🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Mâhûdâne / Habbü'l-Mülûk (Euphorbia lathyris)
Serbest metin
Mâhûdâne / Habbü'l-Mülûk (Euphorbia lathyris)
Habbü'l-Mülük: Tabiatı sıcak ve kurudur. Bazıları nemlidir demiş. İshal ettiği balgamdır. Felce(fâlice), yüz felcine(lakveye) faydalıdır.
[Lehçetül Lügat]
Taratka: Habbü’l-mülüktür. Mim babında mahudane diye zikrolunur. ... Mahudane: Sütleğen tohumudur. Habbü’l-mülük Türkçede ve habbü’s-selatin Türkçede ve Arapçada; latmuris ve larsuris Yunancada; şah-danec-i rumi Takvim kavlinde. Mahudanedir, Farsçada bizzat kafi manasınadır. Buna habbü’l-mülük ve habbü’s-selatin denmekle etibba galata düşüp mülük ve selatin isimlerinden bunu dahi habbü’s-selatin demişler ama habbü’s-selatin mahudane değildir. Habbü’s-selatin bilmek murat ise dal babında dende nazar edesin. Ve bir defa dahi mahudane demekle bazıları mahu dane izafet etmekle mahu demek hap demektir diye vafir galata düşmüşler. Bunun rengi kızıllığa meyillidir, bir zira uzun olur, yoğunluğu parmak kadar olur, ucunda değirmice böğrülce gibi müdevver kılıfı ve içinde üçer tanesi olur, burçak kadar büyük olur, beyaz ve tatlı şekilli olur. Bunun kökü kullanılmaz, kullanılan hapı ve sütü ve tanesinin içi ve yaprağıdır. Ve her ay sütünü alırlar ve sırça kapta saklarlar der. Velhasıl bunun tabiatı Razi kavli üzere üçüncü derecede sıcak ve kurudur derler. İstiskaya ve eklemlere ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve kulunca(kûlunca) faydalıdır. Eğer yaprağını koca horoz etiyle pişirip suyunu içseler ishal eder. Lineti tamam sütleğenler gibidir. Eğer hapından altı yahut yedi tanesini yutsalar balgamı ve sulu keymus safrasını ishal eder ama üzerine soğuk su içeler. Eğer sütünden içseler sair sütleğenler yani sair sütleğen gibi fiili ve ishali vardır. Razi ve Takvimül Edviye kavli üzere bununla ishal ettirmek eklem ağrılarına ve guta(nıkrîse) ve istiskaya(istiskâya) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) faydalıdır ama mideye muvafık değildir. Ama arka ağrılarına ve kulunç ağrılarına muvafıktır. Bu otun bir nevi dahi olur, yaprakları balığa benzer ve yemişi küçük pamuk kozağı gibi olur. Bunun dahi hapına ve kozağına habbü’l-mülük derler, fiili dahi o bir nevi gibidir. Takvimül Edviye kavli üzere nefes aletlerine zararı vardır, ancak meyan balı ve Arap zamkı ıslah eder. Takvim sahibi kavli üzere mideye zararı vardır, ancak anason ve kitre ıslah eder. Bunun bedeli şebremdir, bazıları yarım vezni kadar habbü’n-nil ve çeyrek vezni kadar türbüt dediler. ... Şibab: Mahudane ağacıdır. .. Fülfülü’l-ahras: Mahudane
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Mahudane: Habbü’l-mülüktür. Bir zira uzunu, yoğunluğu parmak kadar olur. Yanlarında uzun yaprakları olur. Badem yaprağına benzer. Uçlarında değirmice kılıflar olur. İçinde üçer tanesi olur. Eğer yedi ya sekiz tane yutsalar üzerine soğuk su içseler balgam ve safrayı ishal ede. Eğer sütünü içseler geri bu ameli ede. Eğer yaprağı tavukla pişirip yeseler geri bu ameli ede. Bazıları der ki, iki türlü olur, birisinin yaprağı ufacık balığa benzer. Parmak uzunluğunca olur der. Zira eğer tohumundan iki dirhem içseler balgam ve safrayı ishal ede. Eklem ağrısına ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve istiskaya(istiskâya) ve kulunca(kûlunca) fayda ede. Evet mideye zarar eder. Gerektir kim, midesi kavi kişi içe. Arka ağrısına dahi fayda eder.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Mahudane: Farsçadır. Manası ishalde bizzat kafi olandır. O, habbü'l-mülük dedikleridir. Ve yine habbü's-selatin dahi derler. Buna tesmiye olunur devalardan kolayı olduğu için. Ve o, bir ottur ki baldırlarında yapraklar olur. Badem yaprağı gibidir. Ve değirmi ve sarı çiçeği vardır. Değirmi kozağı olur. İçinde üç habbesi var, uzun. Ve beyaz kabuğu alındıkta yağlı ve yumuşak içi olur. Ağustosta yetişir. Ve Hint vilayetinde olur. Ve demişler ki Irak'ta dahi bulunur. Ve kuvveti iki yıla değin kalır. Sıcak ve kurudur üçüncüde. Ve eğer yapraklarını horozun eti suyunda iyice dağılıncaya kadar pişirip içseler eklemler ve bel ve siyatik(nisâ') ve gut(nıkris) marazını çözer. Ve çekirdeği, kalın/yoğun kıvamlı(galiz) balgamı ve hamı ayaklardan ve gayrı uzuvdan ihraç eder ve kezalik safravi safrasını. Ve Hekim Davud der ki biz bu otu görmedik. Ancak şöylece bu vilayete gelir. Ve bu isim ile şöhret bulmuş. Ve Çin hintyağı ki dend dedikleri ile maruftur, bir haptır ki kusma ve bulantı getirir ve ağzı ve makatı yakar ve mideyi zayıf eder lakin mezkur olan şeylere faydalıdır. Ve layık odur ki kullandıkları zamanda kabuğunu alıp ve nişastada veya kitrede veya limon suyunda bir gece koyalar, sonra kullana. Zira böyle oldukta zararını ıslah eder. Ve ama zikredilmiş olan habbü'l-mülük akciğere muzırdır. Anason düzelticisidir. Ve şerbeti: Altı habbeye değindir. Ve on beştir diyen garip demiş.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Mahudane: Sütleğen tohumudur. Habbü’l-mülük derler. Etibba galata düşüp mülük ve selatin isimlerinde bunu dahi habbü’s-selatin demişler, ama habbü’s-selatin mahudane değildir. Bu bir ziradan uzun olur, yoğunluğu parmak kadar olur. Yanlarında yaprakları badem yaprağına benzer ve dahi büyük olur. Ucunda değirmice pamuk kozağı gibi küçük kılıfı içinde üçer tanesi olur ve beyaz tatlı şekilli olur. Kendi kullanılmaz, kullanılan hapı ve sütü ve tanesinin içi ve yaprağıdır. Velhasıl bunun tabiatı Razi kavli üzere üçüncü derecede sıcak ve kurudur derler. İstiskaya(istiskâya) ve eklemlere ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve kulunca(kûlunca) faydalıdır. Eğer yaprağını koca horoz etiyle pişirip suyunu içseler ishal eder. İçi tamam sütleğen gibidir. Eğer hapından altı yahut yedi tanesini yutsalar balgamı ve kara keymusunu ishal eder. Şartı, üzerine soğuk su içeler. Lakin mideye muvafık değildir, ama arka ağrılarına ve kulunç ağrılarına muvafıktır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Mahudane: Farsça isimdir. Manası kaim bizatihi yani ishal etmekte yalnız kendisi kifayet eder demektir. Fakir mütercim der ki: Manası bu olunca bu isim Farsça idüğünde nazar vardır. Bu deva şark tabipleri yanlarında habbü’l-mülük demekle maruftur. Nebatının baldırı arşın kadardır ve kalınlığı parmak denli ve içi boştur ve ucunda budakları vardır. Budaklarında olan yapraklar baldırında olan yapraklara benzemez. Baldırında olan yapraklar badem yaprağına benzer, uzunca ve düzcedir ve budaklarında olan yapraklar değirmiliğe meyilli ufaktır. Büyük sarmaşık ve uzun loğusa otu yapraklarına benzer. Sarı çiçeği olur. Çiçekten sonra değirmi kılıflar içinde taneleri biter. Kılıfları kebere kılıflarına benzer. Her birinin içinde birbirinden ayrılmış üçer taneleri olur ve her tanenin başka kılıfı olur. Tanesi burçak tanesi kadar olur ve rengi kızıla meyilli siyahtır ve içi beyazdır ve lezzeti tatlıdır, ince kökü vardır, tıp ilminde kullanılmaz. Bu nebat sütleğen dedikleri nebattan bir sınıftır. Sütü sair sütleğenler sütü gibi ziyade sıcak ve kurudur, ziyade ishal eder. Nebatının cemian eczası sıcak ve kurudur. Kullanılan tanesidir. Tanesinin tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Kitap sahibi der ki: Bizim zamanımızda dend-i Sini dedikleri devaya zikrolunan deva ismini ıtlak ederler. Kitap sahibi der ki: Tabipler bu devayı eğer nebatını ve eğer tanesini bilmedikleri için ve gayrı devayı onun ismi ile tesmiye ettikleri için bu deva ve nebatı hala Irak yani Bağdat ve etrafında mevcut ve maruf değildir. Şöyle malum ola: Eğer tanesinden üçten sekiz taneye varınca yutsalar veyahut dövüp ondan sonra yuvarlak edip soğuk su ile içseler balgam ve safra ve sulu hıltları ishal eyleye. Gah olur nebatının yaprağını yalnız veyahut bazı yenir nesne ile pişirip yerler veyahut içerler kezalik ishal eder. Bazı tabipler derler ki iki dirhemden ziyade kullanmayalar. Bu deva ziyade kusturur. Eğer yutsalar ishal etmesi suhulet üzere ola ama dövülmüş olunca kavi ishal eyleye. Onunla olan ishal eklem ağrılarına ve guta(nıkris) ve siyatik ağrılarına(ırku’n-nesâ agrılarına) ve istiskaya(istiskâya) ve kulunç(kûlenc) marazlarına fayda eder. Bu deva mide ağzına zarar eder. Anason ıslah eder. Oturağa dahi zarar eder. Islahı kitre iledir. Bu devayı soğuk su ishal etmekte harekete getirir yani soğuk su ile içildikte tez ve çok ishal eder.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Habbü'l-Mülük: Tabiatı sıcak ve kurudur. Bazıları nemlidir demiş. İshal ettiği balgamdır. Felce(fâlice), yüz felcine(lakveye) faydalıdır.
[Lehçetül Lügat]
Taratka: Habbü’l-mülüktür. Mim babında mahudane diye zikrolunur. ... Mahudane: Sütleğen tohumudur. Habbü’l-mülük Türkçede ve habbü’s-selatin Türkçede ve Arapçada; latmuris ve larsuris Yunancada; şah-danec-i rumi Takvim kavlinde. Mahudanedir, Farsçada bizzat kafi manasınadır. Buna habbü’l-mülük ve habbü’s-selatin denmekle etibba galata düşüp mülük ve selatin isimlerinden bunu dahi habbü’s-selatin demişler ama habbü’s-selatin mahudane değildir. Habbü’s-selatin bilmek murat ise dal babında dende nazar edesin. Ve bir defa dahi mahudane demekle bazıları mahu dane izafet etmekle mahu demek hap demektir diye vafir galata düşmüşler. Bunun rengi kızıllığa meyillidir, bir zira uzun olur, yoğunluğu parmak kadar olur, ucunda değirmice böğrülce gibi müdevver kılıfı ve içinde üçer tanesi olur, burçak kadar büyük olur, beyaz ve tatlı şekilli olur. Bunun kökü kullanılmaz, kullanılan hapı ve sütü ve tanesinin içi ve yaprağıdır. Ve her ay sütünü alırlar ve sırça kapta saklarlar der. Velhasıl bunun tabiatı Razi kavli üzere üçüncü derecede sıcak ve kurudur derler. İstiskaya ve eklemlere ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve kulunca(kûlunca) faydalıdır. Eğer yaprağını koca horoz etiyle pişirip suyunu içseler ishal eder. Lineti tamam sütleğenler gibidir. Eğer hapından altı yahut yedi tanesini yutsalar balgamı ve sulu keymus safrasını ishal eder ama üzerine soğuk su içeler. Eğer sütünden içseler sair sütleğenler yani sair sütleğen gibi fiili ve ishali vardır. Razi ve Takvimül Edviye kavli üzere bununla ishal ettirmek eklem ağrılarına ve guta(nıkrîse) ve istiskaya(istiskâya) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) faydalıdır ama mideye muvafık değildir. Ama arka ağrılarına ve kulunç ağrılarına muvafıktır. Bu otun bir nevi dahi olur, yaprakları balığa benzer ve yemişi küçük pamuk kozağı gibi olur. Bunun dahi hapına ve kozağına habbü’l-mülük derler, fiili dahi o bir nevi gibidir. Takvimül Edviye kavli üzere nefes aletlerine zararı vardır, ancak meyan balı ve Arap zamkı ıslah eder. Takvim sahibi kavli üzere mideye zararı vardır, ancak anason ve kitre ıslah eder. Bunun bedeli şebremdir, bazıları yarım vezni kadar habbü’n-nil ve çeyrek vezni kadar türbüt dediler. ... Şibab: Mahudane ağacıdır. .. Fülfülü’l-ahras: Mahudane
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Mahudane: Habbü’l-mülüktür. Bir zira uzunu, yoğunluğu parmak kadar olur. Yanlarında uzun yaprakları olur. Badem yaprağına benzer. Uçlarında değirmice kılıflar olur. İçinde üçer tanesi olur. Eğer yedi ya sekiz tane yutsalar üzerine soğuk su içseler balgam ve safrayı ishal ede. Eğer sütünü içseler geri bu ameli ede. Eğer yaprağı tavukla pişirip yeseler geri bu ameli ede. Bazıları der ki, iki türlü olur, birisinin yaprağı ufacık balığa benzer. Parmak uzunluğunca olur der. Zira eğer tohumundan iki dirhem içseler balgam ve safrayı ishal ede. Eklem ağrısına ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve istiskaya(istiskâya) ve kulunca(kûlunca) fayda ede. Evet mideye zarar eder. Gerektir kim, midesi kavi kişi içe. Arka ağrısına dahi fayda eder.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Mahudane: Farsçadır. Manası ishalde bizzat kafi olandır. O, habbü'l-mülük dedikleridir. Ve yine habbü's-selatin dahi derler. Buna tesmiye olunur devalardan kolayı olduğu için. Ve o, bir ottur ki baldırlarında yapraklar olur. Badem yaprağı gibidir. Ve değirmi ve sarı çiçeği vardır. Değirmi kozağı olur. İçinde üç habbesi var, uzun. Ve beyaz kabuğu alındıkta yağlı ve yumuşak içi olur. Ağustosta yetişir. Ve Hint vilayetinde olur. Ve demişler ki Irak'ta dahi bulunur. Ve kuvveti iki yıla değin kalır. Sıcak ve kurudur üçüncüde. Ve eğer yapraklarını horozun eti suyunda iyice dağılıncaya kadar pişirip içseler eklemler ve bel ve siyatik(nisâ') ve gut(nıkris) marazını çözer. Ve çekirdeği, kalın/yoğun kıvamlı(galiz) balgamı ve hamı ayaklardan ve gayrı uzuvdan ihraç eder ve kezalik safravi safrasını. Ve Hekim Davud der ki biz bu otu görmedik. Ancak şöylece bu vilayete gelir. Ve bu isim ile şöhret bulmuş. Ve Çin hintyağı ki dend dedikleri ile maruftur, bir haptır ki kusma ve bulantı getirir ve ağzı ve makatı yakar ve mideyi zayıf eder lakin mezkur olan şeylere faydalıdır. Ve layık odur ki kullandıkları zamanda kabuğunu alıp ve nişastada veya kitrede veya limon suyunda bir gece koyalar, sonra kullana. Zira böyle oldukta zararını ıslah eder. Ve ama zikredilmiş olan habbü'l-mülük akciğere muzırdır. Anason düzelticisidir. Ve şerbeti: Altı habbeye değindir. Ve on beştir diyen garip demiş.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Mahudane: Sütleğen tohumudur. Habbü’l-mülük derler. Etibba galata düşüp mülük ve selatin isimlerinde bunu dahi habbü’s-selatin demişler, ama habbü’s-selatin mahudane değildir. Bu bir ziradan uzun olur, yoğunluğu parmak kadar olur. Yanlarında yaprakları badem yaprağına benzer ve dahi büyük olur. Ucunda değirmice pamuk kozağı gibi küçük kılıfı içinde üçer tanesi olur ve beyaz tatlı şekilli olur. Kendi kullanılmaz, kullanılan hapı ve sütü ve tanesinin içi ve yaprağıdır. Velhasıl bunun tabiatı Razi kavli üzere üçüncü derecede sıcak ve kurudur derler. İstiskaya(istiskâya) ve eklemlere ve guta(nıkrîse) ve siyatiğe(ırku’n-nisâya) ve kulunca(kûlunca) faydalıdır. Eğer yaprağını koca horoz etiyle pişirip suyunu içseler ishal eder. İçi tamam sütleğen gibidir. Eğer hapından altı yahut yedi tanesini yutsalar balgamı ve kara keymusunu ishal eder. Şartı, üzerine soğuk su içeler. Lakin mideye muvafık değildir, ama arka ağrılarına ve kulunç ağrılarına muvafıktır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Mahudane: Farsça isimdir. Manası kaim bizatihi yani ishal etmekte yalnız kendisi kifayet eder demektir. Fakir mütercim der ki: Manası bu olunca bu isim Farsça idüğünde nazar vardır. Bu deva şark tabipleri yanlarında habbü’l-mülük demekle maruftur. Nebatının baldırı arşın kadardır ve kalınlığı parmak denli ve içi boştur ve ucunda budakları vardır. Budaklarında olan yapraklar baldırında olan yapraklara benzemez. Baldırında olan yapraklar badem yaprağına benzer, uzunca ve düzcedir ve budaklarında olan yapraklar değirmiliğe meyilli ufaktır. Büyük sarmaşık ve uzun loğusa otu yapraklarına benzer. Sarı çiçeği olur. Çiçekten sonra değirmi kılıflar içinde taneleri biter. Kılıfları kebere kılıflarına benzer. Her birinin içinde birbirinden ayrılmış üçer taneleri olur ve her tanenin başka kılıfı olur. Tanesi burçak tanesi kadar olur ve rengi kızıla meyilli siyahtır ve içi beyazdır ve lezzeti tatlıdır, ince kökü vardır, tıp ilminde kullanılmaz. Bu nebat sütleğen dedikleri nebattan bir sınıftır. Sütü sair sütleğenler sütü gibi ziyade sıcak ve kurudur, ziyade ishal eder. Nebatının cemian eczası sıcak ve kurudur. Kullanılan tanesidir. Tanesinin tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Kitap sahibi der ki: Bizim zamanımızda dend-i Sini dedikleri devaya zikrolunan deva ismini ıtlak ederler. Kitap sahibi der ki: Tabipler bu devayı eğer nebatını ve eğer tanesini bilmedikleri için ve gayrı devayı onun ismi ile tesmiye ettikleri için bu deva ve nebatı hala Irak yani Bağdat ve etrafında mevcut ve maruf değildir. Şöyle malum ola: Eğer tanesinden üçten sekiz taneye varınca yutsalar veyahut dövüp ondan sonra yuvarlak edip soğuk su ile içseler balgam ve safra ve sulu hıltları ishal eyleye. Gah olur nebatının yaprağını yalnız veyahut bazı yenir nesne ile pişirip yerler veyahut içerler kezalik ishal eder. Bazı tabipler derler ki iki dirhemden ziyade kullanmayalar. Bu deva ziyade kusturur. Eğer yutsalar ishal etmesi suhulet üzere ola ama dövülmüş olunca kavi ishal eyleye. Onunla olan ishal eklem ağrılarına ve guta(nıkris) ve siyatik ağrılarına(ırku’n-nesâ agrılarına) ve istiskaya(istiskâya) ve kulunç(kûlenc) marazlarına fayda eder. Bu deva mide ağzına zarar eder. Anason ıslah eder. Oturağa dahi zarar eder. Islahı kitre iledir. Bu devayı soğuk su ishal etmekte harekete getirir yani soğuk su ile içildikte tez ve çok ishal eder.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Erişim kontrol ediliyor…
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Mâhûdâne / Habbü'l-Mülûk Euphorbia lathyris
El-Mâhiyyetü: Habbü'l-mülûk dedükleridür. Anuñ varakı musannifiñ bilâdında olur, anuñ varakı semek-i sıgâra (küçük balıklara) müşâbihdür, tûl-i isba'da (parmak uzunluğunda) olur ve semeresi benâdık-ı kibâr (büyük fındıklar) mikdârında üçer üçer olur ve ba'zısı andan asgar olur ve semeresi nevrinde (çiçeğinde) üç habbe olur ki levni esveddür. Et-Tab'ı: Derece-i sâlisede hârr ve yâbisdür. Âlâtü’l-Mefâsıli: Evcâ'-ı mefâsıla (eklem ağrılarına) ishâli hasebiyle nâfi'dür ve kezâlik nıkrise ve ırku'n-nesâya nâfi'dür. A'zâ'ü’l-Gızâ: İstiskâya nâfi' olur; bi-kuvvetin (kuvvetle) mugassidür (bulantı/kusma yapıcıdır), mi'deye muvâfık olmaz. A'zâ'ü’n-Nefz: Yetû'ât (südlügenler) misillü müshildür. Ve anuñ varakı dîk-i herim (kart horoz) merakasında (suyunda) tabh olınıp kûlınca nef'i olur. Ve habbından yedi veyâhût altı habb veyâhût ol mikdârı habb kılınmaksızın şürb olındıkdan soñra üzerine mâ'-i bârid (soğuk su) şürb olınsa mirreyi veyâhût balgamı ishâl eder. Ve ekser-i meşrûbı on beş habb olur eger kibâr (büyük) ise ve hubûb-ı sıgârından (küçük tohumlarından) ekser-i mâ-yüşrebü (içilecek en çok miktar) yigirmi aded habb olur. Ve eger anuñ ishâli eblag (daha ulaştırıcı) ve ekser olmak kasd olınur ise ol hubûbuñ madgı (çiğnenmesi) icâde olınur (iyice yapılır) ve eger ishâli mülâyim kılınmak kasd olınur ise ol hubûb bilâ-madg ve alâ-hâlihi (çiğnenmeden ve olduğu gibi) ibtilâ' olınur (yutulur).
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
El-Mâhiyyetü: Habbü'l-mülûk dedükleridür. Anuñ varakı musannifiñ bilâdında olur, anuñ varakı semek-i sıgâra (küçük balıklara) müşâbihdür, tûl-i isba'da (parmak uzunluğunda) olur ve semeresi benâdık-ı kibâr (büyük fındıklar) mikdârında üçer üçer olur ve ba'zısı andan asgar olur ve semeresi nevrinde (çiçeğinde) üç habbe olur ki levni esveddür. Et-Tab'ı: Derece-i sâlisede hârr ve yâbisdür. Âlâtü’l-Mefâsıli: Evcâ'-ı mefâsıla (eklem ağrılarına) ishâli hasebiyle nâfi'dür ve kezâlik nıkrise ve ırku'n-nesâya nâfi'dür. A'zâ'ü’l-Gızâ: İstiskâya nâfi' olur; bi-kuvvetin (kuvvetle) mugassidür (bulantı/kusma yapıcıdır), mi'deye muvâfık olmaz. A'zâ'ü’n-Nefz: Yetû'ât (südlügenler) misillü müshildür. Ve anuñ varakı dîk-i herim (kart horoz) merakasında (suyunda) tabh olınıp kûlınca nef'i olur. Ve habbından yedi veyâhût altı habb veyâhût ol mikdârı habb kılınmaksızın şürb olındıkdan soñra üzerine mâ'-i bârid (soğuk su) şürb olınsa mirreyi veyâhût balgamı ishâl eder. Ve ekser-i meşrûbı on beş habb olur eger kibâr (büyük) ise ve hubûb-ı sıgârından (küçük tohumlarından) ekser-i mâ-yüşrebü (içilecek en çok miktar) yigirmi aded habb olur. Ve eger anuñ ishâli eblag (daha ulaştırıcı) ve ekser olmak kasd olınur ise ol hubûbuñ madgı (çiğnenmesi) icâde olınur (iyice yapılır) ve eger ishâli mülâyim kılınmak kasd olınur ise ol hubûb bilâ-madg ve alâ-hâlihi (çiğnenmeden ve olduğu gibi) ibtilâ' olınur (yutulur).
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
