🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Pelesenk Ağacı ve Eczaları, Yağı vs.

Serbest metin
NOT: BURADA PELESENKİN HEM YAĞI HEMDE AĞACININ DİĞER ECZALARI ELE ALINIR. SADECE PELESENK YAĞI (Özeti) İÇİN bkz: dühnül belesan
(Resim için not: Belesan, Pelesenk (Commiphora). Commiphora eduli pelesenk yağı bölümündeki elimizdeki resime daha çok benziyor ama Commiphora çeşitlerinden oluyormuş.)
Önce detaylı botanik analizi:
Commiphora gileadensis ancak bugün satılan "pelesenk yağları" hiçbir şekilde bu değildir. Bu senede 1 rıtl veya 50 rıtl yağ çıkartan mübarek bir ağaçtır ve Mısır'dan başka bir yerde yetiştirmek zordur. Belesan (Commiphora gileadensis) öyle domates, patates gibi her toprağa ekilip çoğaltılabilen bir bitki değil. Kızıldeniz etrafının, Yemen'in ve Hicaz'ın çok spesifik, kurak ve kayalık çöl iklimini istiyor. Mısır'daki o "Aynü'ş-şems" (Matariyye) bahçeleri bile aslında orijinal memleketi değildi, sultanların özel koruması altında binbir zorlukla yaşatılan bir bahçeydi ve 16. yüzyıldan sonra o bahçeler kurudu, yok oldu. Ağaç o kadar inatçı ki (metinde "senede ancak 1 rıtl çıkar" diyor), dünyada kimse bunu ticari boyutta yetiştiremedi. Bugün bile asıl "Balsam of Mecca" dünyadaki en nadir ve bulunması en zor reçinelerden biridir. Ancak "Ve Yeni Dünya'da bir ağaçtan bir nev dühn ahz olunur ki o dühnde dühn-i belesân menfacati vardıt, dühn-i belesâna her fiilde bedel olur." Sözüne dikkat edersek; Bu İbn-i Sina'nın asıl Commiphora belesanı değil; Osmanlı tabiplerinin Amerika (Yeni Dünya) keşfedildikten sonra "Belesan yerine bedel (ikame) olarak kullanılır" dedikleri Copaiba (Copaifera reticulata/officinalis) ağacının reçinesidir!
Zamanla asıl Mısır/Yemen Belesanı o kadar nadirleşmiş ve pahalılanmış ki, Osmanlı tıbbı ve Avrupa eczacılığı Yeni Dünya'dan (Güney Amerika) gelen bu "Copaiba" reçinesine ve "Guaiacum" ağacına Türkçede Pelesenk demeye başlamış. Bugün Türkiye'de aromaterapide "Pelesenk" dendiğinde akla Mısır Belesanı değil, Brezilya Copaiba'sı gelir. Şahsen tecrübe etmedim, 300 TL'ye 50 ml "Pelesenk Yağı" satan güya sözde güvenilir markaların tabiki de doğru olmasına imkan yoktur. Ancak 10 ML için 1300-3500 TL arası isteyen firmaların Pelesenkleri denenmelidir. Fırsat bulursam ben de deneyeceğim inşallah, ancak orjinal pelesenk değil ve kitaplarda bahsedildiği gibi "Süte damlatılırsa sütü dondurur, suya damlatılırsa suyun kıvamını koyulaştırır, demire damlatılırsa alevlenip şule verir veya parlar" manasındaki testleri geçmesi de mümkün değildir. Sadece diğer fiillerinde pelesenke "bedel" olabilme ihtimali yüksektir, çünkü metinlerde bahsedilen "yeni dünyadaki pelesenke her fiili ile bedel olan yağ" ın bu olduğunu ümit ediyorum. Menşei Hindistan olanlara güven olmaz, bu yağa binlerce yıldır hile yapılmaktayken günümüzde bunlara güvenmek çok zor! Brezilya/Amazon menşeili olmak zorunda;
Gurjun Balsamı Hilesi (Hint Pelesengi)
Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yetişen Dipterocarpus türü ağaçlardan elde edilen Gurjun Balsamı diye çok daha ucuz bir reçine vardır. Kokusu, yapısı ve rengi Copaiba'ya (Brezilya pelesengine) o kadar benzer ki, piyasada ucuz Copaiba satmak isteyenler ya tamamen Gurjun balsamını Copaiba diye satarlar ya da gerçek Copaiba'yı bununla seyreltirler. Hindistan menşeli ucuz bir ürün çoğu durumda saf Brezilya Copaiba'sı değil, Hindistan menşeli bu alternatif veya seyreltilmiş versiyondur.
Kanun'dan başlayalım:
Mahiyeti: Disküridüs (Dioskorides) der ki; belesan Mısır ağacıdır, Mısır'da Aynü'ş-şems adlı mevkide yetişir, başka mahallerde olmaz. Yaprağı ve kokusu sedef otu (sezab) yaprağına ve kokusuna benzer velakin belesan yaprağı beyaza çokça meyleder ve ağacının boyu meşe (hudad) boyu kadar olur ve belesanın yağı tohumundan (habbından) daha üstündür (efdaldir). Ve yağının alınma usulü budur: Şi'ra dedikleri yıldızın doğuşundan (tulu'undan) sonra demirden yapılmış neşter (mişrat) ile o ağaç çizilir (şart olunur), sızan/terleyen (tereşşuh eden) sıvı (rutubet) bir parça pamuk ile toplanır ve o yağ senede toplam rıtlları geçmez, yani az rıtllar (ertâl-ı kalile) olur. (Mütercim Notu: Ve bu kelamdan anlaşılan rıtldan az olur demektir, zira "ertâl" azlığın çoğuludur, on sayısının altında kullanılır. Lakin diğer müfredatlarda yazıldığı üzere o ağaçlardan senede hasıl olan yağ elli rıtla ulaşır. Matbu nüshada mezkurdur ki, Dioskorides der ki bu ağaç ancak Yahudi beldelerinde ve onun çukurunda (gavrında) Filistin'de olur; pürüzlülük (huşunet), uzunluk ve incelikte muhtelif olur. Son söz
[İntehâ]
Belesan: Belesan ağacıdır. Efrenci türlerine belesan ağacı, habb-ı belesana ve dühn-i belesana kendi dillerinde isim verirler. Belesan ağacının yaprağı sedef otu gibidir. Belesan olduğu ve yağını aldıkları mahalle Aynü'ş-şems derler. Mesela belesan ağacını demir ile yarıp yıl tamam oldukta ondan sızan şeyi alırlar, belesan yağı dedikleri oldur. En iyisini adamın avucu içine koysalar ol bir yanından zahir olur ve kokusunun asla ekşiliği olmaya, en iyisi oldur. Belesan yağı kuvvetli yağdır. Yağı tohumundan yeğdir, tohumu kökünden yeğdir.
Habbü'l-belesan: Belesan tohumudur. Minhac sahibinin sözü "buna heyufarikundur" demiş, amma sehivdir (hatadır). İhtiyarat sahibi dahi sehivdir demiş. Farikun dedikleri heyufarikundur. Habb-ı belesan Mısır otudur (Mısri'dir), gayrı yerde olmaz. Aynü'ş-şems adlı mahalde olur derler. Tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur. Balgam ve sevda ve akciğerde (öykende) olan sıcak şişlik için faydalıdır. Öksürüğe, siyatiğe, baş dönmesine (sedr), saraya, idrar zorluğuna ve canavarlar soktuğuna faydalıdır. Tohumunun (habbının) şerbet miktarı beş dirhemdir. Bunu kaynatıp avratlar içinde otursalar rahimleri açar. Calinus sözü: Eski ve yeni baş ağrılarına faydalı ve mide ağrılarına müfittir. Rufos sözü: Mide soğukluğuna faydalıdır; saçkıran (dâü's-sa'lebe) ve yılancık (dâü'l-hayye) hastalıklarında kılları bitirir ve kıl köklerine kuvvet verir. Dioskorides sözü: Mideye kuvvet verir, ta'ama iştah getirir ve midede olan balgamı giderir ve yan başı ağrısına, astım (rebv) öksürüğüne ve nefes darlığına faydalıdır. Bazıları iki dirhemden üç dirheme dek caiz görmüşler. Amma ekser iki dirhem olanı, yağı olmaktır. Sâhibü'l-Akâkîr sözü üzere şerbet miktarı beş dirhemdir demiş. Amma mesaneye ve idrar yollarına zararlıdır, illa kitre ve mersin yemişi ıslah eder. Bedeli kendi kadar belesan köküdür, bazıları bir buçuk derler. Ve bazıları yarım vezni kadar selika (seliha) kabuğu ve onda biri (öşrü) kadar besbase dediler.
Kûrsânâ: Belesan köküdür Belesan ile beraber (ma'ân) kökü zikrolunur.
[Nizamü'l-Edviye]
Belesan: Bir ağaçtır reyhan gibi, sonra büyük hatta menengiç (butum) ağacı kadarı olur ne zaman ki terbiyesi iyi olsa. Ve insana zararı olan sıcak gibi ve soğuk gibi, ona dahi zararı pes. Evla olan oldur ki zamanı hasebiyle ona terbiye edeler. Ve ol, bu ağaç bittiği yerde Aynü'ş-şems demekle meşhur Mısır köylerinde bir köydür. Hıristiyan (Nasara) kitaplarında zikrolunur ki Hazreti Meryem aleyhisselam Hazreti İsa'yı alıp kaçtıkta Mısır diyarında Matariyye dedikleri köye indiklerinde (nazil oldukta) ve kuyunun yanında durup esbabını yıkayıp safi olduğunda bu ağaç orada bitti. Ve Nasraniler ol ağaca gayetle tazim ederler. Ve bunun yağını kendi ağırlığınca (iki ağırı) altına alırlar. Ve mamure dedikleri suda koyarlar. Zahitler ve abitler katında teberrük için koyarlar. Ol, gayetle nefistir ve misli yoktur. İyisi yenisidir ve kokusu iyi ve ağacı kızıl ve kabuğu sarı olanıdır. Ve yağların iyisi oldur ki, Şi'ra-yı Yemani ki bir yıldızın adıdır, ol yıldız çıktığı zamanda ağacını yaralayıp (cerh edip), ondan çıkanı ki zamk gibidir, tutarlar. Ve ol yağ şu vechle sınanır (imtihan olunur): Suya batırmakla ya kesmekle veyahut pamuğu onun ile ıslatalar ve yıkayalar eseri kalmaya; veya yünü onun ile ıslatalar ve yakalar zarflara yapışa ve şişirmeye, amma yanması parmakta yahut esbabda. Ve bunlara zararı olmamakla onun halis idüğüne delalet etmez. Zira yüksek (ali) şarap ki rakı/arakla meşhurdur, ve neftin yağı yine bu hassaları verir ve ona benzer. Ve belesandan tutulan ikinci derecede sıcak ve üçüncü derecede kurudur, ya evvelkide rutubetlidir ya mutedildir. Baş ağrısının sair çeşitlerine, sağırlığa, göz karanlığına (zulmetine) ve beyaza ve göze inen perdeye (sebleye) ve kaşıntıya (hıkkeye), boğaz ağrısına, nefes darlığına ve astım (rebv) marazına, öksürüğe (su'leye), mide, ciğer, böbrekler ve dalak zayıflığına, idrar yanmasına (sidik ihtirakına), idrar tutamamaya (selsetil bevle) ve bağırsak hastalıklarına (haşaya) ve makat hastalıklarına, felce ve takviyeye, eklem ağrılarına (mefasıla), guta (nikrise) ve siyatiğe (nisa'aya) faydalıdır. Ve bilcümle bütün hastalıklara (emrazlara) çok büyük faydası vardır sürmekle ve içmek ile, müfret ya başka şeylerle beraber (mael gayrı). Ve ol yağlar da terkiplerde panzehir (tiryak) gibidir. Ve ol, zehirleri (sümumu) def eder. Ve yağından sonra danesinin faydası da ona beraber gelir: Sarada, melankolide, tıkanıklıklarda (süddelerde) ve batan dikeni ve kemiği çıkarmada. Ve çekirdeğinden sonra onun ağacı ona beraberdir ve bunlardan sonra yaprakları, adı geçen (mezkur) şeylerde. Ve eğer eczalarını zeytinyağı ile koyu oluncaya dek pişirseler, sözü edilen fiillerde (if'ali mezkurede) yağına yakın olur. Ve onun böbreklere zararı vardır. Kitre, ban yağı ve çeyreği kadar (rub'ınca) eski zeytinyağı onun ıslah edicisidir. Ve bir sözde demişler; mislince sirke yağı veya kafur suyu ya meya-i saile ve onun çekirdeği (ıslah eder). Bedeli; yarısı kadar selika (seliha) kabuğu, ve ağacının bedeli beş katı kadar selikadan. Ve bir sözde demişler; selika kabuğu ile çekirdeği yerine on katı besbase. Ve Davud der ki: Bir meçhul kitapta gördüm, ne zaman zeytinyağını kendi kadarı su ile karıştıralar ve pişireler suyu mahvoluncaya kadar, sonra yine kadarı su karıştıralar ve pişireler yine suyu gidince, tamam yetmiş kereye değin böyle edeler; belesan yağının yerini tutar murat olunan şeylerde. Ve riayet olunmuş ki kiremit/kerpiç yağı dahi onun yerini tutar. Ve şu an (el-an) Mısır'da belesan yağı bulunmamaktadır (ma'düm). Ve büyük panzehirde (tiryak-ı farukta) işledikleri; belesan odunu (beşam udı), besbase, günlük (mey'a) ve turp tohumunun yağı bütün eczalarını beraber edip on katı kadar zeytinyağı ile pişireler, ta ki dört bölükten bir bölük kalıncaya dek, ondan saklayalar ve belesan yağı yerine kullansalar (istimal edeler).
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Belesan: Belesan ağacıdır ki Mısır yakınında (kurbında) Ayn Şems dedikleri yerde olur. Yaprağı sedef otu (sezab) yaprağı gibidir. Belesan yağını aldıkları mahalle Ayn Şems derler. En iyisini (a'lasını) adamın avucu içine koysalar ol bir yanından yağ zahir olur. Tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Cümle ağulu ve zehirli otlar zararını (mazarratın) men eder ve böbrek taşlarını kırar ve balgami hastalıklara (emraza) faydalıdır. Yağı tohumundan (habbından) yeğdir ve tohumu kökünden yeğdir.
Habbü'l-belesan: Belesan tohumudur. Mısır'da Aynü'ş Şems adlı mahalde olur, gayrı yerde olmaz. Tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur. Balgam ve sevda için ve akciğerde (öykende) olan sıcak şişlik için faydalıdır. Öksürüğe, siyatiğe (ırku'n-nisaya), göğüs hastalıklarına (sadreye), saraya, idrar zorluğuna (usrü'l-bevle) ve canavar soktuğuna faydalıdır. Tohumunun (habbın) şerbet miktarı beş dirhemdir. Calinus sözü üzere yeni ve eski baş ağrılarına müfittir ve mide ağrılarına faydalıdır.
[Tuhfetül Eribin]
Belesan: Büyük ağaçtır, şu an (hala) Mısır'dan gayrı yerde bulunmaz. Mısır'da Ayn-ı Şems derler meşhur yerde bulunur, menengiç (habbetü'l-hazra) ağacı kadar büyük olur. Yaprağı sedef otu (sezab) yaprağına benzer amma bunun yaprağının beyazlığı ve yuvarlaklığı ziyadedir. Bu ağaç bütünüyle eczasıyla tabiatı sıcak ve kurudur. Harareti ve kuruluğu üçüncü dereceye yakındır. Uzunluğa meyil eder, yuvarlaklığı tamam değil danesi vardır. Danesinin ağacından ve yaprağından sıcaklığı ziyadedir. Danesinin inceliği yağından azdır. Yağının cümle eczalarından inceliği ve sıcaklığı ziyadedir ve fiili keskindir. Yağını çıkarmanın usulü budur ki, yıldızlardan Şi'ri-i Yemaniyye doğduğunda (tulu' eyledikte) belesan ağacını demir neşter ile çizip içinden akıp cem ederler. Kitap sahibi der ki: Bir yılda ol ağaçlardan elli rıtl miktarı cem olunup iki katı (iki vezni) miktarı gümüşe veyahut altına satarlar. Fakir mütercim der ki: Ben Mısır'a vardım, ol mahalli gördüm, hala senede bir rıtl hasıl olur olmaz diye cevap verdiler. Rıtldan murat yüz kırk dört dirhemdir. Belesan yağının iyisi oldur ki yeni olup kokusu kuvvetli ola ve ekşiliği olmaya, rengi ziyade bulanık su rengine benzeye ve kızıla meyil ede, tez dağıla, bir miktarını azıcık suya damlatsalar suyu süt gibi koyu eyleye. Ağıza alındıkta ağzı tutucu/büzücü (kabız) yani büze ve bir miktar acıta. Belesan yağına çok türlü hile edip belesandır diye satarlar (bey' ederler). Bazıları menengiç veyahut kına veyahut mastıka ağacı veyahut süsen veyahut ban veyahut kına dedikleri deva yağlarından karıştırıp hile eder. Bazıları balı veyahut mumu mersin yağıyla veyahut kına yağıyla veyahut çam sakızı (ratinec) yağıyla karıştırıp sonra belesan yağına karıştırıp hile eder. Safisi şu vechle bilinir ki bir miktarını yün üzerine damlatıp yünü boyarlar. Eğer eseri kalmaz ise safidir ve eğer yağlılığı kalırsa safi değildir, hilelidir ve safisini süte damlatsalar sütü dondurur ve eğer suya damlatsalar onu dahi koyultur. Hileli olan suyun üzerine gelip batmaz. Bazısı suyun üzerinde dağılır ve bazısı batar. Dahi safisi şu vechle bilinir ki eğer safisinden yeşil nesne üzerine koysalar alevlenir ve eğer çuvaldızı içine batırıp ateşe tutsalar yanıp alev ola. Dahi şol vechle bilinir ki içine yün parçasını bulayıp toprak bardak altına koyup bardak içinde ateş edeler. Eğer yün parçası yanıp bardağa yapışıp dağılmazsa safidir ve eğer dağılırsa hilelidir. Dahi şol vechle bilinir ki pak ve beyaz bez üzerine damlatalar. Eğer dağılıp derhal (fi'l-hal) sakin olursa safidir, eğer olmazsa hilelidir. Bazıları demişler safisi suda evvela batıp sonra üzerine gelir. Böyle diyenler hata (galat) etmişlerdir. Bazıları zeytinyağı ve belesan budakları ve yapraklarından yağ ederler amma böyle olan yağın kuvveti belesanda olan kuvvet gibi değildir ve ona yakın dahi değildir. Belesan yağı çoktan durup eski olucak koyulanıp kuvveti bozulur. Bazı kavim demişler ki kırk yıla değin bozulmaz yani kuvveti gitmez. Ağacının budaklarının iyisi oldur ki taze ve ince ve kızıl olup kokusu güzel ve eli tırmalar, iri olup belesan yağı gibi kokusu ola. Ve danesinin iyisi oldur ki rengi sarı ile kızıl yani aşkar olup büyük ve dolu ve ağır olup dili acıta ve azıcık çimdikleye ve kokusu belesan yağı kokusu ola. Belesan danesine benzer bir dane vardır. Gah olur ki onunla hile edip belesan danesidir diye satarlar amma ol dane küçüktür ve içi boştur, kuvveti zayıftır, lezzeti karabiber lezzeti gibidir. Belesan yağının harareti ziyade değildir. Nitekim bazı hekimler böyle vehmetmişlerdir, belki sıcaklığı ve kurutması ancak ikinci derecededir. Gözde karanlığı açar. Eğer avratlar iç yağıyla ve gül yağıyla rahmine alsalar (götürünseler) rahimleri soğukluğunu giderir ve çocuk sonunu (meşimeyi) ve çocuğu çıkarır. Eğer onunla yağlansalar şiddetli titremeyi (nafızı) giderir ve yaramaz ve irinli olan çıbanları pak eyleye. Nafız, üşüyüp pek pek titremeye derler. Eğer içseler idrar söktürüp soğuktan ve koyu nesnelerden güç ile efşan edene fayda ola. Eğer taze süt ile yarım miskal miktarını içseler kaplanboğan (hanıku'n-nemr) dedikleri zehirden ve zehirli canavarlar soktuğuna fayda eyleye. Şişlikleri ve gayrı nesneleri eritmek (tahlil) için olan yağlara girer. Danesinin harareti ve kuvveti yağından sonradır yani aşağıdır. Akciğerde (öykende) olan sıcak şişi ve göğüs perdesinde çıbanı veyahut öksürüğü veyahut siyatik (ırku'n-nesa) marazı veyahut sarayı veyahut tıkanıklıkları (süddeleri) veyahut dik solumayı (intisab-ı nefes) yani doğrulmayınca nefes almaya kadir olmamak veyahut güç ile idrar etmek veyahut bağırsak ağrısı veyahut zehirli canavarlar soktukları kimselere bir miskal miktarını içirmekle ziyade fayda eder. Eğer rahmi tütsülemek için ettikleri nesnelere katsalar rahim ağrılarına fayda eyleye. Eğer pişirip içine otursalar rahmi açıp içinde yaşlığı dışarı çeker. Budaklarını pişirseler ol dahi bu faydayı verir amma zayıftır. Eğer budaklarından bir okka (vakıyye) miktarını veyahut ağacından iki okka miktarını iki rıtl su içinde yarım rıtl kalıncaya değin pişirip içseler yemek hazım olmamasına ve sinirler büzülmesine yani kasılma (teşennüc) marazına fayda ede ve idrar söktürür. Eğer danesine gök süsen kökünü karıştırsalar başta olan çıbanlara fayda eyleye. Güzel kokular devalarına dahi girer. Eğer yağından rahmine alsalar avrat yüklü olmasına yardım ede. Eğer içseler kavukta ve böbrekte olan taşları ufalaya. Eğer penise (zekere) ovsalar süstlüğünü(gevşekliğin,/iktidarsızlığını) giderir, tecrübe edilmiştir (mücerrebdir). Eğer ağrısı olan kulak içine damlatsalar ağrısını sakin eyleye. Eğer akrep soktuğu yer üzerine sürseler fayda ede. Kezalik budaklarından ve danesinden ve yaprağından yakı etseler veyahut danesinden yeseler veyahut yapraklarını ve budaklarını pişirip suyunu içseler fayda ede ve yoğun (galiz) hıltlardan olan şişlikleri indirir. Eğer zufa dedikleri nebatı su ile pişirip suyundan bir fincan (üsküre) yani otuz altı dirhem miktarı üzerine belesan yağından bir buçuk denk miktarı damlatıp göğüste öksürüğü olan kimse içse ziyade fayda eyleye, kezalik belesan yağıyla göğsünü ovsalar fayda eyleye. Eğer alaca (baras) ve vitiligo (behak) üzerine nice kere sürtseler rengini giderir. Eğer belesan yağıyla zambak yağını karıştırıp içine bir fitil bulayıp sektesi veyahut donması (cümudu) olan kimse rahmine alsa ziyade fayda eyleye. Sekte diye, beyin içinde ruhi yolları tıkanıp bedene vasıl olmamaktan his ve hareket kalmamaya derler. Donma (cümud), beyin donmasına derler. Eğer su inmeye (katarakt) başlayan göze sürme gibi çekseler fayda eyleye. Eğer bir denkten üç denge varınca miktarını bir okka miktarı acı badem yağıyla karıştırıp bedeni ziyade soğuklayıp bedeninde titremek ve seğirmek peyda olup nabzı gittikçe küçük olmaya başlayan kimseye içirseler bi-iznillahi teala iyi ola. Eğer yaprağını dövüp suyunu sıkıp boğazına sülük yapışmış olan kimseye içirseler sülüğü dışarı eyleye. Eğer rutubet sebebi ile başı ağrıyan kimsenin beynini (dimağını) sıkılmış suyu ile tekmid yani sıcak iken beynine koysalar ziyade fayda eyleye. Eğer belesan ağacının kabuğunu yakıp sirke ile yoğurup siğillere sürseler siğilleri koparır. Eğer taze kabuğunu bal ile murabba (reçel/koyu tatlı) etseler mideye kuvvet ve fayda verip yaramaz yaşlığını giderir. Belesan yağı hassasındandır ki eğer demiri onunla bulasalar şu'le verir, çam sakızı (ratinec) ile hilelisi olan dahi şule verir. Önceki zikrolunan sair alametler ile fark olunur. Çam sakızı (ratinec), çam ve fıstık ağaçları sakızıdır. Belesan yağı bulunmasa ne miktar lazım ise ol miktar çeyreği yani dört paydan bir pay eski zeytinyağından ve yarım miktarı ban yağından ve tamam ol miktar kadi (?) yağından alıp istimal edeler. Bedeli, bazıları demişler bedeli kafur suyundan ağırlığı miktar ve belesan tohumundan misli miktarıdır. Bazıları akıcı günlük (mi'a-i saile) dir demişler. Danesine bedel selika kabuğundan yarım ağırlığı ve besbaseden onda bir ağırlığıdır. Bazıları demişler belesan budaklarından bir buçuk ağırlığıdır. Budaklarına bedel selika kabuğundan beş miktardır.
[Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Faydaları: Belesan bütün dillerde bilinir. Sıcaktır (ıssıdır), kurudur. İdrar (sidik) yolunu açar, işetir. Ve onun yağını soğuk hastalıklara sürtüncek yarar, ne ki şişlikleri varsa giderir.
[Kitabı Tıbb - Kitabı İbnBytr2]
(Resim için not: Belesan, Pelesenk (Commiphora). Commiphora eduli pelesenk yağı bölümündeki elimizdeki resime daha çok benziyor ama Commiphora çeşitlerinden oluyormuş.)
Önce detaylı botanik analizi:
Commiphora gileadensis ancak bugün satılan "pelesenk yağları" hiçbir şekilde bu değildir. Bu senede 1 rıtl veya 50 rıtl yağ çıkartan mübarek bir ağaçtır ve Mısır'dan başka bir yerde yetiştirmek zordur. Belesan (Commiphora gileadensis) öyle domates, patates gibi her toprağa ekilip çoğaltılabilen bir bitki değil. Kızıldeniz etrafının, Yemen'in ve Hicaz'ın çok spesifik, kurak ve kayalık çöl iklimini istiyor. Mısır'daki o "Aynü'ş-şems" (Matariyye) bahçeleri bile aslında orijinal memleketi değildi, sultanların özel koruması altında binbir zorlukla yaşatılan bir bahçeydi ve 16. yüzyıldan sonra o bahçeler kurudu, yok oldu. Ağaç o kadar inatçı ki (metinde "senede ancak 1 rıtl çıkar" diyor), dünyada kimse bunu ticari boyutta yetiştiremedi. Bugün bile asıl "Balsam of Mecca" dünyadaki en nadir ve bulunması en zor reçinelerden biridir. Ancak "Ve Yeni Dünya'da bir ağaçtan bir nev dühn ahz olunur ki o dühnde dühn-i belesân menfacati vardıt, dühn-i belesâna her fiilde bedel olur." Sözüne dikkat edersek; Bu İbn-i Sina'nın asıl Commiphora belesanı değil; Osmanlı tabiplerinin Amerika (Yeni Dünya) keşfedildikten sonra "Belesan yerine bedel (ikame) olarak kullanılır" dedikleri Copaiba (Copaifera reticulata/officinalis) ağacının reçinesidir!
Zamanla asıl Mısır/Yemen Belesanı o kadar nadirleşmiş ve pahalılanmış ki, Osmanlı tıbbı ve Avrupa eczacılığı Yeni Dünya'dan (Güney Amerika) gelen bu "Copaiba" reçinesine ve "Guaiacum" ağacına Türkçede Pelesenk demeye başlamış. Bugün Türkiye'de aromaterapide "Pelesenk" dendiğinde akla Mısır Belesanı değil, Brezilya Copaiba'sı gelir. Şahsen tecrübe etmedim, 300 TL'ye 50 ml "Pelesenk Yağı" satan güya sözde güvenilir markaların tabiki de doğru olmasına imkan yoktur. Ancak 10 ML için 1300-3500 TL arası isteyen firmaların Pelesenkleri denenmelidir. Fırsat bulursam ben de deneyeceğim inşallah, ancak orjinal pelesenk değil ve kitaplarda bahsedildiği gibi "Süte damlatılırsa sütü dondurur, suya damlatılırsa suyun kıvamını koyulaştırır, demire damlatılırsa alevlenip şule verir veya parlar" manasındaki testleri geçmesi de mümkün değildir. Sadece diğer fiillerinde pelesenke "bedel" olabilme ihtimali yüksektir, çünkü metinlerde bahsedilen "yeni dünyadaki pelesenke her fiili ile bedel olan yağ" ın bu olduğunu ümit ediyorum. Menşei Hindistan olanlara güven olmaz, bu yağa binlerce yıldır hile yapılmaktayken günümüzde bunlara güvenmek çok zor! Brezilya/Amazon menşeili olmak zorunda;
Gurjun Balsamı Hilesi (Hint Pelesengi)
Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yetişen Dipterocarpus türü ağaçlardan elde edilen Gurjun Balsamı diye çok daha ucuz bir reçine vardır. Kokusu, yapısı ve rengi Copaiba'ya (Brezilya pelesengine) o kadar benzer ki, piyasada ucuz Copaiba satmak isteyenler ya tamamen Gurjun balsamını Copaiba diye satarlar ya da gerçek Copaiba'yı bununla seyreltirler. Hindistan menşeli ucuz bir ürün çoğu durumda saf Brezilya Copaiba'sı değil, Hindistan menşeli bu alternatif veya seyreltilmiş versiyondur.
Kanun'dan başlayalım:
Mahiyeti: Disküridüs (Dioskorides) der ki; belesan Mısır ağacıdır, Mısır'da Aynü'ş-şems adlı mevkide yetişir, başka mahallerde olmaz. Yaprağı ve kokusu sedef otu (sezab) yaprağına ve kokusuna benzer velakin belesan yaprağı beyaza çokça meyleder ve ağacının boyu meşe (hudad) boyu kadar olur ve belesanın yağı tohumundan (habbından) daha üstündür (efdaldir). Ve yağının alınma usulü budur: Şi'ra dedikleri yıldızın doğuşundan (tulu'undan) sonra demirden yapılmış neşter (mişrat) ile o ağaç çizilir (şart olunur), sızan/terleyen (tereşşuh eden) sıvı (rutubet) bir parça pamuk ile toplanır ve o yağ senede toplam rıtlları geçmez, yani az rıtllar (ertâl-ı kalile) olur. (Mütercim Notu: Ve bu kelamdan anlaşılan rıtldan az olur demektir, zira "ertâl" azlığın çoğuludur, on sayısının altında kullanılır. Lakin diğer müfredatlarda yazıldığı üzere o ağaçlardan senede hasıl olan yağ elli rıtla ulaşır. Matbu nüshada mezkurdur ki, Dioskorides der ki bu ağaç ancak Yahudi beldelerinde ve onun çukurunda (gavrında) Filistin'de olur; pürüzlülük (huşunet), uzunluk ve incelikte muhtelif olur. Son söz
[İntehâ]
Belesan: Belesan ağacıdır. Efrenci türlerine belesan ağacı, habb-ı belesana ve dühn-i belesana kendi dillerinde isim verirler. Belesan ağacının yaprağı sedef otu gibidir. Belesan olduğu ve yağını aldıkları mahalle Aynü'ş-şems derler. Mesela belesan ağacını demir ile yarıp yıl tamam oldukta ondan sızan şeyi alırlar, belesan yağı dedikleri oldur. En iyisini adamın avucu içine koysalar ol bir yanından zahir olur ve kokusunun asla ekşiliği olmaya, en iyisi oldur. Belesan yağı kuvvetli yağdır. Yağı tohumundan yeğdir, tohumu kökünden yeğdir.
Habbü'l-belesan: Belesan tohumudur. Minhac sahibinin sözü "buna heyufarikundur" demiş, amma sehivdir (hatadır). İhtiyarat sahibi dahi sehivdir demiş. Farikun dedikleri heyufarikundur. Habb-ı belesan Mısır otudur (Mısri'dir), gayrı yerde olmaz. Aynü'ş-şems adlı mahalde olur derler. Tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur. Balgam ve sevda ve akciğerde (öykende) olan sıcak şişlik için faydalıdır. Öksürüğe, siyatiğe, baş dönmesine (sedr), saraya, idrar zorluğuna ve canavarlar soktuğuna faydalıdır. Tohumunun (habbının) şerbet miktarı beş dirhemdir. Bunu kaynatıp avratlar içinde otursalar rahimleri açar. Calinus sözü: Eski ve yeni baş ağrılarına faydalı ve mide ağrılarına müfittir. Rufos sözü: Mide soğukluğuna faydalıdır; saçkıran (dâü's-sa'lebe) ve yılancık (dâü'l-hayye) hastalıklarında kılları bitirir ve kıl köklerine kuvvet verir. Dioskorides sözü: Mideye kuvvet verir, ta'ama iştah getirir ve midede olan balgamı giderir ve yan başı ağrısına, astım (rebv) öksürüğüne ve nefes darlığına faydalıdır. Bazıları iki dirhemden üç dirheme dek caiz görmüşler. Amma ekser iki dirhem olanı, yağı olmaktır. Sâhibü'l-Akâkîr sözü üzere şerbet miktarı beş dirhemdir demiş. Amma mesaneye ve idrar yollarına zararlıdır, illa kitre ve mersin yemişi ıslah eder. Bedeli kendi kadar belesan köküdür, bazıları bir buçuk derler. Ve bazıları yarım vezni kadar selika (seliha) kabuğu ve onda biri (öşrü) kadar besbase dediler.
Kûrsânâ: Belesan köküdür Belesan ile beraber (ma'ân) kökü zikrolunur.
[Nizamü'l-Edviye]
Belesan: Bir ağaçtır reyhan gibi, sonra büyük hatta menengiç (butum) ağacı kadarı olur ne zaman ki terbiyesi iyi olsa. Ve insana zararı olan sıcak gibi ve soğuk gibi, ona dahi zararı pes. Evla olan oldur ki zamanı hasebiyle ona terbiye edeler. Ve ol, bu ağaç bittiği yerde Aynü'ş-şems demekle meşhur Mısır köylerinde bir köydür. Hıristiyan (Nasara) kitaplarında zikrolunur ki Hazreti Meryem aleyhisselam Hazreti İsa'yı alıp kaçtıkta Mısır diyarında Matariyye dedikleri köye indiklerinde (nazil oldukta) ve kuyunun yanında durup esbabını yıkayıp safi olduğunda bu ağaç orada bitti. Ve Nasraniler ol ağaca gayetle tazim ederler. Ve bunun yağını kendi ağırlığınca (iki ağırı) altına alırlar. Ve mamure dedikleri suda koyarlar. Zahitler ve abitler katında teberrük için koyarlar. Ol, gayetle nefistir ve misli yoktur. İyisi yenisidir ve kokusu iyi ve ağacı kızıl ve kabuğu sarı olanıdır. Ve yağların iyisi oldur ki, Şi'ra-yı Yemani ki bir yıldızın adıdır, ol yıldız çıktığı zamanda ağacını yaralayıp (cerh edip), ondan çıkanı ki zamk gibidir, tutarlar. Ve ol yağ şu vechle sınanır (imtihan olunur): Suya batırmakla ya kesmekle veyahut pamuğu onun ile ıslatalar ve yıkayalar eseri kalmaya; veya yünü onun ile ıslatalar ve yakalar zarflara yapışa ve şişirmeye, amma yanması parmakta yahut esbabda. Ve bunlara zararı olmamakla onun halis idüğüne delalet etmez. Zira yüksek (ali) şarap ki rakı/arakla meşhurdur, ve neftin yağı yine bu hassaları verir ve ona benzer. Ve belesandan tutulan ikinci derecede sıcak ve üçüncü derecede kurudur, ya evvelkide rutubetlidir ya mutedildir. Baş ağrısının sair çeşitlerine, sağırlığa, göz karanlığına (zulmetine) ve beyaza ve göze inen perdeye (sebleye) ve kaşıntıya (hıkkeye), boğaz ağrısına, nefes darlığına ve astım (rebv) marazına, öksürüğe (su'leye), mide, ciğer, böbrekler ve dalak zayıflığına, idrar yanmasına (sidik ihtirakına), idrar tutamamaya (selsetil bevle) ve bağırsak hastalıklarına (haşaya) ve makat hastalıklarına, felce ve takviyeye, eklem ağrılarına (mefasıla), guta (nikrise) ve siyatiğe (nisa'aya) faydalıdır. Ve bilcümle bütün hastalıklara (emrazlara) çok büyük faydası vardır sürmekle ve içmek ile, müfret ya başka şeylerle beraber (mael gayrı). Ve ol yağlar da terkiplerde panzehir (tiryak) gibidir. Ve ol, zehirleri (sümumu) def eder. Ve yağından sonra danesinin faydası da ona beraber gelir: Sarada, melankolide, tıkanıklıklarda (süddelerde) ve batan dikeni ve kemiği çıkarmada. Ve çekirdeğinden sonra onun ağacı ona beraberdir ve bunlardan sonra yaprakları, adı geçen (mezkur) şeylerde. Ve eğer eczalarını zeytinyağı ile koyu oluncaya dek pişirseler, sözü edilen fiillerde (if'ali mezkurede) yağına yakın olur. Ve onun böbreklere zararı vardır. Kitre, ban yağı ve çeyreği kadar (rub'ınca) eski zeytinyağı onun ıslah edicisidir. Ve bir sözde demişler; mislince sirke yağı veya kafur suyu ya meya-i saile ve onun çekirdeği (ıslah eder). Bedeli; yarısı kadar selika (seliha) kabuğu, ve ağacının bedeli beş katı kadar selikadan. Ve bir sözde demişler; selika kabuğu ile çekirdeği yerine on katı besbase. Ve Davud der ki: Bir meçhul kitapta gördüm, ne zaman zeytinyağını kendi kadarı su ile karıştıralar ve pişireler suyu mahvoluncaya kadar, sonra yine kadarı su karıştıralar ve pişireler yine suyu gidince, tamam yetmiş kereye değin böyle edeler; belesan yağının yerini tutar murat olunan şeylerde. Ve riayet olunmuş ki kiremit/kerpiç yağı dahi onun yerini tutar. Ve şu an (el-an) Mısır'da belesan yağı bulunmamaktadır (ma'düm). Ve büyük panzehirde (tiryak-ı farukta) işledikleri; belesan odunu (beşam udı), besbase, günlük (mey'a) ve turp tohumunun yağı bütün eczalarını beraber edip on katı kadar zeytinyağı ile pişireler, ta ki dört bölükten bir bölük kalıncaya dek, ondan saklayalar ve belesan yağı yerine kullansalar (istimal edeler).
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Belesan: Belesan ağacıdır ki Mısır yakınında (kurbında) Ayn Şems dedikleri yerde olur. Yaprağı sedef otu (sezab) yaprağı gibidir. Belesan yağını aldıkları mahalle Ayn Şems derler. En iyisini (a'lasını) adamın avucu içine koysalar ol bir yanından yağ zahir olur. Tabiatı üçüncü derecede sıcak ve kurudur. Cümle ağulu ve zehirli otlar zararını (mazarratın) men eder ve böbrek taşlarını kırar ve balgami hastalıklara (emraza) faydalıdır. Yağı tohumundan (habbından) yeğdir ve tohumu kökünden yeğdir.
Habbü'l-belesan: Belesan tohumudur. Mısır'da Aynü'ş Şems adlı mahalde olur, gayrı yerde olmaz. Tabiatı ikinci derecede sıcak ve kurudur. Balgam ve sevda için ve akciğerde (öykende) olan sıcak şişlik için faydalıdır. Öksürüğe, siyatiğe (ırku'n-nisaya), göğüs hastalıklarına (sadreye), saraya, idrar zorluğuna (usrü'l-bevle) ve canavar soktuğuna faydalıdır. Tohumunun (habbın) şerbet miktarı beş dirhemdir. Calinus sözü üzere yeni ve eski baş ağrılarına müfittir ve mide ağrılarına faydalıdır.
[Tuhfetül Eribin]
Belesan: Büyük ağaçtır, şu an (hala) Mısır'dan gayrı yerde bulunmaz. Mısır'da Ayn-ı Şems derler meşhur yerde bulunur, menengiç (habbetü'l-hazra) ağacı kadar büyük olur. Yaprağı sedef otu (sezab) yaprağına benzer amma bunun yaprağının beyazlığı ve yuvarlaklığı ziyadedir. Bu ağaç bütünüyle eczasıyla tabiatı sıcak ve kurudur. Harareti ve kuruluğu üçüncü dereceye yakındır. Uzunluğa meyil eder, yuvarlaklığı tamam değil danesi vardır. Danesinin ağacından ve yaprağından sıcaklığı ziyadedir. Danesinin inceliği yağından azdır. Yağının cümle eczalarından inceliği ve sıcaklığı ziyadedir ve fiili keskindir. Yağını çıkarmanın usulü budur ki, yıldızlardan Şi'ri-i Yemaniyye doğduğunda (tulu' eyledikte) belesan ağacını demir neşter ile çizip içinden akıp cem ederler. Kitap sahibi der ki: Bir yılda ol ağaçlardan elli rıtl miktarı cem olunup iki katı (iki vezni) miktarı gümüşe veyahut altına satarlar. Fakir mütercim der ki: Ben Mısır'a vardım, ol mahalli gördüm, hala senede bir rıtl hasıl olur olmaz diye cevap verdiler. Rıtldan murat yüz kırk dört dirhemdir. Belesan yağının iyisi oldur ki yeni olup kokusu kuvvetli ola ve ekşiliği olmaya, rengi ziyade bulanık su rengine benzeye ve kızıla meyil ede, tez dağıla, bir miktarını azıcık suya damlatsalar suyu süt gibi koyu eyleye. Ağıza alındıkta ağzı tutucu/büzücü (kabız) yani büze ve bir miktar acıta. Belesan yağına çok türlü hile edip belesandır diye satarlar (bey' ederler). Bazıları menengiç veyahut kına veyahut mastıka ağacı veyahut süsen veyahut ban veyahut kına dedikleri deva yağlarından karıştırıp hile eder. Bazıları balı veyahut mumu mersin yağıyla veyahut kına yağıyla veyahut çam sakızı (ratinec) yağıyla karıştırıp sonra belesan yağına karıştırıp hile eder. Safisi şu vechle bilinir ki bir miktarını yün üzerine damlatıp yünü boyarlar. Eğer eseri kalmaz ise safidir ve eğer yağlılığı kalırsa safi değildir, hilelidir ve safisini süte damlatsalar sütü dondurur ve eğer suya damlatsalar onu dahi koyultur. Hileli olan suyun üzerine gelip batmaz. Bazısı suyun üzerinde dağılır ve bazısı batar. Dahi safisi şu vechle bilinir ki eğer safisinden yeşil nesne üzerine koysalar alevlenir ve eğer çuvaldızı içine batırıp ateşe tutsalar yanıp alev ola. Dahi şol vechle bilinir ki içine yün parçasını bulayıp toprak bardak altına koyup bardak içinde ateş edeler. Eğer yün parçası yanıp bardağa yapışıp dağılmazsa safidir ve eğer dağılırsa hilelidir. Dahi şol vechle bilinir ki pak ve beyaz bez üzerine damlatalar. Eğer dağılıp derhal (fi'l-hal) sakin olursa safidir, eğer olmazsa hilelidir. Bazıları demişler safisi suda evvela batıp sonra üzerine gelir. Böyle diyenler hata (galat) etmişlerdir. Bazıları zeytinyağı ve belesan budakları ve yapraklarından yağ ederler amma böyle olan yağın kuvveti belesanda olan kuvvet gibi değildir ve ona yakın dahi değildir. Belesan yağı çoktan durup eski olucak koyulanıp kuvveti bozulur. Bazı kavim demişler ki kırk yıla değin bozulmaz yani kuvveti gitmez. Ağacının budaklarının iyisi oldur ki taze ve ince ve kızıl olup kokusu güzel ve eli tırmalar, iri olup belesan yağı gibi kokusu ola. Ve danesinin iyisi oldur ki rengi sarı ile kızıl yani aşkar olup büyük ve dolu ve ağır olup dili acıta ve azıcık çimdikleye ve kokusu belesan yağı kokusu ola. Belesan danesine benzer bir dane vardır. Gah olur ki onunla hile edip belesan danesidir diye satarlar amma ol dane küçüktür ve içi boştur, kuvveti zayıftır, lezzeti karabiber lezzeti gibidir. Belesan yağının harareti ziyade değildir. Nitekim bazı hekimler böyle vehmetmişlerdir, belki sıcaklığı ve kurutması ancak ikinci derecededir. Gözde karanlığı açar. Eğer avratlar iç yağıyla ve gül yağıyla rahmine alsalar (götürünseler) rahimleri soğukluğunu giderir ve çocuk sonunu (meşimeyi) ve çocuğu çıkarır. Eğer onunla yağlansalar şiddetli titremeyi (nafızı) giderir ve yaramaz ve irinli olan çıbanları pak eyleye. Nafız, üşüyüp pek pek titremeye derler. Eğer içseler idrar söktürüp soğuktan ve koyu nesnelerden güç ile efşan edene fayda ola. Eğer taze süt ile yarım miskal miktarını içseler kaplanboğan (hanıku'n-nemr) dedikleri zehirden ve zehirli canavarlar soktuğuna fayda eyleye. Şişlikleri ve gayrı nesneleri eritmek (tahlil) için olan yağlara girer. Danesinin harareti ve kuvveti yağından sonradır yani aşağıdır. Akciğerde (öykende) olan sıcak şişi ve göğüs perdesinde çıbanı veyahut öksürüğü veyahut siyatik (ırku'n-nesa) marazı veyahut sarayı veyahut tıkanıklıkları (süddeleri) veyahut dik solumayı (intisab-ı nefes) yani doğrulmayınca nefes almaya kadir olmamak veyahut güç ile idrar etmek veyahut bağırsak ağrısı veyahut zehirli canavarlar soktukları kimselere bir miskal miktarını içirmekle ziyade fayda eder. Eğer rahmi tütsülemek için ettikleri nesnelere katsalar rahim ağrılarına fayda eyleye. Eğer pişirip içine otursalar rahmi açıp içinde yaşlığı dışarı çeker. Budaklarını pişirseler ol dahi bu faydayı verir amma zayıftır. Eğer budaklarından bir okka (vakıyye) miktarını veyahut ağacından iki okka miktarını iki rıtl su içinde yarım rıtl kalıncaya değin pişirip içseler yemek hazım olmamasına ve sinirler büzülmesine yani kasılma (teşennüc) marazına fayda ede ve idrar söktürür. Eğer danesine gök süsen kökünü karıştırsalar başta olan çıbanlara fayda eyleye. Güzel kokular devalarına dahi girer. Eğer yağından rahmine alsalar avrat yüklü olmasına yardım ede. Eğer içseler kavukta ve böbrekte olan taşları ufalaya. Eğer penise (zekere) ovsalar süstlüğünü(gevşekliğin,/iktidarsızlığını) giderir, tecrübe edilmiştir (mücerrebdir). Eğer ağrısı olan kulak içine damlatsalar ağrısını sakin eyleye. Eğer akrep soktuğu yer üzerine sürseler fayda ede. Kezalik budaklarından ve danesinden ve yaprağından yakı etseler veyahut danesinden yeseler veyahut yapraklarını ve budaklarını pişirip suyunu içseler fayda ede ve yoğun (galiz) hıltlardan olan şişlikleri indirir. Eğer zufa dedikleri nebatı su ile pişirip suyundan bir fincan (üsküre) yani otuz altı dirhem miktarı üzerine belesan yağından bir buçuk denk miktarı damlatıp göğüste öksürüğü olan kimse içse ziyade fayda eyleye, kezalik belesan yağıyla göğsünü ovsalar fayda eyleye. Eğer alaca (baras) ve vitiligo (behak) üzerine nice kere sürtseler rengini giderir. Eğer belesan yağıyla zambak yağını karıştırıp içine bir fitil bulayıp sektesi veyahut donması (cümudu) olan kimse rahmine alsa ziyade fayda eyleye. Sekte diye, beyin içinde ruhi yolları tıkanıp bedene vasıl olmamaktan his ve hareket kalmamaya derler. Donma (cümud), beyin donmasına derler. Eğer su inmeye (katarakt) başlayan göze sürme gibi çekseler fayda eyleye. Eğer bir denkten üç denge varınca miktarını bir okka miktarı acı badem yağıyla karıştırıp bedeni ziyade soğuklayıp bedeninde titremek ve seğirmek peyda olup nabzı gittikçe küçük olmaya başlayan kimseye içirseler bi-iznillahi teala iyi ola. Eğer yaprağını dövüp suyunu sıkıp boğazına sülük yapışmış olan kimseye içirseler sülüğü dışarı eyleye. Eğer rutubet sebebi ile başı ağrıyan kimsenin beynini (dimağını) sıkılmış suyu ile tekmid yani sıcak iken beynine koysalar ziyade fayda eyleye. Eğer belesan ağacının kabuğunu yakıp sirke ile yoğurup siğillere sürseler siğilleri koparır. Eğer taze kabuğunu bal ile murabba (reçel/koyu tatlı) etseler mideye kuvvet ve fayda verip yaramaz yaşlığını giderir. Belesan yağı hassasındandır ki eğer demiri onunla bulasalar şu'le verir, çam sakızı (ratinec) ile hilelisi olan dahi şule verir. Önceki zikrolunan sair alametler ile fark olunur. Çam sakızı (ratinec), çam ve fıstık ağaçları sakızıdır. Belesan yağı bulunmasa ne miktar lazım ise ol miktar çeyreği yani dört paydan bir pay eski zeytinyağından ve yarım miktarı ban yağından ve tamam ol miktar kadi (?) yağından alıp istimal edeler. Bedeli, bazıları demişler bedeli kafur suyundan ağırlığı miktar ve belesan tohumundan misli miktarıdır. Bazıları akıcı günlük (mi'a-i saile) dir demişler. Danesine bedel selika kabuğundan yarım ağırlığı ve besbaseden onda bir ağırlığıdır. Bazıları demişler belesan budaklarından bir buçuk ağırlığıdır. Budaklarına bedel selika kabuğundan beş miktardır.
[Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Faydaları: Belesan bütün dillerde bilinir. Sıcaktır (ıssıdır), kurudur. İdrar (sidik) yolunu açar, işetir. Ve onun yağını soğuk hastalıklara sürtüncek yarar, ne ki şişlikleri varsa giderir.
[Kitabı Tıbb - Kitabı İbnBytr2]
Erişim kontrol ediliyor…
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Belesan, Pelesenk بلسانCommiphora Commiphora eduli pelesenk yağı bölümündeki elimizdeki resime daha çok benziyor ama Commiphora çeşitlerinden oluyormuş.
Fi’l-Mahiyyeti: Disküridüs der ki belesân şecere-i Mışriyyedir, Mışr'da “Aynü'ş-şems nâm mevdi"de nâbit olur, âher mahallerde olmaz; yaprağı ve râyihası sezâb yaprağına ve râyihasına benzer velâkin belesân yaprağı kesiren beyâda mâil olur ve ağacının boyu hudadın boyu kadar olur ve belesânın dühnü habbından efdal olur. Ve dühnünün tarik-i ahzı budur: şi‘ra dedikleri necmin tulu'undan sonra hadidden masnu' mişrat ile o şecere şart olunur, tereşşuh eden rutübeti bir kit'a panbuk ile cem” olunur ve o dühn mecmu'u senede ertâlı tecavüz eylemez ya'nı ertâl-ı kalile olur. 🧲Ve bu kelâmdan mütebâdir olan rıtldan az olur demektir, zirâ ertâl cem-i killettir, “aşerenin mâ-tahtında istimal olunur lâkin müfredât-ı sâirede yazıldığı üzere o ağaçlardan senede hâşıl olan dühn elli rıtla bâliğ olur. Tab ile olan nüshada mezkürdur ki Diskiridis der ki bu şecere ancak bilâd-ı Yehüdda ve onun gavrinda Filistin'de olur, huşünet ve tül ve rikkatte muhtelif olur. İntehâ. Ve Yeni Dünya'da bir ağaçtan bir nev dühn ahz olunur ki o dühnde dühn-i belesân menfacati vardıt, dühn-i belesâna her fiilde bedel olur. 🧲 Fi'l-İhtiyârı: Ve dühn-i belesân dühn-i sanevber ve dühn-i mastaki ile gaşş olunur ve kezâlik hınnâ dühnü içinde müzâb olmuş şem” ile gaşş olunur. Ve dühn-i belesân o magşuş dühn ile bu vechle imtihân olunup fark olunur ki süt üzerine dühn-i belesân damlatılır, eger dühn damlatıldığı gibi sütü icmâd edip dondurur ise o dühn hâlis belesân idiği madüm olur ve suya damlatılsa su ile o dühn muhtelit(karışmış) olur ve suyu koyu eder. Ve dühn-i belesânı teşerrüb eden panbuk suya gams olunsa panbuğun yağı suya çıkıp panbuk dühnden âri olur ve dühn-i belesânın râyihası zekiyye ve keskin olur. Bu vechler ile hâlis olan dühn hâlis olmayanlardan fark olunur. Fi't-Tabı: Belesânın “üdu ya"ni ağacı derece-i sâniyede hârr-ı yâbistir. Ve habb-ı belesânın harâreti ud'u belesânın harâretinden kalilen ziyâdedir ve dühnünün sühüneti habbının sühünetinden dahi ekserdir. Pes dühn-i belesânın harâreti derece-i sâlisenin evvelinde olur, zann olunduğu üzere sâlisenin evvelini tecâvüz eylemez. Fi’l-Efali ve’l-Havassi: Südedi teftih eder ve ahşânın gilzatinden nefi olur. Fi’l-Huraci ve I-Kurihi: Kurühu tenkıye ve tathir eder hususan iresâ ile isti‘mal olunsa tenkıye ziyâde olur ve takaşşur eden “izâmın kışrlarını ihrâc eder. Fi’l-Alat’ı-Mefasili: Bu deva şürb olunsa “ırk-ı nesaya nâfi olur ve tabihi teşennüc için şürb olunur. Adaı'r-Re'si: Başın kurhalarını ve başın kendini tenkiye eder ve sar'a ve düvâra nefi olur. Fi-Adâı- Aynı: Belesânın kendi ve dühnü gözde olan gişaveyi cali olur ve başarı hiddetli eder ve göz nezlelerinin edviyesine idhal olunur. Fi-Adâı'n-Nefesi ve's-Sadrı: Belesanin “üdu ve habbı yan ağrılarına nafi olur ve gılzatli revbden ve dik-ı nefesten ve veca-ı riyeden nefi olur ve habbının bârid olan zâtü'r-riyeden nefi olur ve öksürüğe dahi nafidir, kezalik dühnü dahi nâfidir ve merakk üzere olan ahşâya ve a“dâya bi'l-cümle nafi'dir. Fi-A<dâı'-Gıdâı: Daf-ı hazma nafidir. Ve belesânın tabihi sui hadma nafi‘dir, mi‘deyi tenkiye eder ve kebidi takviye eder. Fi-Adâr'n-Nefdi: İdrar eder ve magstan yanı sancidan nafi olur ve rahimin rutübetinden bahür ile nafi olur ve rahimin berdinden dahi nâfi-- dir, cenini ve meşimeyi dahi ihrac eder. Ve belesan tebhir olunsa cemi‘an rahimde olan ağrılara nafi olur ve rahimde olan süddeleri tabihi teftih eder. Şem” ve dühn-i verd ile belesandan kayrüti ittihâz olunsa rahimin bürüdetine nefi olur. Ve belesan “usr-i bevle dahi nafi olur. Fi’l-Hummayan: Nafidi dühn-i belesan izale eder. Fi’s-Stimiimi: Sümüma mukavim olur, 1lan sokanlara menfaati olur. Ve diihniiniin sevkerandan nefi olur eger süt ile o diihn şürb olunur ise. Ve hevamm ve haşerattan dahi nef<i olur ve hassaten “akreb sokanlara nefi ziyade olur. [İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Fi’l-Mahiyyeti: Disküridüs der ki belesân şecere-i Mışriyyedir, Mışr'da “Aynü'ş-şems nâm mevdi"de nâbit olur, âher mahallerde olmaz; yaprağı ve râyihası sezâb yaprağına ve râyihasına benzer velâkin belesân yaprağı kesiren beyâda mâil olur ve ağacının boyu hudadın boyu kadar olur ve belesânın dühnü habbından efdal olur. Ve dühnünün tarik-i ahzı budur: şi‘ra dedikleri necmin tulu'undan sonra hadidden masnu' mişrat ile o şecere şart olunur, tereşşuh eden rutübeti bir kit'a panbuk ile cem” olunur ve o dühn mecmu'u senede ertâlı tecavüz eylemez ya'nı ertâl-ı kalile olur. 🧲Ve bu kelâmdan mütebâdir olan rıtldan az olur demektir, zirâ ertâl cem-i killettir, “aşerenin mâ-tahtında istimal olunur lâkin müfredât-ı sâirede yazıldığı üzere o ağaçlardan senede hâşıl olan dühn elli rıtla bâliğ olur. Tab ile olan nüshada mezkürdur ki Diskiridis der ki bu şecere ancak bilâd-ı Yehüdda ve onun gavrinda Filistin'de olur, huşünet ve tül ve rikkatte muhtelif olur. İntehâ. Ve Yeni Dünya'da bir ağaçtan bir nev dühn ahz olunur ki o dühnde dühn-i belesân menfacati vardıt, dühn-i belesâna her fiilde bedel olur. 🧲 Fi'l-İhtiyârı: Ve dühn-i belesân dühn-i sanevber ve dühn-i mastaki ile gaşş olunur ve kezâlik hınnâ dühnü içinde müzâb olmuş şem” ile gaşş olunur. Ve dühn-i belesân o magşuş dühn ile bu vechle imtihân olunup fark olunur ki süt üzerine dühn-i belesân damlatılır, eger dühn damlatıldığı gibi sütü icmâd edip dondurur ise o dühn hâlis belesân idiği madüm olur ve suya damlatılsa su ile o dühn muhtelit(karışmış) olur ve suyu koyu eder. Ve dühn-i belesânı teşerrüb eden panbuk suya gams olunsa panbuğun yağı suya çıkıp panbuk dühnden âri olur ve dühn-i belesânın râyihası zekiyye ve keskin olur. Bu vechler ile hâlis olan dühn hâlis olmayanlardan fark olunur. Fi't-Tabı: Belesânın “üdu ya"ni ağacı derece-i sâniyede hârr-ı yâbistir. Ve habb-ı belesânın harâreti ud'u belesânın harâretinden kalilen ziyâdedir ve dühnünün sühüneti habbının sühünetinden dahi ekserdir. Pes dühn-i belesânın harâreti derece-i sâlisenin evvelinde olur, zann olunduğu üzere sâlisenin evvelini tecâvüz eylemez. Fi’l-Efali ve’l-Havassi: Südedi teftih eder ve ahşânın gilzatinden nefi olur. Fi’l-Huraci ve I-Kurihi: Kurühu tenkıye ve tathir eder hususan iresâ ile isti‘mal olunsa tenkıye ziyâde olur ve takaşşur eden “izâmın kışrlarını ihrâc eder. Fi’l-Alat’ı-Mefasili: Bu deva şürb olunsa “ırk-ı nesaya nâfi olur ve tabihi teşennüc için şürb olunur. Adaı'r-Re'si: Başın kurhalarını ve başın kendini tenkiye eder ve sar'a ve düvâra nefi olur. Fi-Adâı- Aynı: Belesânın kendi ve dühnü gözde olan gişaveyi cali olur ve başarı hiddetli eder ve göz nezlelerinin edviyesine idhal olunur. Fi-Adâı'n-Nefesi ve's-Sadrı: Belesanin “üdu ve habbı yan ağrılarına nafi olur ve gılzatli revbden ve dik-ı nefesten ve veca-ı riyeden nefi olur ve habbının bârid olan zâtü'r-riyeden nefi olur ve öksürüğe dahi nafidir, kezalik dühnü dahi nâfidir ve merakk üzere olan ahşâya ve a“dâya bi'l-cümle nafi'dir. Fi-A<dâı'-Gıdâı: Daf-ı hazma nafidir. Ve belesânın tabihi sui hadma nafi‘dir, mi‘deyi tenkiye eder ve kebidi takviye eder. Fi-Adâr'n-Nefdi: İdrar eder ve magstan yanı sancidan nafi olur ve rahimin rutübetinden bahür ile nafi olur ve rahimin berdinden dahi nâfi-- dir, cenini ve meşimeyi dahi ihrac eder. Ve belesan tebhir olunsa cemi‘an rahimde olan ağrılara nafi olur ve rahimde olan süddeleri tabihi teftih eder. Şem” ve dühn-i verd ile belesandan kayrüti ittihâz olunsa rahimin bürüdetine nefi olur. Ve belesan “usr-i bevle dahi nafi olur. Fi’l-Hummayan: Nafidi dühn-i belesan izale eder. Fi’s-Stimiimi: Sümüma mukavim olur, 1lan sokanlara menfaati olur. Ve diihniiniin sevkerandan nefi olur eger süt ile o diihn şürb olunur ise. Ve hevamm ve haşerattan dahi nef<i olur ve hassaten “akreb sokanlara nefi ziyade olur. [İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
