukla bu çeşit mâhûdâne bitkisine benzer, ancak su kenarlarında yetişirse o kadar güçlü bir etki göstermez. Kısacası bu çeşitten fazla yememelidirler, aksi halde öldürücü olabilir. Eğer kişiye sıkıntı verirse kusturmalı ve taze süt içirmelidirler. Âzânü’l-Fâr'ın üçüncü çeşidine nane katıp içilirse kalpteki kurtları giderir. İbni Baytar da bu şekilde açıklamıştır.

Âzânü’l-fâr merzencûş-ı âher: Sıçankulağının bir çeşidine de bostanda yetişen balık otu derler. Bazıları kâkule-i sıgâr da demiştir. Çoğunlukla evlerde saksı içinde diktikleri bir çeşittir. Bu çeşit de ilk bahsedilen çeşittendir. Rumcada sâsîhû; Latincede sâsûhûm; Nemçe ve Macar dillerinde mîrûne; İspanyolcada mâyûlerne; Frenk dillerinde mârûne; Nemçe dilinde mâyvârne ve Leh dilinde emdîvrânî derler. İlk bahsedilen Âzânü’l-Fâr'dan daha sıcaktır. Galenos'un sözüne göre tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Soğuk hastalıklara iyi gelir. Suyu kulak çınlamasına ve beyinden aşağı akan hıltları indirmeye oldukça faydalıdır. Göğüste soğuk almaktan kaynaklanan yoğun kıvamlı/kalın(galiz) balgamlı hıltları göğüsten temizler. Eski tıkanıklıklara ve mide zayıflığına uygundur, rahim tıkanmasına da iyi gelir.

Encirek: Sıçankulağı otudur ki buna merzencûş derler. Daha önce Âzânü’l-Fâr adıyla anılmıştı.

Semkahûn: Yukarıda bahsedilen samsık bitkisidir. Anlatıldı.
[Nizamü'l-Edviye]

Mahiyeti Hakkında: Galenos der ki; Âzânü'l-Fâr bir bitkidir ve gücü yapışkan otu bitkisinin gücüne yakındır. Âzânü’l-Fâr ismi iki farklı bitki çeşidi için kullanılır. Birincisi Galenos'un az önce bahsettiği bitkidir; bu bitkiden ebegümeci kokusu gelir ve içinde sertlik bulunmaz. İkincisi ise Dioscorides'in bahsettiği bitkidir. Dioscorides bu bitkinin gündüz sefası bitkisine benzediğini ancak yaprağının onun yaprağından daha küçük olduğunu iddia eder. Yer yüzüne yayılarak büyüyen bir bitkidir, dalları ince olur, bostanda yetişir ve temizdir fakat kokusu ve tadı güçlü değildir. Çiçeği lacivert rengindedir, küzbere çiçeğine benzer, kırlangıç kuşu bu otla beslenir. Keskin tabiatlıdır, özellikle su kenarında yetişmeyenlerin keskinliği daha fazla olur. Mesih ise Âzânü'l-Fâr'ın faydasının efsentîn bitkisinin faydası gibi olduğunu söyler. Ancak Mesih'in bu sözü, Galenos ve Dioscorides gibi iki önemli bilginin anlattıklarına uymaz, çünkü onların bahsettiği bitkilerin faydası efsentîn bitkisinin faydasına benzemez.
Tabiatı Hakkında: Bilinen şudur ki; Galenos'a göre birinci derecede soğuk ve ıslaktır, fakat Dioscorides'in bahsettiği bitki sıcak tabiatlı ilaçlardandır.
Etkileri ve Özellikleri Hakkında: Birinci bitkide tutucu/büzücü(kabız) özellik vardır, ikinci bitki ise kurutucudur ve kızartıcıdır.
Yaralar ve Çıbanlar Hakkında: Dioscorides'in bahsettiği bitki batan dikenleri ve kıymıkları dışarı atıp yaranın kapanmasını sağlar ve yaraları temizler.
Baş Organları Hakkında: Âzânü'l-Fâr içirilirse sar'a hastalığına iyi gelir. Burna çekilerek kullanılırsa, eğer güçlü bir şekilde çekilirse lakve hastalığına fayda sağlar. Burna çekilmesi beyni temizler.
[El-Kanun Fi't-Tıb]

Habaküʼl-kanâ: Sıçankulağı denilen bir ottur. Elif harfinde Âzânü’l-Fâr adıyla geçti. Mim harfinde ise merzencûş olarak anlatılır.
Semsâk: Sıçankulağı otu ve merzencûş'tur, bazı Arap dillerinde ankaz derler. İhtiyârât kitabı ve diğer kaynakların sözüne göre bu ot Âzânü’l-Fâr'dır. Mim bölümünde merzencûş adıyla, Elif bölümünde ise Âzânü’l-Fâr adıyla anlatılmıştır.
Şemşerâ: Balık otudur, buna merzencûş derler. Elif bölümünde Âzânü’l-Fâr adıyla geçmiştir.

Âzânü'l-Fâr Usâresi
Usâretü’l-âzânü’l-fâr: Balık otunun sıkılmış suyudur (Türkçe). Sıçankulağı otunun sıkılmış suyudur (Türkçe); Farsçada âb-ı huşk-şüde-i merzengûş; Süryanicede ra'nâ dâzânî kûfferâ; Rumcada şûlû semeshû; Yunancada hûlis sâmûs; Frenk dillerinde akava kûvijînâ de sâmeshû derler. Bunun en kalitelisi taze ve kokusu keskin olanıdır. İsa'nın sözüne göre tabiatı ikinci derecede sıcaktır ve çekici/emici özelliği vardır. Faydası şudur ki; bundan buruna damlatırlarsa beyni temizler, lakve ve sar'a hastalıklarına iyi gelir. Dioscorides'in sözüne göre yaraları iyileştirir, soğuk tabiatlı şişlikleri Eritir/Çözer(tahlil eder). Eğer bedenin bir uzvuna diken, kılçık veya ok ucu batmışsa onu çekip dışarı çıkarır, beynin tıkanıklıklarını açar ve yoğun kıvamlı/kalın(galiz) hıltları beyinden aşağı sürerek indirir. Her türlü tıkanıklığa ve uyuşukluğa faydası çoktur. Bunun hazırlanış yöntemi şudur: Suyunu güneşte katılaşana kadar bekletirler. İçilecek miktarı iki dirhemdir, fazlası baş ağrısı yapar fakat gül yağı ve keskin sirke bu yan etkiyi düzeltir.

Ankar: Balık otunun bir çeşididir. Farsçada merzengûş derler, Elif bölümünde Âzânü’l-Fâr olarak anlatıldı ve Mim bölümünde de merzencûş adıyla geçer.
Aynü’l-hüdhüd: Afrika ismidir. Balık otunun Rumca adıdır, buna Âzânü’l-Fâr-ı Rûmî derler. Irku’n-nisâ hastalığı için koç kuyruğu ile birlikte yerlerse faydalıdır. Elif bölümünde Âzânü’l-Fâr'ın çeşitleri anlatılmıştır.
[Nizamü'l-Edviye Kısa Maddeler]

Aynü’l-hüdhüd
Hüdhüd gözüdür. Irku’n-nisâ hastalığı için denenmiştir. Koç kuyruğuyla içirirlerse fayda eder.
[İbni Baytar Ek]

Ayûn: Balık otudur. Elif bölümünde Âzânü’l-Fâr adıyla geçmiş ve Mim bölümünde merzencûş adıyla anlatılmıştır.
Kâtilü’l-alak: Sülük otu derler, anâgâlûs bitkisinin çeşitlerindendir, mesela o otun dişisidir ve çiçeği mavi olan çeşididir. Elif bölümünde Âzânü’l-Fâr adıyla anlatılmıştır.
Merdekûş: Merzencûş adıyla anlatılmıştır.
[Nizamü'l-Edviye Ek]

Âzâne'l-fâr: Yunan dilinde buna merveş derler. Çok çeşidi vardır. Yaprakları ince ve kesici olup çiçekleri sarıdır. İkinci derecede soğuk(sert) ve ıslaktır. Bazıları ince yapılı olduğunu söylemiştir. Yeryüzünde uzanarak büyür. Beyaz sütü olur ve sert/pürüzlü bir yapıdadır. Mısır'da çok bulunur. Bazısı ağaçsıdır, yaprakları dalına yapışık durumdadır. Bu çeşit, ikinci derecede sıcak ve kurudur. Bütün çeşitleri zehirlenmelere karşı faydalıdır. Ayrıca şişliklere de iyi gelir. Yaraların izlerine sürerlerse bu izleri yok eder. Sıcak tabiatlı olanı cinsel isteği artırır, özellikle özsuyu içildiğinde. Kendisinden hıyar kokusu gelen çeşidi ise hararet/susuzluk hastalığını ve mide bulantısını dindirir. Eğer tuzlu balıkla tüketirlerse midedeki kurtları dışarı atar, ancak baş ağrısı yapar. Merzencûş bitkisi bu yan etkisini düzeltir. İçilecek miktarı bir miskala kadardır.

Merzencûş: Merdekûş da derler. Kaf harfiyle de okunur, Farsçada merzengûş olur. Sıçankulağı derler. Sarmasak ve ankar da derler. Evlerde ve diğer yerlerde ekilen fesleğen çeşitlerindendir. Bütün etkilerinde yaban kekiğinden daha üstündür. Yaprakları incedir, çiçekleri beyazdır, tohumu fesleğen tohumu gibidir, kokusu güzeldir. Üçüncü derecede sıcak, birinci derecede kurudur. Hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın baş ağrısına ve şakak ağrısına iyi gelir, zükkâm akıntısını keser. Eğer bir kimse bunu kınaya karıştırıp hamamda başına sürerse baştaki diğer ağrıları giderir. Kaynatılmış suyu; göğüs ağrısını, astım(nefes darlığı,rebv) hastalığını, öksürüğü, nefes darlığını, yoğun kıvamlı/kalın(galiz) yelleri, istiskâ hastalığını ve dalak tıkanıklığını Eritir/Çözer(tahlil eder). Bal veya şekerle içildiğinde iç organlardaki sertlikleri yumuşatıp ezer ve idrarı söktürür. Sürüldüğünde şişlikleri Eritir/Çözer(tahlil eder), cilt lekelerini giderir ve ter kokusunu keser. Özelliklerinden biri de şudur ki; ban otu tohumu ile karıştırılıp sürüldüğünde testis şişliklerini Eritir/Çözer(tahlil eder). Bu, denenmiş bir bilgidir. Yağı sağırlığı açar; tetanos, titreme ve felç hastalıklarını giderir. Tütsüsü havayı temizler, haşereleri uzaklaştırır fakat böbreklere zarar verir. Hindiba bitkisi bu yan etkisini düzeltir. İçilecek miktarı: Kaynatılmışından bir vukiyye (okka) kadar, sıcak olanından iki miskaldir. Yerine geçecek devası ise yaban kekiğidir.
[Tezkire-i Davut]

Âzânü’l-fâr üç çeşit olur; birisi bostanda, ikisi yabanda yetişir. Bostanda yetişen çeşidine balık otu derler ve çoğunlukla evlerde saksılar içine dikerler. Takvîm ve İhtiyârât kitaplarının yazarlarının sözüne göre bunun suyunu buruna damlatırlarsa lakve, sar'a ve baş ağrısına iyi gelir. Kalpteki kurtların bütün çeşitlerini dışarı atar, bedeni ısıtır ve beyni soğuk hıltlardan temizler. İçilecek miktarı bir dirhemdir.
[Tuhfetü'l-Eribin]

Âzânü’l-fâr: Sıçankulağı demektir. Kastedilen şey şu an anlattığımız bitkidir. Yunancada mürûs ûṭâ derler. Anlamı Âzânü’l-Fâr demektir. Bostanda yetişeni de yabanda yetişeni de bulunur. Bostanda yetişenine Yunancada elbüstînî derler. Yabanda yetişeni birkaç çeşittir. Ancak gölgelik yerlerde, ağaçlar arasında, su kanallarında, suya yakın ve yerleşim alanlarında yetiştiği için bostan çeşidi demişlerdir. Yaprağı benzetilen şeye yani sıçankulağına benzer. Bu bitki uzayıp boy atmaz, aksine dallarıyla yer üzerine yayılarak büyür. Bu bitkiyi elle ovalarlarsa içinden bakla kokusu gibi kokular gelir. Çiçeği yoktur. Tabiatı soğuk ve ıslaktır, azıcık tutucu/büzücü(kabız) özelliği vardır. Bir miktar Eritici/Çözücü(muhallil) özelliği de vardır. Cemre denilen yani tane tane ortaya çıkan azıcık kızarıklık gibi ateşli şişliklerin üzerine özsuyunu sürerlerse fayda eder. Ekşi kavutla birlikte gözdeki sıcak tabiatlı şişliklere yakı yaparlarsa iyi gelir. Özsuyundan sıcaktan dolayı ağrıyan kulağın içine damlatırlarsa uygun olup fayda sağlar. Bu bitki asâ'r-râ'î yani çoban değneği dedikleri bitkinin küçüğüne benzer, öyle ki birbirlerine benzediklerinden ayırt edilmeleri güçtür. Yabanda yetişeninin bir çeşidi tek bir kökten büyür, bolca dalı vardır, alt kısmına yakın yeri kırmızıdır ve içi boştur. Yaprağı bostanda yetişeninin yaprağından daha ince ve uzundur. Yaprağının ortası yumrulu, kabarık ve siyaha dönüktür. Yapraklarının uçları keskindir; çift olarak büyüyüp aralarından küçük dallar da çıkar ve üzerinde lacivert renkli çiçeği olur. Parmak kalınlığında kökü vardır. Üzerinde bolca dal ve damar bulunur. Bazen iskûlûfendiryûn adlı bitki niyetine bu bitkiyi satarak hile yaparlar. Farkları şudur ki; bu bitki yumuşak olup yaprağı küçük ve uzundur, iskûlûfendiryûn ise böyle değildir. Bu bitki hararet ve soğukluk bakımından dengelidir, ikinci derecede kurudur. Bu çeşidin kökünü dövüp gözde nasırlaşmış olan yaraya ve çıbana yakı yaparlarsa fayda eder, denenmiştir. Yabanda yetişeninin bir çeşidi de küçük ağaç şeklindedir, kumlarda yetişir. Dalları yere yayılmıştır. Mısır’da ve İskenderiye’de çok bulunur. Bunun yaprağı da bostanda yetişeninin yaprağı gibidir. Çiçeği yoktur. Tabiatı sıcak ve kurudur. Cinsel güçten düşüp umudunu kesmiş kişiyi cinsel ilişkiye teşvik etmede büyük bir özelliği vardır, çünkü harareti bu işe uygun ve elverişlidir. Bu amaçla kullanılmasının en iyi yöntemi şudur: Tazesinden alıp döverler, sıkarlar ve çıkan posalı suyuyla penisini, uyluk aralarını ve göbekten aşağı karın bölgesini ovalayarak sürerler. Kurumuş halini sürseler de fayda eder fakat etkisi daha zayıftır. Bu konudaki gücü o derece şiddetlidir ki; eğer dişi ata atlamaktan kaçınan aygırın bu posalı suyla yelesinden kuyruğuna kadar sürerek ovalarlarsa, (Bu durum karşı cinse ilgi duymayan aygırlar için de bir çare olmuştur) aygır gidip kısrağa atlar; hatta yaşlılıkta son noktaya gelmiş kişileri bile harekete geçirir. Bazıları sadece elde tutmanın bile cinsel isteği harekete geçirdiğini söylemişlerdir. Bu bitkinin bir çeşidinin de yaprağı sütleğen yaprağı gibidir fakat üzerinde pus tabakası vardır ve rengi beyazdır. Ufak, ince ve beyaz dikenleri bulunur. Bir yeri kesilse içinden süt gibi bir sıvı çıkar. Tabiatı ikinci derecenin sonlarında sıcak ve kurudur. Kötü huyludur, mideyi aşırı derecede bulandırır ve ishal yapar. Eğer çok kullanılırsa kişiyi öldürür. Sudan uzak yerde yetişenin keskinliği daha fazladır. Yaprağını derisi yumuşak olan bir yere, özellikle de yüze koyarlarsa kızartır. Altı dirhem miktarını suyla pişirip sıktıktan sonra suyuna nane katarak içerlerse ve üstüne de tuzlu balık yerlerse karındaki solucan ve diğerleri gibi bütün kurtları kırıp dışarı atar, izleri bile kalmaz ve o kişide bir daha kurt oluşmaz.

Merzencûş: Merzencûş, merdekûş ve merdkûş da derler. Farsçadan Arapçalaştırılmış bir isimdir. Türkçede sıçankulağı ismiyle bilinen bitkidir. Tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur; yelleri dağıtır/çıkarır(tahlil eder) ve şişlikleri indirir. Eğer pişirilmiş halinden her gün on iki dirhem kadar içerlerse, yeni başlamış olan istiskâ hastalığına, zor idrar yapmaya ve bağırsak ağrılarına iyi gelir. Kurumuş yaprağını dövüp balla yoğurarak göz altında kandan oluşan izlerin üzerine sürerlerse bu izleri yok eder. Eğer kadınlar bunu vajinal yoldan fitil gibi alırlarsa adet kanamasını söktürür. Sirkeyle birlikte akrep sokan yere yakı yaparlarsa fayda sağlar. Bazen kîrûtî dedikleri merhemle karıştırıp balgamdan kaynaklanan şişliklere ve eğrilip dolanmış sinirler üzerine koyarlar, çok fayda eder. Bazen de aynı oranda aşı boyası dedikleri toprakla gözdeki sıcak tabiatlı şişliklere koyarlar, güçsüzlüğü gidermek için olan yağlara da katarlar, son derece iyi gelir. Suyla kaynatıp suyunu başın üzerine dökerlerse soğuktan kaynaklanan ağrılara ve yoğun kıvamlı/kalın(galiz) yellerine fayda sağlar; sevda ve balgamdan kaynaklanan şakîka hastalığına iyi gelir. Şakîka, başın sadece bir tarafında meydana gelen ağrıya derler. Sürekli koklarlarsa da aynı faydayı verir. Lakve hastalığına çok yararlıdır. Koklanması ve sıcak suyuyla başa pansuman yapılması, başta ve burun içindeki tıkanıklıkları giderir. Posa suyuyla hacamat yerine sürerlerse izini yok eder. Posalı suyu göze yeni inmeye başlamış olan suya faydalıdır ve gözü keskinleştirir. Taze yaprağını veya kurusunu nemlendirip daha sonra tuzla iyice ezip karıştırarak İnce/Sulu-İnce Kıvamlı(rakik) balgam ve yeller sebebiyle oluşan yüz ile göz şişlikleri üzerine koyarlarsa bunu Eritip/Çözer(tahlil eder) indirir. Tazesini kimyonla iyice ezip karıştırarak yerlerse, soğuk mideden kaynaklanan kalp çarpıntısını giderir ve ağrısı olan soğuk kalbe iyi gelir. Defne yaprağı ve kuru üzümle pişirirlerse bağırsaklardan kaynaklanan mâlîhulyâ hastalığına fayda eder; iç sıkıntılarını ve kaygıları giderir. Mideyi ve göğüs zarlarını ısıtır, şişlikleri Eritip/Çözer(tahlil eder) indirir. Aynı şekilde tıkanıklıklara da iyi gelir, idrarı bolca söktürür, bağırsaklarda ve midede oluşan kötü ıslaklıkları kurutur. Tuzla çiğneyip yutsalar ağızdan akan salyayı tutar. Nezlelerin çokluğuna faydalı olan ilaçları bununla yoğurup alın bölgesi üzerine koyarlarsa çok fayda sağlar. Kuru üzümü içiyle birlikte iyice ezip karıştırarak testislerde meydana gelen aşırı sıcak olmayan şişliklerin üzerine koyarlarsa (sıcak tabiatlıysa sirkeyle ıslatarak koymalıdırlar) fayda edip şişliği giderir. Suyunu burundan içeri çekerlerse beyni soğuk hıltlardan temizleyip ısıtır. Buharının üzerine eğilip durarak buharını burundan içeri çekmek fayda açısından daha güçlüdür. Suyunu başın üzerine dökmektense, şarap içerken bunu koklamak insanı çabuk sarhoş eder ve akşamdan kalmalığı engeller. İçilecek miktarı üç miskala kadardır. İçilmesi balgamdan kaynaklanan şerâ hastalığını giderir. Şerâ hastalığı daha önce defalarca açıklanmıştır. Bazıları mesaneye zarar verir demişlerdir. Bu yan etkisini düzeltmek semizotuyla mümkündür.
[Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]

âzanü'l-fâr: Mısır'da ve İskenderiye'de (!?!) yetişen bir ottur. Yaprağı sıçankulağı gibi olur. Eğer bu yaprağı döverek suyunu çıkarıp cinsel gücü yetersiz olan kişinin penisine sürerlerse, o kişi güçlendikçe güçlenir; aynı şekilde aygırın penisine sürerlerse, kısrağa (dişi ata) bakmayan aygır bakmaya başlar. (O halde; geçmişte bu durum karşı cinse ilgi duymayan gay aygırlara bile çare bulundu denebilir :D Bazıları hala 500 sene önce kolun kırılsa kabilede çürümeye terk ediliyordun ve ölü olarak kabul ediliyordun gibi şeyler zannetmeye ve yalan söylemeye devam ededursun)
[Kitabı Tıbb]

Orijinal Tarihî Metin

Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.

Azanül far, Mercan köşk آذان الفار

Âzânü’l-Fâr ve Merzencûş
Âzânü’l-fâri’l-bustânî
Türkçe sıçankulağı dirler. Zîrâ yaprakları sıçankulağına beñzer. Bostan arasında biter. Eger yaku eyleseler gözde olan şişlere ursalar fâ'ide ide. Ve dahı suyun sıksalar kulaga tamzursalar kulak agrısın gidere. Ve bir dürlüsü dahı yabanda biter. Bir kökden bir nice -osm: bir nice degil bunca- budaklar çıkar. Dibine yakın yeri kızıl olur. İçi mücevvef olur. Yaprakları uzun olur. Türkçe Hüdhüd Gözü dirler. Kaçan köküni yaku eyleyüb göze ursalar gözde olan nasırı gidere. Eger sıksalar suyun alsalar zekeri anuñla ursalar ve yidükleri şorbaya katsalar zekeri kıvâma getüre. Ne kadar isterse cimâ' ide. Eger kuru agacın alsalar kaynatsalar suyun alub ol suyı isti'mâl itseler yine ol fâ'ide ide -yine ol fayidayı bulalar-. Hekîm eydür, kocaları yigit gibi eyler. Ve cimâ'da süstendâm kişilere kuvvet virir. Ne kadar dilerse cimâ' ide. Evet bu didügüm nev' kum arasında biter. Budakları yere döşenür. Uvacuk yaprakları olur. Sıçankulagına beñzer. Eger Âzânü’l-fârı su içinde bişürseler ol suyı süzseler na'nâ' katsalar içseler üzerine tuzlu balık yiseler karında olan kurtları çıkara.

Merzencûş
Meşhûrdur. Yere düşeni biter. Çok budakları olur. -ve degirmice yaprakları olur- Üzeri tülüce ve eyü kokusı olur. Ba'zılar yarpuzuñ bir nev'idür dirler. Eger kaynadub suyun içseler istiskâya ve sidük tutuldugına fâ'ide ide. Eger yapragınıñ kurusun alsalar bala karışdırub göz altında olan irinlere ve kana ursalar fâ'ide ide. Eger avretler şâf gibi götürseler hayız kanın yürüde. Eger sirkeyle karışdırub akreb sokdugı yere ursalar fâ'ide ide. Eger kayrûtla karışdırub -sinir büzüldügüne ve- balgamî şişlere ursalar fâ'ide ide. Eger gözde olan ıssı şişlere ursalar fâ'ide ide. - Eger yaglara karışdırıp süst olan a'zâya dürtseler fâ'ide ede sovuktan olan agrılara ve baş agrılarına ve tolunlar agrısına ki sevdâ ve balgamdan olur pişirip suyun dökseler fâ'ide ede. Eger koklasalar yâ yapragın dövüp suyunu başa dökseler lakveye fâ'ide ede. Başda ve burunda olan süddeleri aça. Eger suyunu göz otlarına karıştırsalar gözü tîz ede. Yapragını kimyonla karıştırıp yeseler sovuktan olan hınckırıga yelmeşik balgamdan olan yürek oynamasına fâ'ide ede, eger üzümle pişirip yeseler mâlihulyâya fâ'ide ede ve gönülden teşvîşler geçdigine fâ'ide ede, mi'deyi kızdırır ve yelleri dagıtır süddeleri açar sidigi yürütür mi'dede ve bagırsakta olan yaşlıkları kurutur. Eger tuzla çigneyip suyunu yutsalar salyarı kese. Eger- nüzle otlarına katsalar alına ursalar nüzleleri gidere. Eger kızıl üzümi etiyle dögüb haya şişine ursalar fâ'ide ide. Eger ıssı olsa sirkeyle karışdırub uralar. Eger suyunu azcuk balla karışdırub buruna tamzursalar dimâgı arıda. Sovuk hıltları gidere kızdıra. Başda olan süddeleri aça. Balgamı gidere. -sovuk baş agrısını giderir- Zükkâma fâ'ide ide. -ve sovuktan olan agrılara fâ'ide ede, kaynatsalar suyunu başa dökseler ve buguna dürtseler ve koklasalar- Eger göz otlarına karışdırub göze inen suya isti'mâl itseler fâ'ide ide.
[İbni Baytar]

Orijinal metnin devamı kilitli

Erişim kontrol ediliyor…

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.