Kimyevi ve Kimyasala Yakın Olanlar
Cıva
Serbest metin
Cıva (Civa / Zîbak)
Cıva(Zîbak): Türkçede cıva derler. Tabiatı sıcak ve yakıcıdır(muhrikdir) bazıları ikinci derecede soğuk ve nemlidir dediler, distile ile elde edilmiş yani uçurulmuştur(musa'adıdır). Bunun ölmüşü bit(kehle) öldürmekte kullanılır ve gül yağıyla uyuza ve bazıları sirke ile uyuza ve giciğe süreler demişler ama dumanından ziyade hazer edeler zira felç ve titreme(ra'şe) ve sağırlık ve beniz sararmak ve akıl zail olmak ve göz kararmak ve baş titremek ve ağız kokusu ve dimağ kuruluğu ihdas eder.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Farsçada sim-ab ve Türkçede cıva derler.
Cıva(Zibak) ki Türkçe lisanında ona cıva derler.
Mahiyeti: Cıva iki türlüdür: Bir türlüsü amele muhtaç değildir, su gözü gibi madeni vardır, su çeker gibi onu dahi çekip ihraç ederler. Ve ikinci türlüsü madeninde bir çeşit taştır, o taşlar madeninden ihraç olunup ateş ile o taşlardan cıva çıkarılır(istihraç olunur), nitekim altın ve gümüş madenlerinden taşlar(ahcar) ve toprak(türbe) oldukları halde ihraç olunup ateş ile taşlarından altın ve gümüş çıkarılır. Ve cıva madeninden ihraç olunan taşlar eğer saf olup o taşın cevherinde ecnebi toprak ve taş ve sair cinsine zıt olan hıltlar olmaz ise o madeni taşlar zencefre(züncüfr) renginde olur ve zencefrenin madeni taşına bitişik(mülhak) olur belki biz deriz ki o saf olan cıva taşı(hacer-i zibak) o renkte asıldır ve zencefre ona bitişiktir. Galenos ve Galenos'un gayrıları zannederler ki cıva taşları(hicare-i zibak) madeni değildir belki mürdesenk(mertek yani mürdasenc) kurşundan(resastan) ve altın ve gümüş taşlarından çıkarılıp mamul olduğu gibi cıva taşı dahi zencefre taşından çıkarılır, pes cıva taşı ameli olur, madeni değildir. Zencefre taşı ile cıva taşının arasında benzerlik(müşabehet) olmakla Galenos zencefre taşını asıl addedip ve cıva taşı ondan amel ile çıkarılır, bir çömleğin(kıdrın) içine zencefre taşı konulup çamur(tin) ile sıvanıp(tatyin olunup) ateşte uçurulur(tas'id olunur) ve cıva taşı o vecihle mamul olur dedi. Lakin halin hakikati Galenos'un dediği gibi değildir belki zencefre, cıva taşından kükürt(kibrit) ile çıkarılır ondan sonra cıva o çıkarılan zencefre taşından dahi çıkarılmak mümkün olur, madeni olan cıva taşından cıva çıkarıldığı gibi. Velhasıl cıva taşı asıldır, ondan cıva bazen vasıtasız çıkarılır ve bazen dahi cıva taşından zencefre taşı çıkarılıp zencefre taşından cıva çıkarılır. Ebu Ali katında zencefrenin cevheri cıva taşının cevheridir, Galenos katında cıva taşının cevheri zencefrenin cevheridir.
Tabiatı: Cıva ikinci derecede soğuk ve nemlidir.
Hassaları: Uçurulan(tas'id olunan) cıva tutucu/büzücü(kabız) olur.
Süs(Zinet): Cıva öldürülüp gül yağı(dühn-i verd) ile bite(kehle) ve kamkam dedikleri tüy diplerinde olan yapışık bite ve yavşak dedikleri bit tohumu için kullanılır.
Çıbanlar ve Yaralar: Ölü cıva gül yağı ile veyahut uyuz(cereb) devalarının sairleri ile uyuz için kullanılır ve kötü yaralar(kuruh-ı rediyye) için dahi kullanılır.
Eklem Uzuvları(Alati'l-Mefasıl): Cıvanın buharı felci(falici) ve titremeyi(ra'şeyi) icap ve ihdas eder ve uzvu felçli(şell) ve tutmaz eder.
Baş Uzuvları: Cıvanın dumanı(duhanı) işitmeyi(sem'i) izale eder ve ağzı kokutup ağır koku(behar) icap eder eğer o duman ağza(feme) dokunur ise.
Göz Uzuvları: Cıvanın dumanı görmeyi(basarı) izale eder.
Atım Uzuvları(A'zai'n-Nefd): Kules İhtiyati der ki bazı öldürülmüş(maktul) olan cıvayı bağırsak kuluncunda(ilavusta) kullanırlar.
Zehirler: Uçurulmuş(musa'ad) olan cıva, parçalaması(takti'i) şiddetli olmak hasebiyle öldürücü(kattal) olur. Ve uçurulmuş cıvayı(zibak-ı musa'adı) içen kimseye kuvvetli ilaç budur ki o kimse süt içip kusar. Galenos der ki bu mezkur ilaç tecrübe olunmamıştır. Tab ile olan nüshada "tecrübe edilmemiştir(la-tecribe)" bedeline "caiz değildir(la-yecuz)" vaki olmuştur. Ve bazıları dediler ki öldürülmüş cıva sıkleti ve ağırlığı hasebiyle katleder, zira her ne şeye mülaki olursa o şeyi öldürülmüş cıva sıkleti hasebiyle yer(ekl eder) ve tesadüf ettiği(müsadif olduğu) uzvun fenasından insanın helaki lazım gelir. Musannif der ki bu kelam elde edilmiş(muhassal) ve muhakkak değildir. Ve cıva fareyi katleder ve tütününden haşerat(hevamm) ve yılanlar(hayyat) kaçıp(hereb edip) kaçarlar.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Cıva(Jiveye): Bunun bit(kehle) kovması hassası iledir. Ve bu yaramazdır. Onun için cıvayı acı yağ ile öldürüp bit üşüşen kimsenin bazı uzvuna sürerler ama yufka yerlerine ve kalbe ve ciğere yakın uzuvlarına sürmezler. Zira felç ve titreme(ra'şe) ihdas eder ve lâyıktır ana uzuvlardan(a'za-yı re'iseden) uzak kılmak.
[Şerh-i Mûcez fi't-Tıbb]
Abak: Cıva. Zive dahi derler, ama simyacı(iksir-ban) lisanı üzeredir. İnşallahü teala ze babında cıva(zibak) diye cümle, eğer tıp sanatında ve eğer simyacı sanayisinde olan isimleri ve hastalıklara olan menfaatleri tafsil üzere zikrolunur.
Zavuk: Cıva(Zibak) derler. Zikrolunur.
Cıva(Zibak): Civa Türkçe. Bunun ismi çoktur. Ama iksir ilminde itibar olunur ve tıp ilminde dahi bazıları lazım olup o ecilden her birinden bir miktar beyan edelim ki bu isimle zikrolunursa olur: el-fişan, el-feyz, ez-zemzem, el-hayy, es-sehab, en-nur ve’z-zevavuk, er-ruhani, aynü’l-huyut, el-libn, el-hall, ed-dehen, el-abak, el-firar, er-ruh, en-nafiz, et-tayyar. Bu isimler cümle iksirciler lisanı üzeredir. Şiraz’da cive derler ve İhtiyarat’ta müellif sözü üzere leyan, utarit, fendayık, bark, sakil, ratb, cesed, ma-i hayat, ayan, kabirla, marü’ş-şems, mülkü’l-arz, maü’l-muvafık, el-abd, el-utabe, el-hayye, lebenü’l-azra dahi derler. Bu zikrolunan isimler distile edilip / uçurulmamış(musa'ad olmayan) çeşidi içindir, ama uçurulmuş(musa'ad) olan çeşidine talkü’l-haci, kandilü’l-bahr, rekbetü’l-esed derler. Bunların en iyisi(a'lası) sağ ve canlı(zinde) olandır, kullanılmış olmaya. Cıvanın tabiatı sıcak ve yakıcıdır(muhrikdir). Bazıları ikinci derecede soğuk ve nemlidir dediler. Ve uçurulmuşu tutucu/büzücü(kabız)dür. Bunun ölmüşü bit(kehle) öldürmekte kullanılır. Ve kirdan ve kene dedikleri ki sakal ve saç aralarında kırkayak derler kene gibi bir nesne hasıl olur, ona dahi sürseler cümlesini düşürür ve öldürür. Ve gül yağıyla uyuza ve bazıları sirke ile uyuza ve giciğe süreler demişler. Eğer bunu ekmeğe karıştırıp sıçan delikleri ağzına koysalar sıçanlar kırıla. Ve tütsü eyleseler ağılı canavarlar kaçarlar ama dumanından ziyade hazer edeler, zira felç ve titreme(ra'şe) ve sağırlık ve beniz sararmak ve akıl zail olmak ve göz kararmak ve baş titremek ve ağız kokusu ve beyin kuruluğu ihdas eder. Ve tütününden yılan ve akrep ve sair ağılı canavarlar kaçarlar ve belki ölürler. Ve ilavus dedikleri yani rubbü’r-erham ve rubb-ı salim dedikleri bağırsak kuluncu olan kimsenin ağzına badem yağı koyup ve bir danik cıva(jive) içireler, o bağlı bağırsağı çözüp o kulunçtan halas olur, ama bazı hekimler buna rıza vermedi, zira muhaliftir. Bazıları ölüm mertebesine vardıkta çare olmayıp en son olur diye verdiler, ekseri halas oldu. Ama bizim üstadımız bu hususta asla rıza vermemiştir. Ve ama öldürülmemiş cıva gerektir, yani ölmüş cıva vermeyeler demektir. Ve bir kimsenin kulağına cıva dökülse o kimseyi bir ayak üzerine tutup ve bir elinin ayasını kulağına tutup ve başını o cıva giren kulağından yana tutup cıvayı dışarı(taşra) çıkarmışlar. Ve bazıları bakır peyda edeler ve dahi hareket ettirmeden kulağa mil sokalar, parça parça mile yapışa, çıka demişler, ama uzaktır. Ve ölmüş cıva içmiş kimselere şarap(süci) içireler ve çok kusturalar ve pelin otu(afsentin) ve kereviz tohumu içe ve kusa ve mürdesenge ne ilaç lazım ise buna dahi öyle ilaç edeler, mürdesengde beyan olunmuştur.
Cıva Suyu(Maʾü’z-zibak): Cıva(Cive yani zive) suyudur. Farsçada ab-ı simab derler. Cıva madeninden akar. Bunu içmek olmaz, uyuz kişiler ve bitliler(kehleliler) gusül eyleseler giciğini(hıkkesini) giderir.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Cıva(Zîbak): Cıvadır(Jivedir). Eğer cıvayı öldürseler sirkeyle karıştırıp uyuza ve giciğe sürseler(dürtseler) gidere. Eğer ekmeğe karıştırıp sıçan deliklerine koysalar sıçanları kıra. Eğer bir yerde tütsü eyleseler ağılı canavarlar kaça. Evet zinhar tütününden kendine dokundurmaya, zira felç zahmeti ve gövdede titremek ve sağırlık ve beniz sararmak ve baş titremek hasıl olur. Eğer bağırsak kuluncu(ilavus) olan kişiyi çarmıh etseler ağzına badem yağı koyup akabinde bir dang cıva koysalar bağırsak kuluncunu(ilavusu) aça. Eğer yaksalar(göyündürseler) otlara karıştırsalar kuluncu olana içirseler fayda ede. Eğer ziyade içseler öldüre. İlacı budur ki, çok süt ve şarap(süci) içe kusturalar, veya pelin otu tohumu içe kustura.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Cıva(Zeybak): O, aslı kara madenleridir ve sair madenlerde bulunur ve müennestir, bir alay damlalardır, birbirine karışıp çıkarılır(istihraç olunur). Ve yine zencefre taşlardan ateş ile distilasyon-uçurma(tas'id) tarikiyle hasıl olur ama soğuk(barid) olan vilayetlerde ve dağlarda ve Mağrib'in ve Rum'un nihayeti gibi yerlerde ve Sabi etrafında hasıl olur ve çukur yerlerde toplanır(cem' olur). Altın veya kurşun ile onu alırlar. Ve o diyarda çok olduğunun sebebi kükürtün(kibritin) madum olduğu ecildendir. Ve şark canibinde olanı uçurulmuştur(musa'adidir) ve garbisi hamdır. Ve o, nevahiden hasıl olanı toprağa katıştırırlar(gaşş ederler). Ve iyisi kestiklerinde tez toplanmakla bilinir. Ve o, hakikatte toprağın latifinden safi olan damlalardır ve gümüşün illetlisi olan değildir. Zira o, gümüşün ve gümüşten başka olanların özü-aslıdır. Soğuktur(bariddir) ikincide ve nemlidir(ratıbdır) üçüncüde. Giciği(hıkkeyi) ve uyuzu(cerebi) ve bedenin haricinde olan yaraları(kuruhları) zail eder. Ve ne zaman ki cıvayı günlük(kündür) ve çam sakızı(ratinec) ve balmumu(şem') ve zeytinyağı(zeyt) ile karıştırsalar ve ateş yanığını(nar-ı Farisi) ve habbü'l-ma'run'u ve yaraları(kuruhı) onunla yağlasalar ve o adamı bir haftaya değin sıcak tutup ve kötü(kem) olan taamı ve tuzlu şeyler yedirmeseler beri olur. Bu, tecrübe edilmiştir. Egerçi ağzı fesat ve boğazın boğumlarında şişlik varsa ve eğer sıcak tutmayalar ve eklem(mefasıl) ağrısını hasıl ede ve bu yağı üç kere bir hafta yenilesinler(tecdid eylesinler). Mısır'ın bimarhanesinde meşhur olan budur. Ve bazen etrafını ve gerdanını yağlamasına yetinirler(iktisar ederler). Ve kullanılmaya, ancak mideyi safi ettikten sonra. Ve cıva giciği(hıkkeyi) ve uyuzu(cerebi) zail eder ve bitleri öldürür ne zaman ki zeytinyağı(zeyt) ve kına ile karıştırıp hamamda sürünseler ve kezalik yünden bir ipe sürüp boğaza bağlayalar. Ve eğer akıntılı yaraları(kuruh-ı sayilesi) olan kimse cıva ve yılan kabuğu ve selvi cevizi ile buhur eyleseler, yaraları(kuruhı) kurutur lakin işitmeyi(sem'i) ve görmeyi(basarı) ve dişleri dumanından korusunlar. Zira ifsateder. Ve o, duman haşeratı(hevamı) kovar(tard eder). Bu, tecrübe edilmiştir. Ve cıvanın dahili kullanımı katleder. Ve hamile sahibinin kullanımını caiz görmemiş ve gayrıları men eylemişler. Ve müşahede olunmuş ki onun bir hapı yaraları ve ateş yanığının(nar-ı Farisi'nin) bakiyyesini ve frengiyi(habbe'l-İfrenc'i) zail eder ne zaman ki mideyi safi eyledikten sonra kullansalar. Ve çok olur ki damarlar ağrısı gibi kötü hastalıklara(emraz-ı rediyyeye) uğratır. Ve sahih olan odur ki amberden ve miskten her birisinden çeyrek(rub') cüz alıp ve cıvadan yarım cüz ve afyon bir cüz ve iyi sakmuniya bir buçuk cüz ve cümlesini birbirine mezceylemek ile iç içe geçirsinler. Ve bazen bir miktar sütleğen(ferbiyun) katsınlar(muzaf ideler) ve gül suyu ve azıcık buğday unu ile yoğurup haplar yapıp saklayalar. Ve bu keyfiyet ile zararı olmaz. Ve cıva katildir. Zehirden sakınıldığı(ihtiraz olunduğu) gibi bundan dahi öyle sakınsınlar(ihtiraz ideler). Ve ne zaman ki yeseler süt ve sıcak su ile kusmak ıslah edicisidir(muslihidir). Ve hassalarındandır ki bir yere naklolunmaz, ancak köpek derisinde olur. Şerbeti: Yarım(nısf) dirhem. Ve bedeli: Hallolunmuş kurşun.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Cıva(Zîbak): Türkçede cıva(jive) dedikleridir. Cıva, madenlerde hasıl olan yedi türlü cesetlerden yani cevher gibi bizzat kaim olan nesnelerden cıva biridir. Zencefreye(zincefre) benzer kızıl taşlarda olur. Altın ve gümüş çıkardıkları gibi su ile ve ateş ile çıkarırlar. Tabiiyyun yani eşyanın tabiatlarını bilmeye meşgul olmuş alimler cıvanın aslı budur diye zikreylediler. Bazıları demişler ki toprak içinde dağılmış damla damla bulunur topraktan cem ederler. Hekim Ali İbn Sina şöyle zikreder ki cıva bir kuyudur, kuyudan su çekip çıkardıkları gibi cıvayı dahi kuyudan çıkarırlar. Cıva güya ki tamam pişip kemalini bulmamış gümüştür veyahut titremek ve yaramaz koku ve sıklık ile hasta gümüşüdür şöyle ki bu marazları giderilse gümüş olur. Bazıları demişler gümüş madenlerinde toprak içinde saçılmıştır. Evla budur ki cıvayı şişe veyahut kalay veyahut kurşun veyahut gümüş veyahut altın kap veyahut su köpeği(su kelbi) derisi içinde hıfz edeler. Eğer bunlardan gayrı nesne içinde koyarlarsa onu yok eder veyahut yakar. Cıva su gibi soğuktur(bariddir), ziyade keskinliği ve tutuculuğu/büzücülüğü(kabızlığı) vardır. Cıvayı yaktıkta kokusu felç(falic) marazı peyda eder. Felç(Falic) defalarca beyan olunmuştur. Cıvanın iyisi Rum ve Mağrip vilayetinden getirdikleridir. Hala bu iki vilayetten gayrıdan getirilmez. Eğer cıvayı distileyle uçursalar(tas'id etseler) yani bazı ilaçlarla ezip ondan sonra ateşte eritip kavursalar, nitekim yolu(tariki) mahallinde beyan olunmuştur, bu makule uçurulmuş(tas'id olunmuş) olan cıva ziyade keskin ve dili büzücü ve yakıcı ve eritip/çözüp(tahlil edip) kesici olur. Giciği ve uyuzu giderir ve deriyi yakar. Kezalik cıvayı bazı küller(ermide) ile katletseler bu makule fayda(nef') vere. Cıvanın uçurulmuşu(tas'id olunmuşu) anında katleder zehirdir. Cıva toprağı dedikleri bazıları demişler cıva bulunduğu maden toprağıdır. Bazıları demişler cıvayı cıva taşlarından su ve ateş ile çıkardıklarında ondan kalan kiri(vesahı) yani kiridir, cıva toprağı tez katletmekte uçurulmuş(tas'id olunmuş) cıvadan ziyadedir yani zehirliliği çoktur. Cıva tütünü işitme kuvvetini(kuvvet-i sami'ayı) giderir yani sağır eder ve göze perde eder yani nurunu giderir ve benzi sarı eder ve uzuvlara titremek ve birbirine girmek ve dimağa fesat ve kuruluk verir. Cıva tütününden ufak zehirli canavarlar kaçarlar. Bütün solucanları ve hayvanlarda olan kene ve bitleri(kehleleri) kırar. Eğer cıvayı ta kül oluncaya dek yaksalar ve ahir münasip devalara katsalar kulunca faydalı(nafi') ola, hususan ilavus dedikleri kulunca ki daha evvel beyan olunmuştur ona ziyade fayda(nef') eder. Hekim Dioskorides demiş ki cıvanın dirisi dahi katledicidir. Zira ona eriştiği uzvu yer. Ama İbn-i Zekeriyya nam tabip Dioskorides’in bu kelamını inkar eder yani der ki cıvanın dirisi katil değildir. Zira cıvanın dirisinden bir maymuna iki miskal miktarı içirdim katletmedi, maymunda ancak karın ağrısı ve bağırsaklar ağrısı peyda etti. Pes ben dahi maymunu tutup oynattım ve muhkem ırgalattım. Cıvayı aşağısından dışarı(taşra) eyledi ve iyi olup halas oldu. Eğer Dioskorides dediği üzere cıvanın dirisinden veyahut uçurulmuşundan(tas'id olunmuşundan) veyahut katlolunmuşundan bir kimseye içirseler zararına ilaç budur ki bolca(vafir) süt içirip kusturalar ve şarap ve pelin otu(afsentin) ve kereviz tohumundan içireler ve şaraba dağlarda olan yarpuz(fudenc) ve zufa katıp içireler ve yağlı çorbalar(şurvalar) içireler. Eğer bir kimsenin kulağı içine cıva dökseler ziyade tesir edip zarar eyleye. Eğer çıkmazsa katleder. Evla budur ki içinde cıva olan kulağı tarafına başını yere eğip ve bir ayak üzere durup kalka ki cıva dışarı(taşra) çıka. Bazıları demişler kurşundan mili kulak içine sokalar, cıva mile yapışıp çıkar.
[Hasan B. Abdurrahman - Tercüme-i Mâ-Lâ Yesa‘u’t-Tabîbe Cehluhu]
Acayip Sır(Sırr-ı acib): Eğer bir balığın içini pak eylesen dahi cıvayla doldursan ve dikip pekiştirsen mumla düzsen cıva dökülmese dahi bir tas içine su koy altına ateş yak su sıcak oldukça balık harekete gele.
[Acebü'l-Uccâb]
Cıva yıkamak: Bu fasıl kirleri gusledip pak etmek beyanındadır. Bu arada kirden(vesahtan) murat eczanın içinde zararı olup lazım olmayan şeydir. Pak etmek çeşme suları ile olur ve dahi tedbirli(müdebber) keskin sular ile de olur. Bunların her birisini aşağıda bilirsin. Mesela cıvayı yıkayıp(gusledip) yıkamak murat etsen, evvela o cıvayı gül suyu ile ve kireç suyu ile yıkarsın birkaç kere, sonra tuz ile ve sirke ile birkaç kere yıkarsın. Bundan sonra bir şişeye koyup üzerine dört parmak miktarı arak(alkol) koyarsın. Ne zaman arakın rengi bozulup karardıkta onu süzüp yine bir diğer(ahar) arak dahi koyarsın. Ta ki arakın rengi bozulmayıncaya değin bu amel ile cıva yıkamak(gusl-i zibak) tamam olur.
Cıva yağı çıkarmak yolu(tariki) budur ki dilediğin kadar cıva alıp zaç ve barut ve şapla uçurursun(tas'id idersin), sonra birkaç kere arak ile yursun(yıkarsın) ve arakı ondan uçurup kuvvetli ateş ile damlatırsın(taktir idersin). Bundan damlatma(taktir) ile bir süt gibi şey çıkar, bu damlatılmışı(mukattarı) eğer arak ile damlatırsan gayet güzel olur. Ve bu yağ yaralara ve çıbanlara faydalıdır ve bu yağ içeriden azıcık kullanılsa böbreklerde ve mesanelerde ilacı müşkül olan yaraları ondurur.
Madeni Türbüt Sıfatı(Sıfat-ı türbüd-i ma'deni): Yani türbüt madeninin sıfatı odur ki türbüt madeni cıva müdebberinden olur. Dahi cıva ki türbüt madeni derler cıvanın kullanımı çok(kesir) ve faydası amme(nef'-i amm) olduğu ecilden ve dahi madeniyatın hamuru gibi olduğundan ötürü. Zira şu kimse ki cıvanın ispatına kadir ola o kimse feylesoftur hakka. Ne zaman bir kimse cıvayı bir hoşça tedbir eylese zararsız cümle marazlara ilaç olur gayrıya ihtiyaç olmaz zira bunun faydası(nef'i) cümleye amdır. Benakiya dediler yani külli ilaç(deva-i külli) demektir. Pes imdi sanat erbabı cıvanın tedbirinde birbirine muhalif tedbirler buldular. Bazı kimse cıvayı barut ruhu(ruh-ı barut) ile halleder(eritip çözer) ve bazısı tuz ruhu(ruh-ı milh) ile ve bazısı keskin sular ile halleder ma-i faruk gibi ve ma-i heddam gibi ve ma-i zerrin gibi ve bazıları zaç yağı(dühn-i zacla) da ve bazıları dövülmüş(meshuk) taşlar ile halleder uzun zamanda. Ama biz cıvanın halli için bir yol(tarik) ihtiyar ettik, o yolu gayet de faydalı(nafi') ve mücerrep ve zararsız bulduk. O yol budur ki temizlenmiş(tathir olmuş) cıvadan elli dirhem alasın bir şişe içine koyup üzerine yüz dirhem kükürt yağı(dühn-i kibrit) koyup bir sıcak yerde koyasın. Ta ki cıva şişenin dibinde kireçleşe(mükelles ola). Bundan sonra şişeyi bir sıcak kum üzerine koyarsın iki gün ziyade rutubeti gide. Ondan sonra kükürt yağını damlatırsın(taktir idersin), sonra üzerine yine kükürt yağı koyarsın evvelki gibi edesin. Böyle tekrar tekrar edersin dört kere. Bundan sonra çıkarıp kuyu suyu(ma-i karah) ile yıkarsın dört saat miktarı, ta ki kükürt yağından eser kalmaya, kurutursun bir sarı toprak gibi olur. Bundan sonra bir boynu uzun şişeye koyup ağzını pamuk(penbe) ile muhkem kapayasın. Sonra bir sıcak kum üzerine veya kül üzerine sekiz gün koyasın. Cıvadan diri olanı şişenin boğazına çıkıp(su'ud edip) yapışır ve sabit olanı şişenin dibinde kalır, maksat o sabit olandır. Şişeden o mamul olanı alırsın ama hazer eyleyesin ki o yukarı çıkandan(sa'id olandan) birisi sabit olana karışmaya. Bundan sonra arak ile üç kere yıkayıp hıfz edesin. Bazı kimse cıvayı altınla malgama(ilğam) edip ve üzerine kükürt yağı koyup yine evvelki gibi ameli tekrar eder. Ve bazı kimse cıvayı gümüş ile malgama(ilğam) edip üzerine kükürt yağı koyup evvelki gibi tekmil eder. Ve bu cıvanın çömlek(kar'a) dibinde sabit olduğunun alameti odur ki ne zaman bu cıva altın üzerine konulsa altını beyaz etmeye ve altına karışmaya. Bu cıvanın faydaları malum ola ki cıva tabii pelesengdir(belesan-ı tabi'idir) ve bunda büyümek kuvveti vardır. Ve tabii mizacı yeni edip itidale getirir ve insan bedenini cümle fesattan tasfiye eder ve kanı safi eder hususan frengi zahmetinde ve cümle marazların kökünü tohumunu ve yemişlerini katleder. Ve bunda ateş kuvveti(kuvvet-i nariyye) vardır yani ateş cüzünün(cüz'-i nariyyesi) kuvveti sair eşyanın ateş cüzünün(cüz'-i narisinin) kuvvetinden ziyadedir. İmdi ateş cüzü ziyade olunca kuvvette sıcak marazlara(emraz-ı harriyyeye) zarar edip faydası olmamak lazım gelir. Maahaza ittifak ettiler ki bu deva külli ilaçtır yani marazların sıcağına ve soğuğuna, nemlisine(ratbına) ve kurusuna(yabisine) ve şiddetlisine ve zayıfına ve beden uzuvlarından her uzvun marazlarının envaina ve esnafına ve eşhasına ilaçtır. Lakin bunda olan kuvvet latif ateştir(nariyye-i latifedir) yani zatında tam letafette olup toprak unsurunun kiri(vesah) ile zati kemali mestur olmuştur. Ama hikmet tedbiriyle tedbir olunup ıslah olundukta zati kemali zuhura gelip onda olan ateş kuvveti(kuvvet-i nariyye) nura mübeddel olmuştur. Kirden(vesahtan) ve zehirlilikten(semmiyyetten) ari olmak ile kendinde olan kuvvet halis hassa(hassa-i mahza) olmuştur ve o ateş kuvveti bütün cisimlere nüfuzu şiddetli ve sirayeti hızlıdır(seri'atü's-sereyandır). Yani ne zaman kullanılsa göz açıp kapayıncaya kadar(tarfetü'l-aynde) bedenin cümle aktarına sirayet edip marazların köklerini koparıp(kam' edip) katleder. Bu kuvvet bundan gayrıda yoktur. İmdi madeniyattan bunun gibi nice şeyleri hikmet tedbiriyle tedbir edip envai maraza kullanım mümkündür. Şahıslar(eşhas) tedbir hasebiyle gayet çok olur. İmdi sadedinde olduğumuz ne zaman hikmet tedbiriyle tedbir olunup onda olan hassa kuvveti halis olunca külli ilaçtır. İltihaplı(ufunetlü) marazların cümlesine ve kötü hıltları cümle çıkarır ve nezleleri(nazileleri) men eder ve damarda olan kanı safi eder ve kemiklerde olan tuzu(milhi) safi eder ve istiska marazına külli ilaçtır ve eklem ağrısına dahi nıkrise faydalıdır. İlahi hap(habb-ı ilahi) ile yahut bal yağı ile verilirse dahi zatülcenbe verilir. Münasip sular ile ve pişmişler ile ve giciyik ve uyuz(hikke) verilir ve kötü yaraların(kuruh-ı habisyenin) ve frengi zahmetinin köklerini katleder. Dahi sarılık için ki asferi olsun esvedi olsun naziri yoktur ve taun için olsun verilir. İlahi hap ile ve merhemlere karıştırılıp(hılt olunup) yaramaz kötü yaralar üzerine sürseler az zaman içinde halas ola. Ve Paracelsus(Parasulse) bu cıva tedbirinden gülbeşeker ile verip frengi zahmetine ilaç ederdi ve bununla tartır yağı(dühn-i tartiri) karıştırıp(hılt edip) kötü yaralar üzerine sürülür(tıla olunur) faydalıdır. Ve bu ilaç ile ne kadar yaramaz olursa ilaç olunsa elbette tam şifa(ber'-i tam) müyesser olur. Hekim Crollius(Korolyüs) der ki ben bu devayı çok tecrübe edip kullandım bir kimseye zararını görmedim der. Lakin bazı safravi kimselere ziyadece kusmak arız olup ve boğazında yanma(hurkat) hasıl olur. Lakin bazı gargaralar ile tez gider yahut azıcık mühürlü kil(tıyn-ı mahtum) ezip içseler giderir. Bu devanın şerbet miktarı üç habbedir altıya varıncaya dek. Bu devayı baş ağrısına kukıya hapı ile verilir ve eklem ağrısına(veca'-ı mefasıla) sürencan hapı ile verilir yahut bazı müshil haplar ile verilir. Ve eğer meyan balı ile içirseler gayet güzel olur ve bazen gülbeşeker ile yahut ekmek ile karıştırılıp verilir. Üzerine bir miktar şarap içilir ve diğer yol(tarik-i ahar) odur ki bu yol ile olan cıvaya tatlı cıva denilir ve bu deva ise Paracelsus'un sanatlarındandır. Dahi Paracelsus bu sanat erbabının reisidir. Ve yüz dirhem cıva alıp kireç ile külden hasıl olan su ile pak yıkayasın. Ondan sonra tekrar tuz ile sirke ile tekrar tekrar yıkayasın ta ki siyahlığı gidinceye dek. Sonra bu cıva kendi kadar kaya tuzu(milh-i enderani) ve mecmuu kadar yanmış zaç alıp cümlesini ezip(sahk edip) bir ağaçtan çanak içinde damıtılmış(mukattar) sirke ile halledip cümlesini bir mutedil çömleğe(kar'aya) koyup hikmet çamuruyla(tıyn-i hikmetle) çamurlayıp(tıynlayup) sıcak kül üzerinde damlatasın. Evvel suyu çıka ondan sonra bir gün bir gece şiddetli ateş edesin ta ki kubbeye çıka(su'ud eyleye). Bundan sonra açıp kırmızı ve sarı olan uçurulmuşu(distile olmuşu) alasın çömleğin dibinde siyahı kalır. Bundan bu uçurulmuşu beraber kaya tuzu(milh-i enderani) ile ve beraber yanmış şap alıp cümlesini birbirine karıştırıp ve damlatma(taktir) ile çıkan su ile karıştırasın. Ta ki yukarı çıka(su'ud eyleye). Ulaşmasını(vaslını) kesesin kırmızı ve sarı uçurulmuşu alıp dibinde baki kalanı atasın. O sarı uçurulmuşu alıp potaya koyup ateşe koyasın kızarıncaya dek. Ondan sonra bu mamulü aslı ile cem edesin yani pak sabit ile cıva ile cem edesin ve bunu ferahlatıcı(müferrih) sular ile yahut arak ile birkaç kere yıkayıp pak edesin. Ondan sonra yukarıda geçen marazların her birine verilir hususan ki istiska marazına üç habbeden beş habbeye varınca verilir. Diğer yol budur ki dilediğin kadar uçurulmuş cıvadan alıp ve kendi kadar zaç ruhu ve barut ruhu ile karıştırıp damlatasın(taktir idesin). Evvel ruh damlatılır ondan sonra şiddetli ateş(nar-ı şedid) edersin, yukarı çıkıcı(sa'id) olunca evvel mamul beyaz billur gibi şeffaf çıkar(sa'id olur). Ve ulaşmasını(vaslını) kesip o çıkanı(sa'idi) çıkarıp hıfz edersin. Bu deva yalnız müshildir yahut müshil devalar ile verilir. Bu sanat erbabı katında çok kullanılır ve bunun faydası ve semeresi evvelkinin faydası gibidir. Diğer yol odur ki bu yol ile olan cıvaya hayat cıvası(zibak-ı hayat) derler. Evvela antimon ve uçurulmuş cıvadan her birinden yüzer dirhem alıp hepsini bir yerde ezip üzerine sıcak kül koyup mutedil ateşte damlatırsın(taktir idersin). Bir beyaz yoğun(galiz) su damlatılır. Ne zaman imbikin ağzı bağlana ve damlayan noktanın kuvveti sebebiyle, sen ona yanmış kömürü yakın edip kızdırasın içilir ola. Sakın ama imbikin kırılmasından. Ve dahi damlatasın(taktir idesin), ondan sonra o damlatılmış suyun üzerine sıcak su koyarsın. Çömleğin(kar'anın) dibinde bir beyaz toprak çöker. O suyu ondan süzüp bir diğer su ile yıkarsın(gusl idersin) tekrar tekrar ta ki suyundan ve keskinliğinden(hiddetinden) bir şey kalmaya. Kurutup hıfz edersin. İmdi bu devadan mizacı kuvvetli olan adamlara yedirirsin üç habbeden dört habbeye varıncaya dek gülbeşeker ile yahut menekşe hamuresi ile yahut ayva şarabıyla yahut yarım pişmiş yumurta ile. Ve dahi vaciptir ki bu devayı kullanan kimse o gün hareket etmeye ve gene üstüne yarım pişmiş yumurta içe ve azıcık şarap dahi içe. Bu sanat sahiplerinden bazısı bu beyaz devayı bir miktar alıp hallolmuş(mahlul) altın ile beraberi hamur edip kullanırlar. Bu sanat erbabı katında buna feylesof altını(zeheb-i feylesof) derler ve hayat cıvası dahi derler. Ve hayat cıvası beyin marazlarının cümlesine faydalıdır ve sıtmaların envaina ve cüzzam marazına ve istiskaya ve frengi marazına ve taunlara faydalıdır.
Cıva ve Antimon Kullanmanın Kanunu: Bu iki devanın kanunu odur ki vaciptir hazer olunsun karaciğerinde ve akciğerinde cerahat yahut boşluk(fürce) olmaya. Ve olan kimseye kullanılmaya. Ve hazer etmek vaciptir ki bu devaların birini içmezden birkaç gün evvel(mukaddem) yahut birkaç gün sonra o kimseden kan almayalar yani kanı bu devalardan birini içene yakın almasınlar(fasd etmeyeler). Ve dahi bu devayı yemek yendikten sonra üç saat geçmedikçe yahut dahi arasından fasıla geçmedikçe vermeyeler ve yedikten sonra üç saat geçmedikçe yemek yemeyeler. Ve ne zaman amel olundukta ameli bir sıcak şey ile tahrik eyleyeler, mesela yağlı tavuk suyu vereler. Ve bu devalar kullanıldıkta bu kadar ihtimamın sebebi odur ki bu devalar gayet kuvvetli devalardır. Caiz ki bunu kullanan kişi zehirliliğini(semmiyetini) bir hoşça izale etmemiş ola da sonra hasta zahmet göre. Ve dahi safravi mizacı olan kişi kullanmasın ve dahi ona kusmak zarar eden kimselere vermeyeler. Dahi göğsü dar ve boynu uzun kimselere vermeyeler. Ne zaman taun için verseler taun üzerine dudya hapı dedikleri devayı halledip koyalar yahut faruk tiryakı(tiryak-ı faruk) koyalar. Bu devayı kullanan kimseye hadden aşırı ishal veya kusmak arız olsa yine faruk tiryakı ayva rubbu ile vereler ve midenin üzerine mideye kuvvet verici lapalar(zımadlar) edeler ve ayaklarını sıcak sirke içine koyalar ve eğer o kimseye baş ağrısı arız olsa başına sirke ile gül yağı süreler.
[Gâyetü'l-Müntehâ]
Cıva(Zîbak): Türkçede cıva derler. Tabiatı sıcak ve yakıcıdır(muhrikdir) bazıları ikinci derecede soğuk ve nemlidir dediler, distile ile elde edilmiş yani uçurulmuştur(musa'adıdır). Bunun ölmüşü bit(kehle) öldürmekte kullanılır ve gül yağıyla uyuza ve bazıları sirke ile uyuza ve giciğe süreler demişler ama dumanından ziyade hazer edeler zira felç ve titreme(ra'şe) ve sağırlık ve beniz sararmak ve akıl zail olmak ve göz kararmak ve baş titremek ve ağız kokusu ve dimağ kuruluğu ihdas eder.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Farsçada sim-ab ve Türkçede cıva derler.
Cıva(Zibak) ki Türkçe lisanında ona cıva derler.
Mahiyeti: Cıva iki türlüdür: Bir türlüsü amele muhtaç değildir, su gözü gibi madeni vardır, su çeker gibi onu dahi çekip ihraç ederler. Ve ikinci türlüsü madeninde bir çeşit taştır, o taşlar madeninden ihraç olunup ateş ile o taşlardan cıva çıkarılır(istihraç olunur), nitekim altın ve gümüş madenlerinden taşlar(ahcar) ve toprak(türbe) oldukları halde ihraç olunup ateş ile taşlarından altın ve gümüş çıkarılır. Ve cıva madeninden ihraç olunan taşlar eğer saf olup o taşın cevherinde ecnebi toprak ve taş ve sair cinsine zıt olan hıltlar olmaz ise o madeni taşlar zencefre(züncüfr) renginde olur ve zencefrenin madeni taşına bitişik(mülhak) olur belki biz deriz ki o saf olan cıva taşı(hacer-i zibak) o renkte asıldır ve zencefre ona bitişiktir. Galenos ve Galenos'un gayrıları zannederler ki cıva taşları(hicare-i zibak) madeni değildir belki mürdesenk(mertek yani mürdasenc) kurşundan(resastan) ve altın ve gümüş taşlarından çıkarılıp mamul olduğu gibi cıva taşı dahi zencefre taşından çıkarılır, pes cıva taşı ameli olur, madeni değildir. Zencefre taşı ile cıva taşının arasında benzerlik(müşabehet) olmakla Galenos zencefre taşını asıl addedip ve cıva taşı ondan amel ile çıkarılır, bir çömleğin(kıdrın) içine zencefre taşı konulup çamur(tin) ile sıvanıp(tatyin olunup) ateşte uçurulur(tas'id olunur) ve cıva taşı o vecihle mamul olur dedi. Lakin halin hakikati Galenos'un dediği gibi değildir belki zencefre, cıva taşından kükürt(kibrit) ile çıkarılır ondan sonra cıva o çıkarılan zencefre taşından dahi çıkarılmak mümkün olur, madeni olan cıva taşından cıva çıkarıldığı gibi. Velhasıl cıva taşı asıldır, ondan cıva bazen vasıtasız çıkarılır ve bazen dahi cıva taşından zencefre taşı çıkarılıp zencefre taşından cıva çıkarılır. Ebu Ali katında zencefrenin cevheri cıva taşının cevheridir, Galenos katında cıva taşının cevheri zencefrenin cevheridir.
Tabiatı: Cıva ikinci derecede soğuk ve nemlidir.
Hassaları: Uçurulan(tas'id olunan) cıva tutucu/büzücü(kabız) olur.
Süs(Zinet): Cıva öldürülüp gül yağı(dühn-i verd) ile bite(kehle) ve kamkam dedikleri tüy diplerinde olan yapışık bite ve yavşak dedikleri bit tohumu için kullanılır.
Çıbanlar ve Yaralar: Ölü cıva gül yağı ile veyahut uyuz(cereb) devalarının sairleri ile uyuz için kullanılır ve kötü yaralar(kuruh-ı rediyye) için dahi kullanılır.
Eklem Uzuvları(Alati'l-Mefasıl): Cıvanın buharı felci(falici) ve titremeyi(ra'şeyi) icap ve ihdas eder ve uzvu felçli(şell) ve tutmaz eder.
Baş Uzuvları: Cıvanın dumanı(duhanı) işitmeyi(sem'i) izale eder ve ağzı kokutup ağır koku(behar) icap eder eğer o duman ağza(feme) dokunur ise.
Göz Uzuvları: Cıvanın dumanı görmeyi(basarı) izale eder.
Atım Uzuvları(A'zai'n-Nefd): Kules İhtiyati der ki bazı öldürülmüş(maktul) olan cıvayı bağırsak kuluncunda(ilavusta) kullanırlar.
Zehirler: Uçurulmuş(musa'ad) olan cıva, parçalaması(takti'i) şiddetli olmak hasebiyle öldürücü(kattal) olur. Ve uçurulmuş cıvayı(zibak-ı musa'adı) içen kimseye kuvvetli ilaç budur ki o kimse süt içip kusar. Galenos der ki bu mezkur ilaç tecrübe olunmamıştır. Tab ile olan nüshada "tecrübe edilmemiştir(la-tecribe)" bedeline "caiz değildir(la-yecuz)" vaki olmuştur. Ve bazıları dediler ki öldürülmüş cıva sıkleti ve ağırlığı hasebiyle katleder, zira her ne şeye mülaki olursa o şeyi öldürülmüş cıva sıkleti hasebiyle yer(ekl eder) ve tesadüf ettiği(müsadif olduğu) uzvun fenasından insanın helaki lazım gelir. Musannif der ki bu kelam elde edilmiş(muhassal) ve muhakkak değildir. Ve cıva fareyi katleder ve tütününden haşerat(hevamm) ve yılanlar(hayyat) kaçıp(hereb edip) kaçarlar.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Cıva(Jiveye): Bunun bit(kehle) kovması hassası iledir. Ve bu yaramazdır. Onun için cıvayı acı yağ ile öldürüp bit üşüşen kimsenin bazı uzvuna sürerler ama yufka yerlerine ve kalbe ve ciğere yakın uzuvlarına sürmezler. Zira felç ve titreme(ra'şe) ihdas eder ve lâyıktır ana uzuvlardan(a'za-yı re'iseden) uzak kılmak.
[Şerh-i Mûcez fi't-Tıbb]
Abak: Cıva. Zive dahi derler, ama simyacı(iksir-ban) lisanı üzeredir. İnşallahü teala ze babında cıva(zibak) diye cümle, eğer tıp sanatında ve eğer simyacı sanayisinde olan isimleri ve hastalıklara olan menfaatleri tafsil üzere zikrolunur.
Zavuk: Cıva(Zibak) derler. Zikrolunur.
Cıva(Zibak): Civa Türkçe. Bunun ismi çoktur. Ama iksir ilminde itibar olunur ve tıp ilminde dahi bazıları lazım olup o ecilden her birinden bir miktar beyan edelim ki bu isimle zikrolunursa olur: el-fişan, el-feyz, ez-zemzem, el-hayy, es-sehab, en-nur ve’z-zevavuk, er-ruhani, aynü’l-huyut, el-libn, el-hall, ed-dehen, el-abak, el-firar, er-ruh, en-nafiz, et-tayyar. Bu isimler cümle iksirciler lisanı üzeredir. Şiraz’da cive derler ve İhtiyarat’ta müellif sözü üzere leyan, utarit, fendayık, bark, sakil, ratb, cesed, ma-i hayat, ayan, kabirla, marü’ş-şems, mülkü’l-arz, maü’l-muvafık, el-abd, el-utabe, el-hayye, lebenü’l-azra dahi derler. Bu zikrolunan isimler distile edilip / uçurulmamış(musa'ad olmayan) çeşidi içindir, ama uçurulmuş(musa'ad) olan çeşidine talkü’l-haci, kandilü’l-bahr, rekbetü’l-esed derler. Bunların en iyisi(a'lası) sağ ve canlı(zinde) olandır, kullanılmış olmaya. Cıvanın tabiatı sıcak ve yakıcıdır(muhrikdir). Bazıları ikinci derecede soğuk ve nemlidir dediler. Ve uçurulmuşu tutucu/büzücü(kabız)dür. Bunun ölmüşü bit(kehle) öldürmekte kullanılır. Ve kirdan ve kene dedikleri ki sakal ve saç aralarında kırkayak derler kene gibi bir nesne hasıl olur, ona dahi sürseler cümlesini düşürür ve öldürür. Ve gül yağıyla uyuza ve bazıları sirke ile uyuza ve giciğe süreler demişler. Eğer bunu ekmeğe karıştırıp sıçan delikleri ağzına koysalar sıçanlar kırıla. Ve tütsü eyleseler ağılı canavarlar kaçarlar ama dumanından ziyade hazer edeler, zira felç ve titreme(ra'şe) ve sağırlık ve beniz sararmak ve akıl zail olmak ve göz kararmak ve baş titremek ve ağız kokusu ve beyin kuruluğu ihdas eder. Ve tütününden yılan ve akrep ve sair ağılı canavarlar kaçarlar ve belki ölürler. Ve ilavus dedikleri yani rubbü’r-erham ve rubb-ı salim dedikleri bağırsak kuluncu olan kimsenin ağzına badem yağı koyup ve bir danik cıva(jive) içireler, o bağlı bağırsağı çözüp o kulunçtan halas olur, ama bazı hekimler buna rıza vermedi, zira muhaliftir. Bazıları ölüm mertebesine vardıkta çare olmayıp en son olur diye verdiler, ekseri halas oldu. Ama bizim üstadımız bu hususta asla rıza vermemiştir. Ve ama öldürülmemiş cıva gerektir, yani ölmüş cıva vermeyeler demektir. Ve bir kimsenin kulağına cıva dökülse o kimseyi bir ayak üzerine tutup ve bir elinin ayasını kulağına tutup ve başını o cıva giren kulağından yana tutup cıvayı dışarı(taşra) çıkarmışlar. Ve bazıları bakır peyda edeler ve dahi hareket ettirmeden kulağa mil sokalar, parça parça mile yapışa, çıka demişler, ama uzaktır. Ve ölmüş cıva içmiş kimselere şarap(süci) içireler ve çok kusturalar ve pelin otu(afsentin) ve kereviz tohumu içe ve kusa ve mürdesenge ne ilaç lazım ise buna dahi öyle ilaç edeler, mürdesengde beyan olunmuştur.
Cıva Suyu(Maʾü’z-zibak): Cıva(Cive yani zive) suyudur. Farsçada ab-ı simab derler. Cıva madeninden akar. Bunu içmek olmaz, uyuz kişiler ve bitliler(kehleliler) gusül eyleseler giciğini(hıkkesini) giderir.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Cıva(Zîbak): Cıvadır(Jivedir). Eğer cıvayı öldürseler sirkeyle karıştırıp uyuza ve giciğe sürseler(dürtseler) gidere. Eğer ekmeğe karıştırıp sıçan deliklerine koysalar sıçanları kıra. Eğer bir yerde tütsü eyleseler ağılı canavarlar kaça. Evet zinhar tütününden kendine dokundurmaya, zira felç zahmeti ve gövdede titremek ve sağırlık ve beniz sararmak ve baş titremek hasıl olur. Eğer bağırsak kuluncu(ilavus) olan kişiyi çarmıh etseler ağzına badem yağı koyup akabinde bir dang cıva koysalar bağırsak kuluncunu(ilavusu) aça. Eğer yaksalar(göyündürseler) otlara karıştırsalar kuluncu olana içirseler fayda ede. Eğer ziyade içseler öldüre. İlacı budur ki, çok süt ve şarap(süci) içe kusturalar, veya pelin otu tohumu içe kustura.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Cıva(Zeybak): O, aslı kara madenleridir ve sair madenlerde bulunur ve müennestir, bir alay damlalardır, birbirine karışıp çıkarılır(istihraç olunur). Ve yine zencefre taşlardan ateş ile distilasyon-uçurma(tas'id) tarikiyle hasıl olur ama soğuk(barid) olan vilayetlerde ve dağlarda ve Mağrib'in ve Rum'un nihayeti gibi yerlerde ve Sabi etrafında hasıl olur ve çukur yerlerde toplanır(cem' olur). Altın veya kurşun ile onu alırlar. Ve o diyarda çok olduğunun sebebi kükürtün(kibritin) madum olduğu ecildendir. Ve şark canibinde olanı uçurulmuştur(musa'adidir) ve garbisi hamdır. Ve o, nevahiden hasıl olanı toprağa katıştırırlar(gaşş ederler). Ve iyisi kestiklerinde tez toplanmakla bilinir. Ve o, hakikatte toprağın latifinden safi olan damlalardır ve gümüşün illetlisi olan değildir. Zira o, gümüşün ve gümüşten başka olanların özü-aslıdır. Soğuktur(bariddir) ikincide ve nemlidir(ratıbdır) üçüncüde. Giciği(hıkkeyi) ve uyuzu(cerebi) ve bedenin haricinde olan yaraları(kuruhları) zail eder. Ve ne zaman ki cıvayı günlük(kündür) ve çam sakızı(ratinec) ve balmumu(şem') ve zeytinyağı(zeyt) ile karıştırsalar ve ateş yanığını(nar-ı Farisi) ve habbü'l-ma'run'u ve yaraları(kuruhı) onunla yağlasalar ve o adamı bir haftaya değin sıcak tutup ve kötü(kem) olan taamı ve tuzlu şeyler yedirmeseler beri olur. Bu, tecrübe edilmiştir. Egerçi ağzı fesat ve boğazın boğumlarında şişlik varsa ve eğer sıcak tutmayalar ve eklem(mefasıl) ağrısını hasıl ede ve bu yağı üç kere bir hafta yenilesinler(tecdid eylesinler). Mısır'ın bimarhanesinde meşhur olan budur. Ve bazen etrafını ve gerdanını yağlamasına yetinirler(iktisar ederler). Ve kullanılmaya, ancak mideyi safi ettikten sonra. Ve cıva giciği(hıkkeyi) ve uyuzu(cerebi) zail eder ve bitleri öldürür ne zaman ki zeytinyağı(zeyt) ve kına ile karıştırıp hamamda sürünseler ve kezalik yünden bir ipe sürüp boğaza bağlayalar. Ve eğer akıntılı yaraları(kuruh-ı sayilesi) olan kimse cıva ve yılan kabuğu ve selvi cevizi ile buhur eyleseler, yaraları(kuruhı) kurutur lakin işitmeyi(sem'i) ve görmeyi(basarı) ve dişleri dumanından korusunlar. Zira ifsateder. Ve o, duman haşeratı(hevamı) kovar(tard eder). Bu, tecrübe edilmiştir. Ve cıvanın dahili kullanımı katleder. Ve hamile sahibinin kullanımını caiz görmemiş ve gayrıları men eylemişler. Ve müşahede olunmuş ki onun bir hapı yaraları ve ateş yanığının(nar-ı Farisi'nin) bakiyyesini ve frengiyi(habbe'l-İfrenc'i) zail eder ne zaman ki mideyi safi eyledikten sonra kullansalar. Ve çok olur ki damarlar ağrısı gibi kötü hastalıklara(emraz-ı rediyyeye) uğratır. Ve sahih olan odur ki amberden ve miskten her birisinden çeyrek(rub') cüz alıp ve cıvadan yarım cüz ve afyon bir cüz ve iyi sakmuniya bir buçuk cüz ve cümlesini birbirine mezceylemek ile iç içe geçirsinler. Ve bazen bir miktar sütleğen(ferbiyun) katsınlar(muzaf ideler) ve gül suyu ve azıcık buğday unu ile yoğurup haplar yapıp saklayalar. Ve bu keyfiyet ile zararı olmaz. Ve cıva katildir. Zehirden sakınıldığı(ihtiraz olunduğu) gibi bundan dahi öyle sakınsınlar(ihtiraz ideler). Ve ne zaman ki yeseler süt ve sıcak su ile kusmak ıslah edicisidir(muslihidir). Ve hassalarındandır ki bir yere naklolunmaz, ancak köpek derisinde olur. Şerbeti: Yarım(nısf) dirhem. Ve bedeli: Hallolunmuş kurşun.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Cıva(Zîbak): Türkçede cıva(jive) dedikleridir. Cıva, madenlerde hasıl olan yedi türlü cesetlerden yani cevher gibi bizzat kaim olan nesnelerden cıva biridir. Zencefreye(zincefre) benzer kızıl taşlarda olur. Altın ve gümüş çıkardıkları gibi su ile ve ateş ile çıkarırlar. Tabiiyyun yani eşyanın tabiatlarını bilmeye meşgul olmuş alimler cıvanın aslı budur diye zikreylediler. Bazıları demişler ki toprak içinde dağılmış damla damla bulunur topraktan cem ederler. Hekim Ali İbn Sina şöyle zikreder ki cıva bir kuyudur, kuyudan su çekip çıkardıkları gibi cıvayı dahi kuyudan çıkarırlar. Cıva güya ki tamam pişip kemalini bulmamış gümüştür veyahut titremek ve yaramaz koku ve sıklık ile hasta gümüşüdür şöyle ki bu marazları giderilse gümüş olur. Bazıları demişler gümüş madenlerinde toprak içinde saçılmıştır. Evla budur ki cıvayı şişe veyahut kalay veyahut kurşun veyahut gümüş veyahut altın kap veyahut su köpeği(su kelbi) derisi içinde hıfz edeler. Eğer bunlardan gayrı nesne içinde koyarlarsa onu yok eder veyahut yakar. Cıva su gibi soğuktur(bariddir), ziyade keskinliği ve tutuculuğu/büzücülüğü(kabızlığı) vardır. Cıvayı yaktıkta kokusu felç(falic) marazı peyda eder. Felç(Falic) defalarca beyan olunmuştur. Cıvanın iyisi Rum ve Mağrip vilayetinden getirdikleridir. Hala bu iki vilayetten gayrıdan getirilmez. Eğer cıvayı distileyle uçursalar(tas'id etseler) yani bazı ilaçlarla ezip ondan sonra ateşte eritip kavursalar, nitekim yolu(tariki) mahallinde beyan olunmuştur, bu makule uçurulmuş(tas'id olunmuş) olan cıva ziyade keskin ve dili büzücü ve yakıcı ve eritip/çözüp(tahlil edip) kesici olur. Giciği ve uyuzu giderir ve deriyi yakar. Kezalik cıvayı bazı küller(ermide) ile katletseler bu makule fayda(nef') vere. Cıvanın uçurulmuşu(tas'id olunmuşu) anında katleder zehirdir. Cıva toprağı dedikleri bazıları demişler cıva bulunduğu maden toprağıdır. Bazıları demişler cıvayı cıva taşlarından su ve ateş ile çıkardıklarında ondan kalan kiri(vesahı) yani kiridir, cıva toprağı tez katletmekte uçurulmuş(tas'id olunmuş) cıvadan ziyadedir yani zehirliliği çoktur. Cıva tütünü işitme kuvvetini(kuvvet-i sami'ayı) giderir yani sağır eder ve göze perde eder yani nurunu giderir ve benzi sarı eder ve uzuvlara titremek ve birbirine girmek ve dimağa fesat ve kuruluk verir. Cıva tütününden ufak zehirli canavarlar kaçarlar. Bütün solucanları ve hayvanlarda olan kene ve bitleri(kehleleri) kırar. Eğer cıvayı ta kül oluncaya dek yaksalar ve ahir münasip devalara katsalar kulunca faydalı(nafi') ola, hususan ilavus dedikleri kulunca ki daha evvel beyan olunmuştur ona ziyade fayda(nef') eder. Hekim Dioskorides demiş ki cıvanın dirisi dahi katledicidir. Zira ona eriştiği uzvu yer. Ama İbn-i Zekeriyya nam tabip Dioskorides’in bu kelamını inkar eder yani der ki cıvanın dirisi katil değildir. Zira cıvanın dirisinden bir maymuna iki miskal miktarı içirdim katletmedi, maymunda ancak karın ağrısı ve bağırsaklar ağrısı peyda etti. Pes ben dahi maymunu tutup oynattım ve muhkem ırgalattım. Cıvayı aşağısından dışarı(taşra) eyledi ve iyi olup halas oldu. Eğer Dioskorides dediği üzere cıvanın dirisinden veyahut uçurulmuşundan(tas'id olunmuşundan) veyahut katlolunmuşundan bir kimseye içirseler zararına ilaç budur ki bolca(vafir) süt içirip kusturalar ve şarap ve pelin otu(afsentin) ve kereviz tohumundan içireler ve şaraba dağlarda olan yarpuz(fudenc) ve zufa katıp içireler ve yağlı çorbalar(şurvalar) içireler. Eğer bir kimsenin kulağı içine cıva dökseler ziyade tesir edip zarar eyleye. Eğer çıkmazsa katleder. Evla budur ki içinde cıva olan kulağı tarafına başını yere eğip ve bir ayak üzere durup kalka ki cıva dışarı(taşra) çıka. Bazıları demişler kurşundan mili kulak içine sokalar, cıva mile yapışıp çıkar.
[Hasan B. Abdurrahman - Tercüme-i Mâ-Lâ Yesa‘u’t-Tabîbe Cehluhu]
Acayip Sır(Sırr-ı acib): Eğer bir balığın içini pak eylesen dahi cıvayla doldursan ve dikip pekiştirsen mumla düzsen cıva dökülmese dahi bir tas içine su koy altına ateş yak su sıcak oldukça balık harekete gele.
[Acebü'l-Uccâb]
Cıva yıkamak: Bu fasıl kirleri gusledip pak etmek beyanındadır. Bu arada kirden(vesahtan) murat eczanın içinde zararı olup lazım olmayan şeydir. Pak etmek çeşme suları ile olur ve dahi tedbirli(müdebber) keskin sular ile de olur. Bunların her birisini aşağıda bilirsin. Mesela cıvayı yıkayıp(gusledip) yıkamak murat etsen, evvela o cıvayı gül suyu ile ve kireç suyu ile yıkarsın birkaç kere, sonra tuz ile ve sirke ile birkaç kere yıkarsın. Bundan sonra bir şişeye koyup üzerine dört parmak miktarı arak(alkol) koyarsın. Ne zaman arakın rengi bozulup karardıkta onu süzüp yine bir diğer(ahar) arak dahi koyarsın. Ta ki arakın rengi bozulmayıncaya değin bu amel ile cıva yıkamak(gusl-i zibak) tamam olur.
Cıva yağı çıkarmak yolu(tariki) budur ki dilediğin kadar cıva alıp zaç ve barut ve şapla uçurursun(tas'id idersin), sonra birkaç kere arak ile yursun(yıkarsın) ve arakı ondan uçurup kuvvetli ateş ile damlatırsın(taktir idersin). Bundan damlatma(taktir) ile bir süt gibi şey çıkar, bu damlatılmışı(mukattarı) eğer arak ile damlatırsan gayet güzel olur. Ve bu yağ yaralara ve çıbanlara faydalıdır ve bu yağ içeriden azıcık kullanılsa böbreklerde ve mesanelerde ilacı müşkül olan yaraları ondurur.
Madeni Türbüt Sıfatı(Sıfat-ı türbüd-i ma'deni): Yani türbüt madeninin sıfatı odur ki türbüt madeni cıva müdebberinden olur. Dahi cıva ki türbüt madeni derler cıvanın kullanımı çok(kesir) ve faydası amme(nef'-i amm) olduğu ecilden ve dahi madeniyatın hamuru gibi olduğundan ötürü. Zira şu kimse ki cıvanın ispatına kadir ola o kimse feylesoftur hakka. Ne zaman bir kimse cıvayı bir hoşça tedbir eylese zararsız cümle marazlara ilaç olur gayrıya ihtiyaç olmaz zira bunun faydası(nef'i) cümleye amdır. Benakiya dediler yani külli ilaç(deva-i külli) demektir. Pes imdi sanat erbabı cıvanın tedbirinde birbirine muhalif tedbirler buldular. Bazı kimse cıvayı barut ruhu(ruh-ı barut) ile halleder(eritip çözer) ve bazısı tuz ruhu(ruh-ı milh) ile ve bazısı keskin sular ile halleder ma-i faruk gibi ve ma-i heddam gibi ve ma-i zerrin gibi ve bazıları zaç yağı(dühn-i zacla) da ve bazıları dövülmüş(meshuk) taşlar ile halleder uzun zamanda. Ama biz cıvanın halli için bir yol(tarik) ihtiyar ettik, o yolu gayet de faydalı(nafi') ve mücerrep ve zararsız bulduk. O yol budur ki temizlenmiş(tathir olmuş) cıvadan elli dirhem alasın bir şişe içine koyup üzerine yüz dirhem kükürt yağı(dühn-i kibrit) koyup bir sıcak yerde koyasın. Ta ki cıva şişenin dibinde kireçleşe(mükelles ola). Bundan sonra şişeyi bir sıcak kum üzerine koyarsın iki gün ziyade rutubeti gide. Ondan sonra kükürt yağını damlatırsın(taktir idersin), sonra üzerine yine kükürt yağı koyarsın evvelki gibi edesin. Böyle tekrar tekrar edersin dört kere. Bundan sonra çıkarıp kuyu suyu(ma-i karah) ile yıkarsın dört saat miktarı, ta ki kükürt yağından eser kalmaya, kurutursun bir sarı toprak gibi olur. Bundan sonra bir boynu uzun şişeye koyup ağzını pamuk(penbe) ile muhkem kapayasın. Sonra bir sıcak kum üzerine veya kül üzerine sekiz gün koyasın. Cıvadan diri olanı şişenin boğazına çıkıp(su'ud edip) yapışır ve sabit olanı şişenin dibinde kalır, maksat o sabit olandır. Şişeden o mamul olanı alırsın ama hazer eyleyesin ki o yukarı çıkandan(sa'id olandan) birisi sabit olana karışmaya. Bundan sonra arak ile üç kere yıkayıp hıfz edesin. Bazı kimse cıvayı altınla malgama(ilğam) edip ve üzerine kükürt yağı koyup yine evvelki gibi ameli tekrar eder. Ve bazı kimse cıvayı gümüş ile malgama(ilğam) edip üzerine kükürt yağı koyup evvelki gibi tekmil eder. Ve bu cıvanın çömlek(kar'a) dibinde sabit olduğunun alameti odur ki ne zaman bu cıva altın üzerine konulsa altını beyaz etmeye ve altına karışmaya. Bu cıvanın faydaları malum ola ki cıva tabii pelesengdir(belesan-ı tabi'idir) ve bunda büyümek kuvveti vardır. Ve tabii mizacı yeni edip itidale getirir ve insan bedenini cümle fesattan tasfiye eder ve kanı safi eder hususan frengi zahmetinde ve cümle marazların kökünü tohumunu ve yemişlerini katleder. Ve bunda ateş kuvveti(kuvvet-i nariyye) vardır yani ateş cüzünün(cüz'-i nariyyesi) kuvveti sair eşyanın ateş cüzünün(cüz'-i narisinin) kuvvetinden ziyadedir. İmdi ateş cüzü ziyade olunca kuvvette sıcak marazlara(emraz-ı harriyyeye) zarar edip faydası olmamak lazım gelir. Maahaza ittifak ettiler ki bu deva külli ilaçtır yani marazların sıcağına ve soğuğuna, nemlisine(ratbına) ve kurusuna(yabisine) ve şiddetlisine ve zayıfına ve beden uzuvlarından her uzvun marazlarının envaina ve esnafına ve eşhasına ilaçtır. Lakin bunda olan kuvvet latif ateştir(nariyye-i latifedir) yani zatında tam letafette olup toprak unsurunun kiri(vesah) ile zati kemali mestur olmuştur. Ama hikmet tedbiriyle tedbir olunup ıslah olundukta zati kemali zuhura gelip onda olan ateş kuvveti(kuvvet-i nariyye) nura mübeddel olmuştur. Kirden(vesahtan) ve zehirlilikten(semmiyyetten) ari olmak ile kendinde olan kuvvet halis hassa(hassa-i mahza) olmuştur ve o ateş kuvveti bütün cisimlere nüfuzu şiddetli ve sirayeti hızlıdır(seri'atü's-sereyandır). Yani ne zaman kullanılsa göz açıp kapayıncaya kadar(tarfetü'l-aynde) bedenin cümle aktarına sirayet edip marazların köklerini koparıp(kam' edip) katleder. Bu kuvvet bundan gayrıda yoktur. İmdi madeniyattan bunun gibi nice şeyleri hikmet tedbiriyle tedbir edip envai maraza kullanım mümkündür. Şahıslar(eşhas) tedbir hasebiyle gayet çok olur. İmdi sadedinde olduğumuz ne zaman hikmet tedbiriyle tedbir olunup onda olan hassa kuvveti halis olunca külli ilaçtır. İltihaplı(ufunetlü) marazların cümlesine ve kötü hıltları cümle çıkarır ve nezleleri(nazileleri) men eder ve damarda olan kanı safi eder ve kemiklerde olan tuzu(milhi) safi eder ve istiska marazına külli ilaçtır ve eklem ağrısına dahi nıkrise faydalıdır. İlahi hap(habb-ı ilahi) ile yahut bal yağı ile verilirse dahi zatülcenbe verilir. Münasip sular ile ve pişmişler ile ve giciyik ve uyuz(hikke) verilir ve kötü yaraların(kuruh-ı habisyenin) ve frengi zahmetinin köklerini katleder. Dahi sarılık için ki asferi olsun esvedi olsun naziri yoktur ve taun için olsun verilir. İlahi hap ile ve merhemlere karıştırılıp(hılt olunup) yaramaz kötü yaralar üzerine sürseler az zaman içinde halas ola. Ve Paracelsus(Parasulse) bu cıva tedbirinden gülbeşeker ile verip frengi zahmetine ilaç ederdi ve bununla tartır yağı(dühn-i tartiri) karıştırıp(hılt edip) kötü yaralar üzerine sürülür(tıla olunur) faydalıdır. Ve bu ilaç ile ne kadar yaramaz olursa ilaç olunsa elbette tam şifa(ber'-i tam) müyesser olur. Hekim Crollius(Korolyüs) der ki ben bu devayı çok tecrübe edip kullandım bir kimseye zararını görmedim der. Lakin bazı safravi kimselere ziyadece kusmak arız olup ve boğazında yanma(hurkat) hasıl olur. Lakin bazı gargaralar ile tez gider yahut azıcık mühürlü kil(tıyn-ı mahtum) ezip içseler giderir. Bu devanın şerbet miktarı üç habbedir altıya varıncaya dek. Bu devayı baş ağrısına kukıya hapı ile verilir ve eklem ağrısına(veca'-ı mefasıla) sürencan hapı ile verilir yahut bazı müshil haplar ile verilir. Ve eğer meyan balı ile içirseler gayet güzel olur ve bazen gülbeşeker ile yahut ekmek ile karıştırılıp verilir. Üzerine bir miktar şarap içilir ve diğer yol(tarik-i ahar) odur ki bu yol ile olan cıvaya tatlı cıva denilir ve bu deva ise Paracelsus'un sanatlarındandır. Dahi Paracelsus bu sanat erbabının reisidir. Ve yüz dirhem cıva alıp kireç ile külden hasıl olan su ile pak yıkayasın. Ondan sonra tekrar tuz ile sirke ile tekrar tekrar yıkayasın ta ki siyahlığı gidinceye dek. Sonra bu cıva kendi kadar kaya tuzu(milh-i enderani) ve mecmuu kadar yanmış zaç alıp cümlesini ezip(sahk edip) bir ağaçtan çanak içinde damıtılmış(mukattar) sirke ile halledip cümlesini bir mutedil çömleğe(kar'aya) koyup hikmet çamuruyla(tıyn-i hikmetle) çamurlayıp(tıynlayup) sıcak kül üzerinde damlatasın. Evvel suyu çıka ondan sonra bir gün bir gece şiddetli ateş edesin ta ki kubbeye çıka(su'ud eyleye). Bundan sonra açıp kırmızı ve sarı olan uçurulmuşu(distile olmuşu) alasın çömleğin dibinde siyahı kalır. Bundan bu uçurulmuşu beraber kaya tuzu(milh-i enderani) ile ve beraber yanmış şap alıp cümlesini birbirine karıştırıp ve damlatma(taktir) ile çıkan su ile karıştırasın. Ta ki yukarı çıka(su'ud eyleye). Ulaşmasını(vaslını) kesesin kırmızı ve sarı uçurulmuşu alıp dibinde baki kalanı atasın. O sarı uçurulmuşu alıp potaya koyup ateşe koyasın kızarıncaya dek. Ondan sonra bu mamulü aslı ile cem edesin yani pak sabit ile cıva ile cem edesin ve bunu ferahlatıcı(müferrih) sular ile yahut arak ile birkaç kere yıkayıp pak edesin. Ondan sonra yukarıda geçen marazların her birine verilir hususan ki istiska marazına üç habbeden beş habbeye varınca verilir. Diğer yol budur ki dilediğin kadar uçurulmuş cıvadan alıp ve kendi kadar zaç ruhu ve barut ruhu ile karıştırıp damlatasın(taktir idesin). Evvel ruh damlatılır ondan sonra şiddetli ateş(nar-ı şedid) edersin, yukarı çıkıcı(sa'id) olunca evvel mamul beyaz billur gibi şeffaf çıkar(sa'id olur). Ve ulaşmasını(vaslını) kesip o çıkanı(sa'idi) çıkarıp hıfz edersin. Bu deva yalnız müshildir yahut müshil devalar ile verilir. Bu sanat erbabı katında çok kullanılır ve bunun faydası ve semeresi evvelkinin faydası gibidir. Diğer yol odur ki bu yol ile olan cıvaya hayat cıvası(zibak-ı hayat) derler. Evvela antimon ve uçurulmuş cıvadan her birinden yüzer dirhem alıp hepsini bir yerde ezip üzerine sıcak kül koyup mutedil ateşte damlatırsın(taktir idersin). Bir beyaz yoğun(galiz) su damlatılır. Ne zaman imbikin ağzı bağlana ve damlayan noktanın kuvveti sebebiyle, sen ona yanmış kömürü yakın edip kızdırasın içilir ola. Sakın ama imbikin kırılmasından. Ve dahi damlatasın(taktir idesin), ondan sonra o damlatılmış suyun üzerine sıcak su koyarsın. Çömleğin(kar'anın) dibinde bir beyaz toprak çöker. O suyu ondan süzüp bir diğer su ile yıkarsın(gusl idersin) tekrar tekrar ta ki suyundan ve keskinliğinden(hiddetinden) bir şey kalmaya. Kurutup hıfz edersin. İmdi bu devadan mizacı kuvvetli olan adamlara yedirirsin üç habbeden dört habbeye varıncaya dek gülbeşeker ile yahut menekşe hamuresi ile yahut ayva şarabıyla yahut yarım pişmiş yumurta ile. Ve dahi vaciptir ki bu devayı kullanan kimse o gün hareket etmeye ve gene üstüne yarım pişmiş yumurta içe ve azıcık şarap dahi içe. Bu sanat sahiplerinden bazısı bu beyaz devayı bir miktar alıp hallolmuş(mahlul) altın ile beraberi hamur edip kullanırlar. Bu sanat erbabı katında buna feylesof altını(zeheb-i feylesof) derler ve hayat cıvası dahi derler. Ve hayat cıvası beyin marazlarının cümlesine faydalıdır ve sıtmaların envaina ve cüzzam marazına ve istiskaya ve frengi marazına ve taunlara faydalıdır.
Cıva ve Antimon Kullanmanın Kanunu: Bu iki devanın kanunu odur ki vaciptir hazer olunsun karaciğerinde ve akciğerinde cerahat yahut boşluk(fürce) olmaya. Ve olan kimseye kullanılmaya. Ve hazer etmek vaciptir ki bu devaların birini içmezden birkaç gün evvel(mukaddem) yahut birkaç gün sonra o kimseden kan almayalar yani kanı bu devalardan birini içene yakın almasınlar(fasd etmeyeler). Ve dahi bu devayı yemek yendikten sonra üç saat geçmedikçe yahut dahi arasından fasıla geçmedikçe vermeyeler ve yedikten sonra üç saat geçmedikçe yemek yemeyeler. Ve ne zaman amel olundukta ameli bir sıcak şey ile tahrik eyleyeler, mesela yağlı tavuk suyu vereler. Ve bu devalar kullanıldıkta bu kadar ihtimamın sebebi odur ki bu devalar gayet kuvvetli devalardır. Caiz ki bunu kullanan kişi zehirliliğini(semmiyetini) bir hoşça izale etmemiş ola da sonra hasta zahmet göre. Ve dahi safravi mizacı olan kişi kullanmasın ve dahi ona kusmak zarar eden kimselere vermeyeler. Dahi göğsü dar ve boynu uzun kimselere vermeyeler. Ne zaman taun için verseler taun üzerine dudya hapı dedikleri devayı halledip koyalar yahut faruk tiryakı(tiryak-ı faruk) koyalar. Bu devayı kullanan kimseye hadden aşırı ishal veya kusmak arız olsa yine faruk tiryakı ayva rubbu ile vereler ve midenin üzerine mideye kuvvet verici lapalar(zımadlar) edeler ve ayaklarını sıcak sirke içine koyalar ve eğer o kimseye baş ağrısı arız olsa başına sirke ile gül yağı süreler.
[Gâyetü'l-Müntehâ]
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Cıva (Civa / Zîbak)
Fârisîde sîm-âb ve Türkîde cıva derler.
Zîbak ki lisân-ı Türkîde oña cıva derler.
Fi’l-Mâhiyyeti: Zîbak iki dürlüdür: Bir dürlüsü amele muhtâc değildir, su gözü gibi ma'deni vardır, su çeker gibi onu dahi çekip ihrâc ederler. Ve ikinci dürlüsü ma'deninde bir nev' taştır, o taşlar ma'deninden ihrâc olunup âteş ile o taşlardan zîbak istihrâc olunur, nitekim altın ve gümüş ma'denlerinden ahcâr ve türbe oldukları hâlde ihrâc olunup âteş ile ahcârlarından altın ve gümüş istihrâc olunur. Ve zîbak ma'deninden ihrâc olunan ahcârlar eger sâfiye olup o ahcârın cevherinde ecnebî toprak ve taş ve sâir hilâf-ı cinsi olan ahlât olmaz ise o ahcâr-ı ma'denî züncüfr levninde olur ve züncüfrün ma'denî hacerine mülhak olur belki biz deriz ki o sâf olan hacer-i zîbak o levnde asıldır ve züncüfr oña mülhaktır. Câlînûs ve Câlînûs'un gayrileri zann ederler ki hicâre-i zîbak ma'denî değildir belki mertek ya'nî mürdâsenc resâstan ve zeheb ve fıdda ahcârlarından istihrâc olunup ma'mûl olduğu gibi hacer-i zîbak dahi züncüfr hacerinden istihrâc olunur, pes hacer-i zîbak amelî olur, ma'denî değildir. Züncüfr haceri ile zîbak hacerinin arasında müşâbehet olmakla Câlînûs züncüfr hacerini asıl add edip ve hacer-i zîbak ondan amel ile istihrâc olunur, bir kıdrın içine hacer-i züncüfr konulup tîn ile tatyîn olunup âteşte tas'îd olunur ve hacer-i zîbak o vechle ma'mûl olur dedi. Lâkin hakîkat-i hâl Câlînûs'un dediği gibi değildir belki züncüfr hacer-i zîbaktan kibrît ile istihrâc olunur ba'dehu zîbak o müstahrec olan hacer-i züncüfrden dahi istihrâc olunmak mümkin olur, ma'deni olan hacer-i zîbaktan zîbak istihrâc olunduğu gibi. Ve'l-hâsıl hacer-i zîbak asıldır, ondan zîbak gâhice bilâ-vâsıta istihrâc olunur ve gâhice dahi hacer-i zîbaktan hacer-i züncüfr istihrâc olunup hacer-i züncüfrden zîbak istihrâc olunur. Ebû Ali katında züncüfrün cevheri hacer-i zîbakın cevheridir, Câlînûs katında hacer-i zîbakın cevheri züncüfrün cevheridir.
Fi't-Tab'ı: Zîbak derece-i sâniyede bârid ve ratbdır.
Fi'l-Havâssı: Tas'îd olunan zîbak kâbız olur.
Fi'z-Zîneti: Zîbak öldürülüp dühn-i verd ile kehle ve kamkam dedikleri tüy diplerinde olan yapışık kehle ve yavşak dedikleri kehle tohumu için isti'mâl olunur.
Fi'l-Hurâcı ve'l-Kurûhı: Ölü zîbak gül yağı ile veyâhûd cereb edviyesinin sâirleri ile cereb için isti'mâl olunur ve kurûh-ı rediyye için dahi isti'mâl olunur.
Fi'l-Âlâti'l-Mefâsılı: Zîbakın buhârı fâlici ve ra'şeyi îcâb ve ihdâs eder ve a'zâyı şell ve tutmaz eder.
Fi-A'zâi'r-Re'si: Zîbakın duhânı sem'i izâle eder ve ağızı kokutup behar îcâb eder eger o duhân feme dokunur ise.
Fi-A'zâi’l-Ayni: Zîbakın duhânı basarı izâle eder.
Fi-A'zâi'n-Nefdi: Kûles İhtiyâtî der ki ba'zı maktûl olan zîbakı îlâvusta isti'mâl ederler.
Fi's-Sümûmi: Musa'ad olan zîbak kattâl olur taktî'i şedîd olmak hasebiyle. Ve zîbak-ı musa'adı şürb eden kimseye ilâc-ı kavî budur ki o kimse süt içip kay eder. Câlînûs der ki bu ilâc-ı mezkûr tecribe olunmamıştır. Tab' ile olan nüshada lâ-tecribe bedeline lâ-yecûz vâki' olmuştur. Ve ba'zılar dediler ki zîbak-ı maktûl sıkleti ve ağırlığı hasebiyle katl eder, zîrâ her ne şeye mülâkî olursa o şeyi zîbak-ı maktûl sıkleti hasebiyle ekl eder ve müsâdif olduğu uzvun fenâsından insânın helâki lâzım gelir. Musannif der ki bu kelâm muhassal ve muhakkak değildir. Ve zîbak fârı katl eder ve tütününden hevâmm ve hayyât hereb edip kaçarlar.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Fârisîde sîm-âb ve Türkîde cıva derler.
Zîbak ki lisân-ı Türkîde oña cıva derler.
Fi’l-Mâhiyyeti: Zîbak iki dürlüdür: Bir dürlüsü amele muhtâc değildir, su gözü gibi ma'deni vardır, su çeker gibi onu dahi çekip ihrâc ederler. Ve ikinci dürlüsü ma'deninde bir nev' taştır, o taşlar ma'deninden ihrâc olunup âteş ile o taşlardan zîbak istihrâc olunur, nitekim altın ve gümüş ma'denlerinden ahcâr ve türbe oldukları hâlde ihrâc olunup âteş ile ahcârlarından altın ve gümüş istihrâc olunur. Ve zîbak ma'deninden ihrâc olunan ahcârlar eger sâfiye olup o ahcârın cevherinde ecnebî toprak ve taş ve sâir hilâf-ı cinsi olan ahlât olmaz ise o ahcâr-ı ma'denî züncüfr levninde olur ve züncüfrün ma'denî hacerine mülhak olur belki biz deriz ki o sâf olan hacer-i zîbak o levnde asıldır ve züncüfr oña mülhaktır. Câlînûs ve Câlînûs'un gayrileri zann ederler ki hicâre-i zîbak ma'denî değildir belki mertek ya'nî mürdâsenc resâstan ve zeheb ve fıdda ahcârlarından istihrâc olunup ma'mûl olduğu gibi hacer-i zîbak dahi züncüfr hacerinden istihrâc olunur, pes hacer-i zîbak amelî olur, ma'denî değildir. Züncüfr haceri ile zîbak hacerinin arasında müşâbehet olmakla Câlînûs züncüfr hacerini asıl add edip ve hacer-i zîbak ondan amel ile istihrâc olunur, bir kıdrın içine hacer-i züncüfr konulup tîn ile tatyîn olunup âteşte tas'îd olunur ve hacer-i zîbak o vechle ma'mûl olur dedi. Lâkin hakîkat-i hâl Câlînûs'un dediği gibi değildir belki züncüfr hacer-i zîbaktan kibrît ile istihrâc olunur ba'dehu zîbak o müstahrec olan hacer-i züncüfrden dahi istihrâc olunmak mümkin olur, ma'deni olan hacer-i zîbaktan zîbak istihrâc olunduğu gibi. Ve'l-hâsıl hacer-i zîbak asıldır, ondan zîbak gâhice bilâ-vâsıta istihrâc olunur ve gâhice dahi hacer-i zîbaktan hacer-i züncüfr istihrâc olunup hacer-i züncüfrden zîbak istihrâc olunur. Ebû Ali katında züncüfrün cevheri hacer-i zîbakın cevheridir, Câlînûs katında hacer-i zîbakın cevheri züncüfrün cevheridir.
Fi't-Tab'ı: Zîbak derece-i sâniyede bârid ve ratbdır.
Fi'l-Havâssı: Tas'îd olunan zîbak kâbız olur.
Fi'z-Zîneti: Zîbak öldürülüp dühn-i verd ile kehle ve kamkam dedikleri tüy diplerinde olan yapışık kehle ve yavşak dedikleri kehle tohumu için isti'mâl olunur.
Fi'l-Hurâcı ve'l-Kurûhı: Ölü zîbak gül yağı ile veyâhûd cereb edviyesinin sâirleri ile cereb için isti'mâl olunur ve kurûh-ı rediyye için dahi isti'mâl olunur.
Fi'l-Âlâti'l-Mefâsılı: Zîbakın buhârı fâlici ve ra'şeyi îcâb ve ihdâs eder ve a'zâyı şell ve tutmaz eder.
Fi-A'zâi'r-Re'si: Zîbakın duhânı sem'i izâle eder ve ağızı kokutup behar îcâb eder eger o duhân feme dokunur ise.
Fi-A'zâi’l-Ayni: Zîbakın duhânı basarı izâle eder.
Fi-A'zâi'n-Nefdi: Kûles İhtiyâtî der ki ba'zı maktûl olan zîbakı îlâvusta isti'mâl ederler.
Fi's-Sümûmi: Musa'ad olan zîbak kattâl olur taktî'i şedîd olmak hasebiyle. Ve zîbak-ı musa'adı şürb eden kimseye ilâc-ı kavî budur ki o kimse süt içip kay eder. Câlînûs der ki bu ilâc-ı mezkûr tecribe olunmamıştır. Tab' ile olan nüshada lâ-tecribe bedeline lâ-yecûz vâki' olmuştur. Ve ba'zılar dediler ki zîbak-ı maktûl sıkleti ve ağırlığı hasebiyle katl eder, zîrâ her ne şeye mülâkî olursa o şeyi zîbak-ı maktûl sıkleti hasebiyle ekl eder ve müsâdif olduğu uzvun fenâsından insânın helâki lâzım gelir. Musannif der ki bu kelâm muhassal ve muhakkak değildir. Ve zîbak fârı katl eder ve tütününden hevâmm ve hayyât hereb edip kaçarlar.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
