Abonelikler
Uygulamamızı indirin
Freed Science

Kadim Tıbbın İhyası

Özgür Tıp amblemi

Tıbbi Miras Arşivi

Genel Olarak Mizaçlar

Hıltların Mahiyeti (Ahlât)

Serbest metin
Hıltların Mahiyeti (Ahlât)
4 Hılt, yan, kan,balgam,safra,sevda damarlarımızda dolaşan hıltlardır. Örneğin balgam, bizim günümüzde bildiğimiz kadarı malesef sadece burnumuzdan gelen, nezle olduğumuzda akan bir şey iken, aslında, hakikatte damarlarımızda kanla beraber dolaşan, vücudumuzun ihtiyacı olan ve onsuz yaşayamayacağımız bir hılttır, fazlası beyinde ve akciğerde birikir / depolanır. Bunun gibi günümüz tıbbı sevdayı yani kara safrayı, "safra gibi ekstakte edemedikleri ve ayrı bir madde olarak ayıklayamadıkları" ve bunun gibi kendilerince bir takım sebeplerle reddetmektedir ve buna binaen günümüz tıbbında kara safra hastalıkları psikolojik şeyler olarak bile yorumlanabilmekte, tedavisi ise hiçbir şekilde bilinmemektedir. Çünkü üzerine çalışılmamaktadır, çünkü varlığına inanılmamaktadır. Sevda aslında kanın hafif ve ince kıvamlı kısmının yanıp buharlaşması ve geriye kalan kesif, yani kalın ve yoğun kıvamlı kısmın zamanla ısıya maruz kalarak kuruyup kalınlaşıp siyahlaşmasıdır. Buna da kanın latif kısmının tahlil olup kesif kısmının ise yanarak sevdaya dönüşmesi denilir. Bu durum birinin başına geldiği zaman bedeni cılızlaşır, güçsüz ve kansız hale gelir, cilt rengi siyaha meyletmeye, beti benzi kararmaya başlar. Vesveseler kişiyi kaplar, kötü, korkulu, bozuk düşünce ve ruh halleri kişiyi ele geçirir. Tartışmacı ve sevilmeyen bir insan haline gelmesini sağlar. Akıl ve mantıktan uzak kalın kafalı ahmak bir insan haline getirir, titiz, temizlik manyağı, mazluma yatmaya meyilli, ve buna benzer pek çok insanlar arasında sevilmeyen şeylerin sahibi haline gelmesini sağlar. Çünkü kan neşe ve akıl kaynağı iken kara safra tam tersinin kaynağıdır. Bu hal ise ancak bazı belli spesifik sevda çıkartıcı maddeler ile kandan ayıklanabilir.(bkz: Sevdayı ishal edenler) Uzun süreli çaba gerektirir çünkü eski hekimler der ki: Kuru bedeni nemlendirmek, nemli bedeni kurutmaktan daha zor ve daha karmaşık bir iştir. Kara safra sahiplerine günümüzde kansızlık teşhisi koyarlar, kanın az derler, iki üç tavsiye ve takviye ilaç verip gönderirler, aslında bişeyleri biraz farkındalar ancak ne kara safrayı dışarı çıkartmayı bilirler, ne vücudu veya bir organı ondan arındırmayı, hiçbirini bilmezler, çünkü öğretmiyolar onlara da. Gayetül münteha ve diğer kitaplarda belirtildiği gibi: "Bir kişi ki hastalığın sebebinin ne olduğunu bilmeye, çaresini ve gidermesini nice bile."
Biz çok konuştuk, fazlası hiç haddimize değil, üstadlara bırakarak devam edelim:
Hıltların Mahiyeti ve Kısımları İki Fasıldır Birinci Fasıl: Hıltın Ne Olduğu ve Kısımları Hakkında
Hılt öyle akışkan ve nemli bir maddedir ki, yediğimiz gıda ilk olarak ona dönüşür. Yani yenilen ve içilen şeyin kendine has formu ve şekli, ilk olarak o akışkan ve nemli maddenin formuna dönüşür. Bu değişim, karaciğerde gerçekleşen İkinci Sindirim'den sonra olur ve işte o zaman bu sıvıya Hılt adı verilir. Yenilen gıda midede iken, yani Birinci Sindirim aşamasındayken her ne kadar bir değişime uğrasa da, gıdanın o ilk formu henüz tam olarak değişmediği için midedeki sıvıya hılt denmez.
Ve hılt iki kısma ayrılır:
Birinci Kısım: İyi hılt(Hılt-ı mahmûd). Bu iyi hıltın özelliği şudur: Hangi organ onunla beslenirse, o hılt ya tek başına kan gibi o organın bir parçası olur; yahut diğer sıvılarla birlikte safra, balgam ve kara safra(sevda) gibi o organın bir parçası olur. Zikredilen bu safra, balgam ve kara safra(sevda) sıvıları tek başlarına beslenen organın bir parçası olamazlar; ancak kana karışıp harmanlandıklarında organın bir parçası haline gelirler. Ayrıca, bir gıdanın sadece bir organın parçası haline gelmesi, onun iyi hılt olması için yeterli değildir; ta ki beslediği organın öz yapısına tam benzeyene kadar! Zira alaca(baras) hastası olan kimsenin yediği gıda da bedenin bir parçası olur, ama o gıda iyi gıda değildir. Çünkü organın o ilk ve orijinal sağlıklı yapısına benzememiştir. Hıltın, organın yapısına benzer bir parça olması da iki şekilde olur: Ya kan gibi tek başına benzer bir parça olur, ya da geri kalan diğer üç hılt safra, balgam, kara safra(sevda) gibi diğerleriyle birlikte organa benzer bir parça olur. Kısacası iyi hılt; bedenden eriyip tükenenlerin yerine geçen, onların boşluğunu dolduran faydalı sıvıdır.
İkinci Kısım: Kötü hılt(Hılt-ı redî). Beslediği organın yapısına benzemek ve onun parçası olmak bu kötü hıltın şanından değildir. Ancak nadiren de olsa kötü hılt, iyi hılta dönüşebilir. Lakin bu dönüşüm gerçekleşmeden önce, bedenin tabiatının o kötü hıltı dışarı atıp defetmesi gerekir.
Ve insan bedeninde bulunan nemleri iki kısma ayırıp deriz ki, bedenin nemleri iki kısımdır:
Birinci Kısım: Birinci nem. Bu birinci nem, Allah izin verirse yakında zikredeceğimiz o meşhur dört hılttır(ahlât-ı erba'adır).
İkinci Kısım: İkinci nem. Bu da ya fazlalıklar/atık-fazlalık maddeler(fuzûl) olur ki bunu da yakında işleyeceğiz, yahut fazlalık olmaz. Fazlalık olmayan bu ikinci nem öyle bir sıvıdır ki, birinci nem halinden değişime uğrayıp organların içine nüfuz eder, lakin tam bir fiille ve bütünleşmeyle henüz tekil organların kalıcı bir parçası olmamıştır. Tanımladığımız bu ikinci nem dört sınıftır:
Temel organlara komşu olan ve o temel organları sulayan küçük damarların uçlarındaki boşluklarda hapsolmuş olan nemdir. Çiy(tıll) gibi temel organların üzerine saçılmış ve yayılmış olan nemdir. Eğer organ gıdaya muhtaç olursa, bu nem gıdaya dönüşür. Şiddetli ve yorucu hareketler gibi sebeplerle kuruyan organları ıslatıp nemlendirmeye hazır bekleyen nem işte budur. Pıhtılaşmaya ve donmaya yakın olan nemdir. Henüz tam olarak katılaşıp kusursuz bir kıvamla organın bizzat kendisine dönüşmemiştir; lakin mizaç ve yapı bakımından organın özüne dönüşmeye başlamıştır. Temel organların parçalarını birbirine yapıştırıp birleştiren nemdir. Bu nem, insanın anne karnındaki ilk yaratılışından beri mevcuttur; eğer bu nem kaybolursa bedenin parçaları dağılıp ufalanır, darmadağın olur. Bu nemin asıl kaynağı menidir; meninin kaynağı ise hıltlardır.
Ve yine biz deriz ki, bedendeki ister iyi ister fazlalık olsun hıltların oluşturduğu nemler dört cinstir: Birinci cins kandır. Kan, hıltların en üstünü ve en faziletlisidir. İkinci cins balgamdır. Üçüncü cins safradır. Dördüncü cins kara safradır(sevdadır).
Kan Hakkında: Kanın tabiatı sıcak ve nemlidir. Kan iki çeşittir: Biri doğal kan, diğeri doğal olmayan kandır. Doğal kanın rengi kırmızı olur, kötü bir kokusu olmaz ve tadı da son derece tatlıdır. Doğal olmayan kan ise iki kısımdır: Birinci kısmı; içine diğer sıvılardan herhangi bir bozuk hılt karışmaksızın, sadece mizacının bozulması sebebiyle olması gerekenden daha sıcak veya daha soğuk hale gelmiş olan kandır. İkinci kısmı; içine kötü ve yabancı bir hılt karıştığı için doğal olmaktan çıkan kandır. Bu ikinci kısım da kendi içinde iki çeşittir: Biri, kana karışan o bozuk sıvının aslında baştan beri kanın içinde olmayıp kana sonradan dışarıdan karışanıdır. Diğeri ise, kanın bazı kısımlarının içeride çürüyüp bozulmasıyla oluşan kısımdır. Bu çürüyen kısımların ince olanı sarı safraya, yoğun kıvamlı/kalın(galiz) olanı ise kara safraya(sevdaya) dönüştükten sonra, bu ikisinin veya birinin kanda kalıp ona karışmasıyla bozulan kandır. İçine kötü hılt karıştığı için bozulan kanın çeşitleri, ona karışan o kötü sıvıların çeşitlerine göre isimlendirilir. Kana karışan bu sıvılar; balgam çeşitleri, kara safra çeşitleri, sarı safra çeşitleri ve sudur. Doğal olmayan hastalıklı kan; bazen tortu gibi yoğun kıvamlı/kalın(galiz) olur, bazen çok ince ve sulu-ince kıvamlı(rakik) olur, bazen simsiyah ve bazen de beyazımsı olur. Aynı şekilde tadı ve kokusu da değişir; bazen acı olur, bazen tuzlu, bazen de ekşiye çalar.
Balgam Hakkında: Hıltların ikinci cinsi balgamdır. Balgam da tıpkı kan gibi iki kısımdır: Biri doğal balgam, diğeri doğal olmayan balgam. Doğal balgam öyle bir sıvıdır ki, zamanı geldiğinde doğrudan kan olmaya elverişlidir. Zira doğal balgam, pişmesi ve olgunlaşması henüz tam olarak bitmemiş ham bir kan türüdür! Kana dönüşmeye yetenekli olan bu balgam, tatlı balgam türündendir. Bu balgam şiddetli derecede soğuk değildir; bedene kıyasla soğukluğu çok azdır. Ancak kan ve safraya kıyas edilirse soğuktur. Bu tatlı balgam bazen doğal olmayan, hastalıklı bir hale bürünür. Doğal olmayan tatlı balgam, tadı tuzu olmayan yavan balgamdır. Allah izin verirse ileride zikredeceğiz ki, doğal olmayan balgamdaki o tatlılık hissi, balgama doğal kanın karışmasından dolayı meydana gelir. Bu doğal olmayan balgamdaki tatlılık çoğu zaman nezlelerde ve göğüsten çıkan tükürükte hissedilir. Galenos'un(Câlînûs'un) sözü: "Sarı safranın dökülüp depolandığı yer safra kesesi, kara safranın(sevdanın) depolandığı yer dalaktır. Bedende ihtiyaçtan fazla olan safra ve kara safra(sevda) bu keselerde korunur ve depolanır. Bu kıyasa göre doğal tatlı balgam için de bir depo organı olması lazımdı." Halbuki balgamın bir deposunun olmamasının sırrı ve hikmeti şudur: Bu doğal tatlı balgam, kana çok benzeyen, onun adeta bir yedeği olan sıvıdır ve bedendeki tüm organların bu balgama ihtiyacı vardır! İşte bu yüzden bedenin genel tabiatı, bu balgamı kanın dolaştığı damarlarda dolaştırmış, tıpkı kanın özel bir depolanma kesesi olmadığı gibi, doğal tatlı balgam için de özel bir depolanma organı belirlememiştir!
Biz Galenos'un bu sözünü daha da açıklayıp deriz ki: Organların doğal tatlı balgama olan ihtiyacı iki yönden kesinleşir: Birincisi zorunluluk yönünden, ikincisi ise faydalar yönünden.
Zorunluluk yönünden organların doğal tatlı balgama ihtiyacı şu iki şey içindir: Herhangi bir sebeple, organlara mide ve karaciğerden gıda takviyesi ulaşmazsa ve organlar gıdasız kalırsa; organların kuvvetleri kendi doğal ısılarıyla hemen o doğal tatlı balgama yönelirler. Onu sindirir, pişirir, kana dönüştürür ve organlar işte o balgamla beslenip hayatta kalırlar! Eğer zikredilen bu balgamın safra kesesi gibi belli bir deposu olsaydı ve bu depo organlara uzak kalsaydı, balgamın kana dönüşüp organa acil yetişmesi imkansız olurdu ve organlar gıdasız kalarak zarar görürdü. İşte bu doğal balgamı bedenin kendi doğal ısısı pişirip kana dönüştürdüğü gibi, bedene dışarıdan giren yabancı bir ısı da bu balgamı çürütüp ifsat eder.
Sarı safra ve kara safra(sevda) ise bu doğal tatlı balgama bir yönden zıttır, bir yönden benzerdir. Yabancı ısı safrayı ve kara safrayı(sevdayı) da ifsat eder, burası benzerdir. Lakin bedenin kendi doğal ısısı, safrayı ve kara safrayı(sevdayı) terbiye edip pişirerek kan damarlarına sokamaz, yani onları kana dönüştüremez! Bu iki safranın kendilerine ait bir kesesi olmayıp da başıboş bir şekilde organlara yayılmasında kesin bir zarar vardır, bunda hiçbir fayda düşünülemez. İşte bu yüzden, organların her an kana dönüştürüp beslenebileceği doğal balgama özel bir kese kılınmamışken; kana dönüşemeyen ve başıboş kalırsa zarar veren sarı safra ve kara safranın(sevdanın) her biri için ayrı birer depo (safra kesesi ve dalak) tayin edilmiştir.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]

Orijinal Tarihî Metin

Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.

Hıltların Mahiyeti (Ahlât / الأخلاط)

Dördüncü Öğreti: Hıltların (Beden Sıvılarının) Mahiyeti ve Kısımları (İki Fasıldır)
Birinci Fasıl: Hıltın Ne Olduğu ve Kısımları Hakkında

Hılt (Beden Sıvısı) öyle akışkan ve nemli bir maddedir ki, yediğimiz gıda ilk olarak ona dönüşür. Yani yenilen ve içilen şeyin kendine has formu ve şekli, ilk olarak o akışkan ve nemli maddenin formuna dönüşür. Bu değişim, karaciğerde gerçekleşen "İkinci Sindirim"den sonra olur ve işte o zaman bu sıvıya "Hılt" adı verilir. Yenilen gıda midede iken, yani "Birinci Sindirim" aşamasındayken her ne kadar bir değişime uğrasa da, gıdanın o ilk formu henüz tam olarak değişmediği için midedeki sıvıya hılt denmez.

Ve hılt iki kısma ayrılır:

Birinci Kısım: İyi/Övülen Hılt (Hılt-ı Mahmûd).
Bu iyi hıltın özelliği şudur: Hangi organ onunla beslenirse, o hılt ya tek başına (Kan gibi) o organın bir parçası olur; yahut diğer sıvılarla birlikte (Safra, Balgam ve Sevda gibi) o organın bir parçası olur. Zikredilen bu Safra, Balgam ve Sevda sıvıları tek başlarına beslenen organın bir parçası olamazlar; ancak kana karışıp harmanlandıklarında organın bir parçası haline gelirler.
Ayrıca, bir gıdanın sadece bir organın parçası haline gelmesi, onun "İyi Gıda/İyi Hılt" olması için yeterli değildir; ta ki beslediği organın öz yapısına tam benzeyene kadar! Zira baras (alaca/vitiligo) hastası olan kimsenin yediği gıda da bedenin bir parçası olur, ama o gıda "iyi gıda" değildir. Çünkü organın o ilk ve orijinal sağlıklı yapısına benzememiştir (hastalıklı dokuya dönüşmüştür).
Hıltın, organın yapısına benzer bir parça olması da iki şekilde olur: Ya Kan gibi tek başına benzer bir parça olur, ya da geri kalan diğer üç hılt (Safra, Balgam, Sevda) gibi diğerleriyle birlikte organa benzer bir parça olur. Kısacası "İyi Hılt"; bedenden eriyip tükenenlerin yerine geçen, onların boşluğunu dolduran faydalı sıvıdır.

İkinci Kısım: Kötü Hılt (Hılt-ı Redî).
Beslediği organın yapısına benzemek ve onun parçası olmak bu kötü hıltın şanından değildir. Ancak nadiren de olsa kötü hılt, iyi hılta dönüşebilir. Lakin bu dönüşüm gerçekleşmeden önce, bedenin tabiatının (bağışıklığının) o kötü hıltı dışarı atıp defetmesi gerekir.

Ve insan bedeninde bulunan nemleri/sıvıları iki kısma ayırıp deriz ki, bedenin nemleri iki kısımdır:

Birinci Kısım: Birinci (Temel) Nem.
Bu birinci nem, Allah izin verirse yakında zikredeceğimiz o meşhur Dört Hılt (Ahlât-ı Erba'a: Kan, Balgam, Safra, Sevda)'tır.

İkinci Kısım: İkinci (İkincil) Nem.
Bu da ya "Atık/Fazlalık (Fuzûl)" olur ki bunu da yakında işleyeceğiz, yahut atık/fazlalık olmaz. Atık olmayan bu ikinci nem öyle bir sıvıdır ki, birinci nem (dört hılt) halinden değişime uğrayıp organların içine nüfuz eder, lakin tam bir fiille ve bütünleşmeyle henüz tekil organların kalıcı bir parçası olmamıştır. Tanımladığımız bu ikinci nem dört sınıftır:

Temel organlara komşu olan ve o temel organları sulayan küçük damarların uçlarındaki boşluklarda hapsolmuş olan nemdir.
Çisinti/Çiğ (Tıll) gibi temel organların üzerine saçılmış ve yayılmış olan nemdir. Eğer organ gıdaya muhtaç olursa, bu nem gıdaya dönüşür. Şiddetli ve yorucu hareketler gibi sebeplerle kuruyan organları ıslatıp nemlendirmeye hazır bekleyen nem işte budur.
Pıhtılaşmaya ve donmaya yakın olan nemdir. Henüz tam olarak katılaşıp kusursuz bir kıvamla organın bizzat kendisine dönüşmemiştir; lakin mizaç ve yapı bakımından organın cevherine/özüne dönüşmeye başlamıştır.
Temel organların parçalarını birbirine yapıştırıp birleştiren nemdir. Bu nem, insanın anne karnındaki ilk yaratılışından beri mevcuttur; eğer bu nem kaybolursa bedenin parçaları dağılıp ufalanır, darmadağın olur. Bu nemin asıl kaynağı menidir; meninin kaynağı ise hıltlardır.

Ve yine biz deriz ki, bedendeki ister iyi (mahmûd) ister atık (fazliyye) olsun hıltların oluşturduğu nemler Dört Cinstir:
Birinci cins Kan (Dem)'dır. Kan, hıltların en üstünü ve en faziletlisidir.
İkinci cins Balgamdır.
Üçüncü cins Safradır.
Dördüncü cins Sevda (Kara Safra)'dır.

Kan (Dem) Hakkında:
Kanın tabiatı sıcak ve nemlidir. Kan iki çeşittir: Biri doğal/sağlıklı kan, diğeri doğal olmayan/hastalıklı kandır. Doğal kanın rengi kırmızı olur, kötü bir kokusu olmaz ve tadı da son derece tatlıdır.
Doğal olmayan kan ise iki kısımdır:
Birinci kısmı; içine diğer sıvılardan herhangi bir bozuk hılt karışmaksızın, sadece mizacının bozulması sebebiyle olması gerekenden daha sıcak veya daha soğuk hale gelmiş olan kandır.
İkinci kısmı; içine kötü ve yabancı bir hılt karıştığı için doğal olmaktan çıkan kandır. Bu ikinci kısım da kendi içinde iki çeşittir:
Biri, kana karışan o bozuk sıvının aslında baştan beri kanın içinde olmayıp kana sonradan dışarıdan karışanıdır.
Diğeri ise, kanın bazı kısımlarının içeride çürüyüp bozulmasıyla oluşan kısımdır. Bu çürüyen kısımların ince olanı "Sarı Safra"ya, kalın/koyu olanı ise "Kara Safra"ya dönüştükten sonra, bu ikisinin veya birinin kanda kalıp ona karışmasıyla bozulan kandır. İçine kötü hılt karıştığı için bozulan kanın çeşitleri, ona karışan o kötü sıvıların çeşitlerine göre isimlendirilir. Kana karışan bu sıvılar; balgam çeşitleri, kara safra çeşitleri, sarı safra çeşitleri ve sudur. Doğal olmayan hastalıklı kan; bazen tortu/posa gibi koyu olur, bazen çok ince ve su gibi cıvık olur, bazen simsiyah ve bazen de beyazımsı olur. Aynı şekilde tadı ve kokusu da değişir; bazen acı olur, bazen tuzlu, bazen de ekşiye çalar.

Balgam Hakkında:
Hıltların ikinci cinsi Balgamdır. Balgam da tıpkı kan gibi iki kısımdır: Biri doğal balgam, diğeri doğal olmayan balgam.
Doğal balgam öyle bir sıvıdır ki, zamanı geldiğinde doğrudan "Kan" olmaya elverişlidir. Zira doğal balgam, pişmesi ve olgunlaşması henüz tam olarak bitmemiş ham bir kan türüdür! Kana dönüşmeye yetenekli olan bu balgam, "Tatlı Balgam" türündendir. Bu balgam şiddetli derecede soğuk değildir; bedene kıyasla soğukluğu çok azdır. Ancak kan ve safraya kıyas edilirse soğuktur.
Bu "Tatlı Balgam" bazen doğal olmayan, hastalıklı bir hale bürünür. Doğal olmayan tatlı balgam, tadı tuzu olmayan yavan balgamdır. Allah izin verirse ileride zikredeceğiz ki, doğal olmayan balgamdaki o "tatlılık" hissi, balgama doğal kanın karışmasından dolayı meydana gelir. Bu doğal olmayan balgamdaki tatlılık çoğu zaman nezlelerde ve göğüsten çıkan tükürük/balgamda hissedilir. Galen (Câlînûs) şöyle iddia etmiştir: "Sarı safranın dökülüp depolandığı yer Safra Kesesi, kara safranın depolandığı yer Dalak'tır. Bedende ihtiyaçtan fazla olan safra ve sevda bu keselerde korunur ve depolanır. Bu kıyasa göre Doğal Tatlı Balgam için de bir depo organı olması lazımdı."
Halbuki balgamın bir deposunun olmamasının sırrı ve hikmeti şudur: Bu Doğal Tatlı Balgam, kana çok benzeyen, onun adeta bir yedeği olan sıvıdır ve bedendeki tüm organların bu balgama ihtiyacı vardır! İşte bu yüzden bedenin genel tabiatı, bu balgamı kanın dolaştığı damarlarda (kanın mecrâsında) dolaştırmış, tıpkı kanın özel bir depolanma kesesi olmadığı gibi, Doğal Tatlı Balgam için de özel bir depolanma organı belirlememiştir!

Biz Galen'in bu sözünü daha da açıklayıp deriz ki: Organların Doğal Tatlı Balgama olan ihtiyacı iki yönden kesinleşir: Birincisi "Zorunluluk" yönünden, ikincisi ise "Faydalar" yönünden.

Zorunluluk yönünden organların Doğal Tatlı Balgama ihtiyacı şu iki şey içindir:
Herhangi bir sebeple, organlara mide ve karaciğerden gıda takviyesi ulaşmazsa ve organlar gıdasız kalırsa; organların kuvvetleri kendi doğal ısılarıyla hemen o "Doğal Tatlı Balgama" yönelirler. Onu sindirir, pişirir, kana dönüştürür ve organlar işte o balgamla beslenip hayatta kalırlar! Eğer zikredilen bu balgamın safra kesesi gibi belli bir deposu olsaydı ve bu depo organlara uzak kalsaydı, balgamın kana dönüşüp organa acil yetişmesi imkansız olurdu ve organlar gıdasız kalarak zarar görürdü.
İşte bu doğal balgamı bedenin kendi doğal ısısı pişirip kana dönüştürdüğü gibi, bedene dışarıdan giren yabancı bir ısı (ateş vb.) da bu balgamı çürütüp ifsad eder.

Sarı Safra ve Kara Safra (Sevda) ise bu Doğal Tatlı Balgama bir yönden zıttır, bir yönden benzerdir. Yabancı/hastalıklı ısı safrayı ve sevdayı da ifsad eder, burası benzerdir. Lakin bedenin kendi doğal ısısı, safra ve sevdayı terbiye edip pişirerek kan damarlarına sokamaz, yani onları kana dönüştüremez! Bu iki safranın (sarı ve kara) kendilerine ait bir kesesi olmayıp da başıboş bir şekilde organlara yayılmasında kesin bir zarar vardır, bunda hiçbir fayda düşünülemez. İşte bu yüzden, organların her an kana dönüştürüp beslenebileceği Doğal Balgama özel bir depo/kese kılınmamışken; kana dönüşemeyen ve başıboş kalırsa zarar veren Sarı Safra ve Kara Safranın her biri için ayrı birer depo (Safra kesesi ve Dalak) tayin edilmiştir.

[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.