🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Sünbül / Sümbül (Nardostachys jatamansi ve Valeriana türleri)
Serbest metin
Sünbül / Sümbül (Nardostachys jatamansi ve Valeriana türleri)
Sünbül-i Hindî: Sünbülü't-Tîb / Nardostachys jatamansi
Sünbül-i Rûmî / Nârdîn-i Iklîtî: Valeriana celtica veya Valeriana dioscoridis
Sünbül-i Cebelî: Valeriana tuberosa
Mahiyeti: Sümbül iki çeşittir, biri sünbül-i tibdir, sünbül-i asafir denmekle meşhurdur ve diğeri nardindir, ona sünbül-i rumi derler. Ve Akliti yani sünbül-i rumi Hint olanından ve Suri olanından idrardan başka cemi hasletlerde daha zayıftır ve sünbül-i Akliti Suri olana yakındır ve ağacı küçüktür ve çamuru ile beraber sökülüp ve beraber ihraç olur. Ve bir çeşit nebat vardır ki ona benzer olmakla onunla sahtekarlık olunur ve o benzer olan nebatta çirkin koku olmakla ikisi arasında fark olunur. Ve nardinden bir çeşit vardır ki dağidir(cebeli), onun yaprağı aspur yaprağı gibi olur ve dalları dahi aspur dalları gibi olur lakin daği olanın dalları pürüzsüz, sarı ve dikensizdir ve onun asılları iki olur ve ikiden ekser dahi olur ve onun gövdesi, meyvesi ve çiçeği olmaz. Ve bu mevzide tab ile olan nüshada sair nüshalardan ziyade bir fayda yazılıdır ve o fayda budur ki Dioskorides'in sözü: Sümbül iki cinstir, bir cinsine Hint olanı derler ve diğer cinsine Suri derler, zira Suriye dedikleri arzda bulunur. Ve sümbül tevellüt eylediği dağın bir tarafı Suriye tarafına ve diğer tarafı Hint arzına bitişik olur. O dağın Suriye tarafında bulunan sümbüle Suri derler, Hint tarafında bitenlere Hint sümbülü derler. Ve Hint sümbülünün bir çeşidine gangitis ıtlak olunur, zira o dağın yanından bir nehir akar ki onun ismine Ganj tesmiye olunur ve o çeşit sümbül o nehir tarafında olmakla mezkur nehrin isminden türetilip sümbüle gangitis tesmiye olunur ve arzının rutubeti hasebiyle kuvveti daha zayıf olur ve boyu daha uzun ve sümbülü daha bol olur. Sümbülün mahreci tek asıldandır ve sümbülün kılçıkları bol olup bazıları bazı diğerlerine sarılı olur ve kokusu çirkindir. Ve Hint sümbülünün diğer çeşidi dağ içindedir ve vasfolunan nehirden uzak olup kokusu daha güzel ve sümbülü kısa olur ve kokusu topalak kokusuna benzer olur ve Suri nardinde bizim vasfeylediğimiz vasıflar o çeşit sümbülde mevcut olur. Ve bazen bir çeşit nardin yani sümbül bulunur ki ona sakaritiki tesmiye olunur ve o isim bittiği yerin isminden türetilir. Bundan evvel vasfeylediğimiz sümbülden bu sümbül şiddetle beyaz olur ve bazen onun gövdesi ortasında boğan otu kokusuna benzer bir koku olur ve layık olur ki o çeşit sümbül reddolunup kullanılmaya.
İhtiyarı: Dioskorides'in sözü: Onun en iyisi kılı çok ve bol olup rengi sarıya çalan ve topalak gibi güzel kokulu ve küçük ve dili küçülen olan sümbüldür ve bu vasıf üzere olan sümbül Suri sümbüldür. Ama Hint olanı daha zayıf ve daha uzun ve sümbülleri daha çok ve sarılı ve çirkin kokulu olup hızlıca bütünüyle lifleri ile ayrılır ve ondan büyük siyah toz dökülür ve bazen onda sahtekarlık olunup sıcak suda evvela ıslatılıp ve ondan sonra pişirilip ve ondan sonra ismid ile yıkanıp satılır ve onun sahtekarlığına beyaz olup yaşlı ve zayıf olduğu ve kuvvetinin zayıflığı ve tadının ve kokusunun zayıflığı delalet eder. Ve Hint olanının siyahı, kızılından hayırlıdır. Ve nardinin en iyisi yeni ve güzel kokulu ve asılları çok ve dolu olup ayrılmayanlardır. Ama o sümbül ki onun gövdesi beyaza meyilli ola ve hususan o meyil gövdenin ortasında ola, o şey faydalı değildir.
Tabiatı: Birinci derecede sıcak ve ikinci derecede kurudur.
Fiilleri ve Hassaları: Açıcı/Fethedici ve eritici/çözücü(muhallil)dür. Ve Hint olanının tutuculuğu çok ve harareti daha az ve belki hafif(latif)tir, o tatta ısıtıcı ve bazı nüshada mevcut olduğu üzere o tatta yavan olup ondan sonra hararet ve keskinlik gönderici olur. Ve sünbül-i tibin bir çeşidi zeriredir yani zeruredir, çok teri men eder. Ve sümbülün iyisi ele iyi yıkayıcı olur.
Şişler ve Sivilceler: Şişleri eritir/çözer(tahlil eder).
Baş Uzuvları: Nezleleri men eder ve dimağı takviye eder.
Göz Uzuvları: Sümbül sürmeye katılır ve mil ile göz kapaklarına çekilse kirpikleri bitirir. Musannif der ki benim zannımda bu fiilde nardin daha kuvvetli olur.
Nefes Uzuvları: Bütünüyle sümbülün çeşitleri hafakana faydalıdır, akciğeri ve göğsü temizler ve akciğere akan maddeleri men eder.
Gıda Uzuvları: Karaciğerin ve midenin tıkanıklıklarını açıp onları takviye eder ve bütün sarılık(yerekan) çeşitlerine faydalı olur ve mideye akan maddeleri men eder ve yanmasını sakin eder. Ve sümbül çeşitlerinden hangisi şarap ile içilse dalağa faydalı olur.
Atım Uzuvları: Cümleten çeşitleri idrar söktürücüdür lakin Akliti'nin idrarı daha kuvvetlidir, zira daha sıcaktır ve tutuculuğu(kabızı) daha azdır ve pişmişinde oturmak rahim şişlerinin bütününe faydalı olur ve böbrek ağrılarına faydalı olur ve maddelerin bağırsaklara akmasına mani olur ve rahimden ifrat üzere kanaması olanların kanını tutmada hassası olur.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Ve dahi sümbül sıcaktır ve kurudur. Dimağa kuvvet verir ve bağırsak yellerini açar ve balgamı ishal eder.
[Havabi - Risâle fi't-Tıb]
Sümbül-ü rumi bedeli:
Turunç kabuğu ikinci derecede sıcak ve kurudur. Turuncun ağacı, içinden daha yumuşak ve hoştur. Dimağdan soğuk yelleri dağıtır/çıkarır(tahlil eder). Sarı kabuğu ise sıcak ve yumuşaktır. Kabuğunun yağı, nardin —ki sümbül-i rumidir— onun tabiatındandır.
[Neşâtî Yağı]
Sümbülü’t-tib: İhtiyarat sahibinin sözü: Üç çeşit olur der, ama eski Yunan kitaplarında yedi çeşit olur derler. Bir çeşidine sümbülü't-tib derler ve bir çeşidine sünbül-i asafir derler ve bir çeşidine sümbülü'l-emen derler ve bir çeşidine sünbül-i rumi derler ve bir çeşidine sünbül-i hindi derler ve bir çeşidine sünbül-i hıtayi derler ve bir çeşidine sünbül-i çini derler ve bir çeşidine İtalyan sümbül derler ve bir çeşidine nardin sümbül derler. Ama nardin diye Yunanlılar cümle sümbüllere dahi derler. Onların lisanında sümbül demek hemen nardin demektir. Ve nardin dedikleri sümbül küçük olur ve kökü çok olur. Ve sümbülü't-tib Hint sümbülüdür ki bundan sonra zikrolunur. Ama kullanılan ve zikrolunan çetük sümbülünün bir çeşididir dediler. Elhasıl Hint sümbülü yine sümbülü't-tibdir. Bazıları sünbül-i asafir dahi derler. Sümbülün Rumisine nardin-i akliti derler, nun babında zikrolunur. En iyisi suri ve taze ve hoş kokulu ola. Ve Hint sümbülüne Frenkler esbünle tudi derler yani ıtri sümbül demek olur. Yunanlılar nardin ve Latin esbünle derler. Ve Hint sümbülü dahi Muhammed Temimi'nin sözü üzere iki çeşit olur. Bir çeşidi sünbülü'l-asafir ve bir çeşidi suri dedikleri ki Hintliler sufar yatifi derler. Topalak otuna benzer derler. Yatifi diye bu otun bittiği yere derler. En iyisi topalak gibi olandır. Malum oldu ki nardin dedikleri suri çeşidindendir. Başı küçük olur, içinde olanı ağza aldıklarında çok zaman kokusu gitmez. Bu çeşidine anfis derler. Anfis bir çayın ismidir, o çaya mensup olup ona yakın biter. Ona Hint olanı dahi derler. Suri olandan bu çeşidinin tabiatı zayıftır. Galenos'un sözü: Evvel derecede sıcak ve ikincide kurudur. Bazıları üçüncü derecede kuru dediler. Eritici/çözücü(muhallil) ve hafifletici ve açıcı/fethedicidir. İdrarı yürütür. Eğer içseler içi tutar. Eğer kadınlar şaf gibi götürseler (vajinal fitil) rahimden sızan kanı keser. Eğer yumuşak dövüp çıbanlara vursalar akan yaşını keser. Eğer soğuk su ile içseler gönül döndüğünü sakin eder ve hafakana ve içeride olan yellere faydalıdır. Eğer sürme edip göze çekseler kirpiğini bitirir ve şişleri eritir/çözer(tahlil eder). Bundan bir dirhem kullanıla, bir buçuk dirhemden ziyade içmezler. Sümbül, göğüs ve ciğer ve mide tıkanıklıklarını açıp ve mideye kuvvet verip ve ağız kokusunu giderir ve sarılığa ve dalağa dahi faydalıdır ve ağrılarını sakin eder ve nefes darlığına ve etli ve balgami istiskaya faydalıdır ve kusmayı men eder ve dimağ tıkanıklığını açar. Eğer suyuna kadınlar otursalar rahimleri şişlerine faydalıdır ve kaş ve kirpik yıkasalar kıllarını bitirir ve sünbül-i rumi dahi bu hususa faydalıdır. Ve eğer pelin otu ile pişirip suyunu içseler ciğere ve sarılığa ve mide ve makat yellerine aladır. Ve eğer şarapla içseler ağılı canavarlara ve dalağa dahi faydalıdır. Ve sünbül-i ruminin şarabı ciğere ve dalak şişlerine faydalıdır ve idrar zorluğuna dahi faydalıdır ve rengi saf eder ve aklı tez eder ve tutucu kuvveti(kuvvet-i masikeyi) muhkem eder, ama böbreğe ziyan eder, ancak kitre ıslah eder. Galenos'un sözü: Bunun bedeli hoş kokulu ıdhırdır. İki ağırlığı kadar koyalar. Bazıları bunun bedeli sadecdir dediler. Takvim sahibinin sözü üzere ıslahı tebaşirdir. Ve bedeli ıdhır ve mastikadır.
Sünbül-i hindi: Şişa'an derler. Minhac'ın sözü dahi böyledir demiş, ama gayrıları ve İhtiyarat sahibi hilafıdır. Sümbülü't-tibdir ki henüz yukarıda zikrolunmuştur.
Fukkahü's-sünbül: Hint sümbülü çiçeği Türkçe; sünbül-i rumi çiçeği Türkçe; nardin çiçeği Türkçe. En iyisi kokusu güzel olmaktır. Dioskorides'in sözü üzere tabiatı sıcak ve kurudur. Hafakana ve akciğere ve göğse aladır. Dioskorides'in sözü üzere eğer Hint sümbülü çiçeğinin bir buçuk dirhem miktarını içseler ciğer tıkanıklıklarına fayda verir ve mideye dahi kuvvet verir, safrayı keser ve makat çıbanlarına faydalıdır ve basuru giderir ve bedene kuvvet verir, ama bal ile içireler. Rufus'un sözü üzere sünbül-i rumi çiçeği soğuk yele ve kasılmaya ve kulunç yeline ve sinir ve damar kasılmalarına ve yüz felcine ve felce dahi faydalıdır. Razi'nin sözü üzere sümbülü't-tib çiçeği dimağ marazlarına faydalıdır ve yaramaz soğuk hıltları dimağdan giderir, pak eder. Şerbet miktarı bir buçuk dirhemdir, ziyadesi mide safrasına ziyan eder, ancak nar suyu ve şeker ıslah eder.
Verdü's-sünbül: Sümbül çiçeğidir. Cümle sümbüller beyne ve kalbe kuvvet verir. Bazıları tıkanıklığını ve baş ağrısını giderir dediler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Sümbül: Zamme ile üç türlü devaya ıtlak olunur. Biri Hint sümbülüdür ki sünbül-i halib ve sünbül-i asafir dahi derler ve Yunanca nardin derler. İkinci sünbül-i rumidir ki sünbül-i ikliti derler çetük otunun bir çeşididir. Üçüncü sünbül-i cebelidir ki yaprağı boğadikenine benzer ama dikeni olmaz kokusu güzel olur sümbülü't-tib derler. Bunun tabiatı Galenos'un sözü üzere evvel derecede sıcak ve ikincide kurudur. Eritici/çözücü(muhallil) ve hafifletici ve açıcı/fethedicidir. Ciğer ve mide tıkanıklıklarını açıp ve mideye kuvvet verip ve ağız kokusunu giderir. Sarılığa ve dalağa faydalıdır ve nefes darlığına faydalıdır. Eğer pelin otu ile pişirip suyunu içseler ciğere ve sarılığa ve mide ve makat yellerine aladır ve idrar zorluğuna dahi faydalıdır ve rengi saf eder ve aklı tez ve tutucu kuvveti(kuvvet-i masikeyi) muhkem eder. Bedeli iki ağırlığı kadarı Mekke ıdhırıdır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Sümbül: Her nesne yani her nebatın yemişi ki arpa ve buğday gibi başaklı ola, ona sümbül derler. Sümbül, Hint vilayetinde bir nebat içinden biter gövde yani baldır ucunda biter bir yemiştir. Lakin tıp ilminde yalnız sümbül deseler murat, Hint sümbülü olur ki sümbül-i tib dahi derler. Pes onu beyan edelim. Yunan lisanında Hint sümbülüne nardin derler. İyisi odur ki kokusu hoş olup rengi siyaha meyilli kızıl olup çirkin yağ kokusu az ola. Başı bol saçlı olup başağı kısa ola. Su'd ki topalak dedikleri köktür, kokusu ona benzeye. Ondan sonra iyisi odur ki uzun olup başağının saçları ince ola ve kokusunun hoşluğu az olup yağlılık kokusu çok ola. Bazen olur bu çeşidine hile ederler, şu vecihle ki eski olanı üzerine su ve ismid yani sürme ufağını serperler ki birbirine yapışıp ağır ola. Tabiatı sıcak ve kurudur. Bazıları naklettikleri gibi harareti evvel derecede değildir, belki ziyadedir ama kuruluğu ikinci derece ahirindedir. Soğuk olan ciğere faydalıdır. Eğer içmekle ve eğer dışarıdan üzerine yakı etmekle mide ağzını kuvvetli eder, idrarı yürütür, bağırsaklarda ve midede olan yanmayı yani yakıp acıtmayı giderip iyi eder. Bağırsaklara ve mideye fasit hıltlar dökülmesine mani olur ve dahi dimağda ve göğüste olan yaşlıkları eritip/çözüp(tahlil edip) kurutmakla defeder ve karnı tutar ve çıbanları kurutur yani yaşlıkları giderir. Eğer içmekle ve eğer sürünmekle(götürünmekle) faydalıdır. Eğer soğuk su ile içseler gönül bulanmasını sakin eyleye ve yürek oynamasına ve şişine faydalı eyleye ve ciğerde soğuktan ve rutubetten olan marazlara faydalı eyleye ve sarılığa giderir, böbreklerde soğuk marazlara faydalıdır. Eğer su ile pişirip kadınlar içinde otursalar rahimlerinde olan şişlerine faydalı eyleye ve eritir/çözer(tahlil eyleye). Göz kirpiklerini bitirmeye ve hıfzetmeye iyi devadır. Çok terleyen kimse bedenine ekseler deri men eyleye. Göz için olan devalara dahi girer zira yaşları kurutup kuvvet vermesi ve sair devaları göz tabakalarına eriştirmesi vardır. Bazen olur dövüp ve şarap ile yoğurup çörek çörek edip hıfz ederler ve hacet vaktinde kullanırlar. Kullanım miktarı bir miskal kadardır. Ama böbreklere zarar eder, kitre ıslah eder. Hint sümbülü bulunmasa ıdhırdan iki miktarı bedeli olur. Ama sünbül-i rumiye sünbül-i ikliti ve nardin-i ikliti dahi derler. Acem taifesi sünbül-i rumiden ettikleri şaraba mey-huşe derler. Buna sümbül dedikleri onun içindir ki kokusunun hoşluğu ve yağlı kokusu Hint sümbülüne benzerdir ve yoksa hakikatte başak değildir ve onun ancak kökü ve baldırı ve çiçeği kullanılır. Sünbül-i ruminin iyisi odur ki taze olup kokusu hoş ve kökleri çok ve dolu ve ovulması güç ola. Bunun harareti Hint olanından ziyadedir ve tutuculuğu azdır. İdrarı ziyade idrar eder Hint olanının bazı ahvali makamına kaim olur ama zayıflık üzeredir. Eğer pelin otu ile içseler midede ve ciğerde olan şişlere faydalı eyleye ve mide şişmesini giderir. Eğer şarap ile içseler dalak şişine ve mesane ve böbrekler ağrılarına faydalı eyleye ve zehirli canavarlar soktuğuna faydalı eyleye ve sıcak olan merhemler eczasına girer. Sünbül-i rumi ile ettikleri şarap sıfatı budur ki sünbül-i rumiden buçuk batman miktarını otuz rıtl miktarı şıraya katıp durur. İki aydan sonra saf edip her gün iki buçuk vukıyye miktarını üç o kadar su ile karıştırıp içseler böbreklerde olan marazları ve sarılığa ve ciğerde olan marazları ve güçlükle idrar etmeyi ve renk bozulmasını ve mide marazlarını iyi ede. Bazıları vec ki eğir dedikleri köktür, ondan iki cüz ve sünbül-i rumiden üç vukıyye miktarını yetmiş rıtl şıraya katıp kullanırlar. Ama sünbül-i cebeli(dağ sümbülü) bir nebattır ki yaprağı boğadikeni dedikleri nebat yaprağına benzer. Budakları dahi onun budakları gibidir lakin küçüktür ve iri ve dikenli değildir. İki ve dahi çok siyah ve hoş kokulu kökleri olur, hansa dedikleri nebat köküne benzer lakin o incecik ve küçücük, baldırı ve yemişi ve çiçeği yoktur. Kullanılan köküdür ve bunun kokusu ağırlığı ziyadedir ve kuvveti daha zayıftır ve ismi sümbül olduğu onun için değildir ki başağı ola. Belki onun içindir ki kokuda ve faydada ona ortaktır, fiillerde ve tesirde Hint olanıyla Rumi olana ortaktır. Mide ve ciğer ve sair uzuvlara kuvvet vermekte hassası vardır ve rengi güzel eder. Eğer ondan şarap etseler şu vecihle ki otuz rıtl şıraya ondan üç rıtl katsalar o şarap güçlükle idrara ve ciğerde olan marazlara etli istiskaya ziyade faydalı eyleye ve göğüs perdelerinin tutucu kuvvetinin(kuvvet-i masikesinin) fiilini kuvvetli eyleye ve balgam sebebi ile olan kusmayı tuta. Eğer miskal miktarını yeseler veyahut içseler midede olan yelleri dağıtıp/çıkarıp(tahlil eyleye).
[Hasan B. Abdurrahman - Tercüme-i Mâ-Lâ Yesa‘u’t-Tabîbe Cehluhu]
Sümbül göğüste toplanan maddeyi kurutur. Sümbül mideye faydalıdır ve yeni inen maddeyi kurutur ve hem pelin otu suyuyla pişirseler midede olan vereme faydalıdır ve midede olan yelleri dağıtır/çıkarır(tahlil eder).
[Kitab-ı Tıbb]
Sümbül, Topalak, Sadec: Bunların tabiatları birbirine yakındır. Hararet ve kurulukta ikinci derecede olmaları mümkündür. Bunların hükümleri kendisinde hafifletme ile beraber tutuculuk(kabız) bulunan kokulu eczaların hükümleri gibidir. Hassaları takviye ve ferahlatmadır. Kokulu devalar hakkındaki şeyler burada bilinsin.
[İbni Sina - Edviye-i Kalb]
Sünbül-i Hindî: Sünbülü't-Tîb / Nardostachys jatamansi
Sünbül-i Rûmî / Nârdîn-i Iklîtî: Valeriana celtica veya Valeriana dioscoridis
Sünbül-i Cebelî: Valeriana tuberosa
Mahiyeti: Sümbül iki çeşittir, biri sünbül-i tibdir, sünbül-i asafir denmekle meşhurdur ve diğeri nardindir, ona sünbül-i rumi derler. Ve Akliti yani sünbül-i rumi Hint olanından ve Suri olanından idrardan başka cemi hasletlerde daha zayıftır ve sünbül-i Akliti Suri olana yakındır ve ağacı küçüktür ve çamuru ile beraber sökülüp ve beraber ihraç olur. Ve bir çeşit nebat vardır ki ona benzer olmakla onunla sahtekarlık olunur ve o benzer olan nebatta çirkin koku olmakla ikisi arasında fark olunur. Ve nardinden bir çeşit vardır ki dağidir(cebeli), onun yaprağı aspur yaprağı gibi olur ve dalları dahi aspur dalları gibi olur lakin daği olanın dalları pürüzsüz, sarı ve dikensizdir ve onun asılları iki olur ve ikiden ekser dahi olur ve onun gövdesi, meyvesi ve çiçeği olmaz. Ve bu mevzide tab ile olan nüshada sair nüshalardan ziyade bir fayda yazılıdır ve o fayda budur ki Dioskorides'in sözü: Sümbül iki cinstir, bir cinsine Hint olanı derler ve diğer cinsine Suri derler, zira Suriye dedikleri arzda bulunur. Ve sümbül tevellüt eylediği dağın bir tarafı Suriye tarafına ve diğer tarafı Hint arzına bitişik olur. O dağın Suriye tarafında bulunan sümbüle Suri derler, Hint tarafında bitenlere Hint sümbülü derler. Ve Hint sümbülünün bir çeşidine gangitis ıtlak olunur, zira o dağın yanından bir nehir akar ki onun ismine Ganj tesmiye olunur ve o çeşit sümbül o nehir tarafında olmakla mezkur nehrin isminden türetilip sümbüle gangitis tesmiye olunur ve arzının rutubeti hasebiyle kuvveti daha zayıf olur ve boyu daha uzun ve sümbülü daha bol olur. Sümbülün mahreci tek asıldandır ve sümbülün kılçıkları bol olup bazıları bazı diğerlerine sarılı olur ve kokusu çirkindir. Ve Hint sümbülünün diğer çeşidi dağ içindedir ve vasfolunan nehirden uzak olup kokusu daha güzel ve sümbülü kısa olur ve kokusu topalak kokusuna benzer olur ve Suri nardinde bizim vasfeylediğimiz vasıflar o çeşit sümbülde mevcut olur. Ve bazen bir çeşit nardin yani sümbül bulunur ki ona sakaritiki tesmiye olunur ve o isim bittiği yerin isminden türetilir. Bundan evvel vasfeylediğimiz sümbülden bu sümbül şiddetle beyaz olur ve bazen onun gövdesi ortasında boğan otu kokusuna benzer bir koku olur ve layık olur ki o çeşit sümbül reddolunup kullanılmaya.
İhtiyarı: Dioskorides'in sözü: Onun en iyisi kılı çok ve bol olup rengi sarıya çalan ve topalak gibi güzel kokulu ve küçük ve dili küçülen olan sümbüldür ve bu vasıf üzere olan sümbül Suri sümbüldür. Ama Hint olanı daha zayıf ve daha uzun ve sümbülleri daha çok ve sarılı ve çirkin kokulu olup hızlıca bütünüyle lifleri ile ayrılır ve ondan büyük siyah toz dökülür ve bazen onda sahtekarlık olunup sıcak suda evvela ıslatılıp ve ondan sonra pişirilip ve ondan sonra ismid ile yıkanıp satılır ve onun sahtekarlığına beyaz olup yaşlı ve zayıf olduğu ve kuvvetinin zayıflığı ve tadının ve kokusunun zayıflığı delalet eder. Ve Hint olanının siyahı, kızılından hayırlıdır. Ve nardinin en iyisi yeni ve güzel kokulu ve asılları çok ve dolu olup ayrılmayanlardır. Ama o sümbül ki onun gövdesi beyaza meyilli ola ve hususan o meyil gövdenin ortasında ola, o şey faydalı değildir.
Tabiatı: Birinci derecede sıcak ve ikinci derecede kurudur.
Fiilleri ve Hassaları: Açıcı/Fethedici ve eritici/çözücü(muhallil)dür. Ve Hint olanının tutuculuğu çok ve harareti daha az ve belki hafif(latif)tir, o tatta ısıtıcı ve bazı nüshada mevcut olduğu üzere o tatta yavan olup ondan sonra hararet ve keskinlik gönderici olur. Ve sünbül-i tibin bir çeşidi zeriredir yani zeruredir, çok teri men eder. Ve sümbülün iyisi ele iyi yıkayıcı olur.
Şişler ve Sivilceler: Şişleri eritir/çözer(tahlil eder).
Baş Uzuvları: Nezleleri men eder ve dimağı takviye eder.
Göz Uzuvları: Sümbül sürmeye katılır ve mil ile göz kapaklarına çekilse kirpikleri bitirir. Musannif der ki benim zannımda bu fiilde nardin daha kuvvetli olur.
Nefes Uzuvları: Bütünüyle sümbülün çeşitleri hafakana faydalıdır, akciğeri ve göğsü temizler ve akciğere akan maddeleri men eder.
Gıda Uzuvları: Karaciğerin ve midenin tıkanıklıklarını açıp onları takviye eder ve bütün sarılık(yerekan) çeşitlerine faydalı olur ve mideye akan maddeleri men eder ve yanmasını sakin eder. Ve sümbül çeşitlerinden hangisi şarap ile içilse dalağa faydalı olur.
Atım Uzuvları: Cümleten çeşitleri idrar söktürücüdür lakin Akliti'nin idrarı daha kuvvetlidir, zira daha sıcaktır ve tutuculuğu(kabızı) daha azdır ve pişmişinde oturmak rahim şişlerinin bütününe faydalı olur ve böbrek ağrılarına faydalı olur ve maddelerin bağırsaklara akmasına mani olur ve rahimden ifrat üzere kanaması olanların kanını tutmada hassası olur.
[İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Ve dahi sümbül sıcaktır ve kurudur. Dimağa kuvvet verir ve bağırsak yellerini açar ve balgamı ishal eder.
[Havabi - Risâle fi't-Tıb]
Sümbül-ü rumi bedeli:
Turunç kabuğu ikinci derecede sıcak ve kurudur. Turuncun ağacı, içinden daha yumuşak ve hoştur. Dimağdan soğuk yelleri dağıtır/çıkarır(tahlil eder). Sarı kabuğu ise sıcak ve yumuşaktır. Kabuğunun yağı, nardin —ki sümbül-i rumidir— onun tabiatındandır.
[Neşâtî Yağı]
Sümbülü’t-tib: İhtiyarat sahibinin sözü: Üç çeşit olur der, ama eski Yunan kitaplarında yedi çeşit olur derler. Bir çeşidine sümbülü't-tib derler ve bir çeşidine sünbül-i asafir derler ve bir çeşidine sümbülü'l-emen derler ve bir çeşidine sünbül-i rumi derler ve bir çeşidine sünbül-i hindi derler ve bir çeşidine sünbül-i hıtayi derler ve bir çeşidine sünbül-i çini derler ve bir çeşidine İtalyan sümbül derler ve bir çeşidine nardin sümbül derler. Ama nardin diye Yunanlılar cümle sümbüllere dahi derler. Onların lisanında sümbül demek hemen nardin demektir. Ve nardin dedikleri sümbül küçük olur ve kökü çok olur. Ve sümbülü't-tib Hint sümbülüdür ki bundan sonra zikrolunur. Ama kullanılan ve zikrolunan çetük sümbülünün bir çeşididir dediler. Elhasıl Hint sümbülü yine sümbülü't-tibdir. Bazıları sünbül-i asafir dahi derler. Sümbülün Rumisine nardin-i akliti derler, nun babında zikrolunur. En iyisi suri ve taze ve hoş kokulu ola. Ve Hint sümbülüne Frenkler esbünle tudi derler yani ıtri sümbül demek olur. Yunanlılar nardin ve Latin esbünle derler. Ve Hint sümbülü dahi Muhammed Temimi'nin sözü üzere iki çeşit olur. Bir çeşidi sünbülü'l-asafir ve bir çeşidi suri dedikleri ki Hintliler sufar yatifi derler. Topalak otuna benzer derler. Yatifi diye bu otun bittiği yere derler. En iyisi topalak gibi olandır. Malum oldu ki nardin dedikleri suri çeşidindendir. Başı küçük olur, içinde olanı ağza aldıklarında çok zaman kokusu gitmez. Bu çeşidine anfis derler. Anfis bir çayın ismidir, o çaya mensup olup ona yakın biter. Ona Hint olanı dahi derler. Suri olandan bu çeşidinin tabiatı zayıftır. Galenos'un sözü: Evvel derecede sıcak ve ikincide kurudur. Bazıları üçüncü derecede kuru dediler. Eritici/çözücü(muhallil) ve hafifletici ve açıcı/fethedicidir. İdrarı yürütür. Eğer içseler içi tutar. Eğer kadınlar şaf gibi götürseler (vajinal fitil) rahimden sızan kanı keser. Eğer yumuşak dövüp çıbanlara vursalar akan yaşını keser. Eğer soğuk su ile içseler gönül döndüğünü sakin eder ve hafakana ve içeride olan yellere faydalıdır. Eğer sürme edip göze çekseler kirpiğini bitirir ve şişleri eritir/çözer(tahlil eder). Bundan bir dirhem kullanıla, bir buçuk dirhemden ziyade içmezler. Sümbül, göğüs ve ciğer ve mide tıkanıklıklarını açıp ve mideye kuvvet verip ve ağız kokusunu giderir ve sarılığa ve dalağa dahi faydalıdır ve ağrılarını sakin eder ve nefes darlığına ve etli ve balgami istiskaya faydalıdır ve kusmayı men eder ve dimağ tıkanıklığını açar. Eğer suyuna kadınlar otursalar rahimleri şişlerine faydalıdır ve kaş ve kirpik yıkasalar kıllarını bitirir ve sünbül-i rumi dahi bu hususa faydalıdır. Ve eğer pelin otu ile pişirip suyunu içseler ciğere ve sarılığa ve mide ve makat yellerine aladır. Ve eğer şarapla içseler ağılı canavarlara ve dalağa dahi faydalıdır. Ve sünbül-i ruminin şarabı ciğere ve dalak şişlerine faydalıdır ve idrar zorluğuna dahi faydalıdır ve rengi saf eder ve aklı tez eder ve tutucu kuvveti(kuvvet-i masikeyi) muhkem eder, ama böbreğe ziyan eder, ancak kitre ıslah eder. Galenos'un sözü: Bunun bedeli hoş kokulu ıdhırdır. İki ağırlığı kadar koyalar. Bazıları bunun bedeli sadecdir dediler. Takvim sahibinin sözü üzere ıslahı tebaşirdir. Ve bedeli ıdhır ve mastikadır.
Sünbül-i hindi: Şişa'an derler. Minhac'ın sözü dahi böyledir demiş, ama gayrıları ve İhtiyarat sahibi hilafıdır. Sümbülü't-tibdir ki henüz yukarıda zikrolunmuştur.
Fukkahü's-sünbül: Hint sümbülü çiçeği Türkçe; sünbül-i rumi çiçeği Türkçe; nardin çiçeği Türkçe. En iyisi kokusu güzel olmaktır. Dioskorides'in sözü üzere tabiatı sıcak ve kurudur. Hafakana ve akciğere ve göğse aladır. Dioskorides'in sözü üzere eğer Hint sümbülü çiçeğinin bir buçuk dirhem miktarını içseler ciğer tıkanıklıklarına fayda verir ve mideye dahi kuvvet verir, safrayı keser ve makat çıbanlarına faydalıdır ve basuru giderir ve bedene kuvvet verir, ama bal ile içireler. Rufus'un sözü üzere sünbül-i rumi çiçeği soğuk yele ve kasılmaya ve kulunç yeline ve sinir ve damar kasılmalarına ve yüz felcine ve felce dahi faydalıdır. Razi'nin sözü üzere sümbülü't-tib çiçeği dimağ marazlarına faydalıdır ve yaramaz soğuk hıltları dimağdan giderir, pak eder. Şerbet miktarı bir buçuk dirhemdir, ziyadesi mide safrasına ziyan eder, ancak nar suyu ve şeker ıslah eder.
Verdü's-sünbül: Sümbül çiçeğidir. Cümle sümbüller beyne ve kalbe kuvvet verir. Bazıları tıkanıklığını ve baş ağrısını giderir dediler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Sümbül: Zamme ile üç türlü devaya ıtlak olunur. Biri Hint sümbülüdür ki sünbül-i halib ve sünbül-i asafir dahi derler ve Yunanca nardin derler. İkinci sünbül-i rumidir ki sünbül-i ikliti derler çetük otunun bir çeşididir. Üçüncü sünbül-i cebelidir ki yaprağı boğadikenine benzer ama dikeni olmaz kokusu güzel olur sümbülü't-tib derler. Bunun tabiatı Galenos'un sözü üzere evvel derecede sıcak ve ikincide kurudur. Eritici/çözücü(muhallil) ve hafifletici ve açıcı/fethedicidir. Ciğer ve mide tıkanıklıklarını açıp ve mideye kuvvet verip ve ağız kokusunu giderir. Sarılığa ve dalağa faydalıdır ve nefes darlığına faydalıdır. Eğer pelin otu ile pişirip suyunu içseler ciğere ve sarılığa ve mide ve makat yellerine aladır ve idrar zorluğuna dahi faydalıdır ve rengi saf eder ve aklı tez ve tutucu kuvveti(kuvvet-i masikeyi) muhkem eder. Bedeli iki ağırlığı kadarı Mekke ıdhırıdır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Sümbül: Her nesne yani her nebatın yemişi ki arpa ve buğday gibi başaklı ola, ona sümbül derler. Sümbül, Hint vilayetinde bir nebat içinden biter gövde yani baldır ucunda biter bir yemiştir. Lakin tıp ilminde yalnız sümbül deseler murat, Hint sümbülü olur ki sümbül-i tib dahi derler. Pes onu beyan edelim. Yunan lisanında Hint sümbülüne nardin derler. İyisi odur ki kokusu hoş olup rengi siyaha meyilli kızıl olup çirkin yağ kokusu az ola. Başı bol saçlı olup başağı kısa ola. Su'd ki topalak dedikleri köktür, kokusu ona benzeye. Ondan sonra iyisi odur ki uzun olup başağının saçları ince ola ve kokusunun hoşluğu az olup yağlılık kokusu çok ola. Bazen olur bu çeşidine hile ederler, şu vecihle ki eski olanı üzerine su ve ismid yani sürme ufağını serperler ki birbirine yapışıp ağır ola. Tabiatı sıcak ve kurudur. Bazıları naklettikleri gibi harareti evvel derecede değildir, belki ziyadedir ama kuruluğu ikinci derece ahirindedir. Soğuk olan ciğere faydalıdır. Eğer içmekle ve eğer dışarıdan üzerine yakı etmekle mide ağzını kuvvetli eder, idrarı yürütür, bağırsaklarda ve midede olan yanmayı yani yakıp acıtmayı giderip iyi eder. Bağırsaklara ve mideye fasit hıltlar dökülmesine mani olur ve dahi dimağda ve göğüste olan yaşlıkları eritip/çözüp(tahlil edip) kurutmakla defeder ve karnı tutar ve çıbanları kurutur yani yaşlıkları giderir. Eğer içmekle ve eğer sürünmekle(götürünmekle) faydalıdır. Eğer soğuk su ile içseler gönül bulanmasını sakin eyleye ve yürek oynamasına ve şişine faydalı eyleye ve ciğerde soğuktan ve rutubetten olan marazlara faydalı eyleye ve sarılığa giderir, böbreklerde soğuk marazlara faydalıdır. Eğer su ile pişirip kadınlar içinde otursalar rahimlerinde olan şişlerine faydalı eyleye ve eritir/çözer(tahlil eyleye). Göz kirpiklerini bitirmeye ve hıfzetmeye iyi devadır. Çok terleyen kimse bedenine ekseler deri men eyleye. Göz için olan devalara dahi girer zira yaşları kurutup kuvvet vermesi ve sair devaları göz tabakalarına eriştirmesi vardır. Bazen olur dövüp ve şarap ile yoğurup çörek çörek edip hıfz ederler ve hacet vaktinde kullanırlar. Kullanım miktarı bir miskal kadardır. Ama böbreklere zarar eder, kitre ıslah eder. Hint sümbülü bulunmasa ıdhırdan iki miktarı bedeli olur. Ama sünbül-i rumiye sünbül-i ikliti ve nardin-i ikliti dahi derler. Acem taifesi sünbül-i rumiden ettikleri şaraba mey-huşe derler. Buna sümbül dedikleri onun içindir ki kokusunun hoşluğu ve yağlı kokusu Hint sümbülüne benzerdir ve yoksa hakikatte başak değildir ve onun ancak kökü ve baldırı ve çiçeği kullanılır. Sünbül-i ruminin iyisi odur ki taze olup kokusu hoş ve kökleri çok ve dolu ve ovulması güç ola. Bunun harareti Hint olanından ziyadedir ve tutuculuğu azdır. İdrarı ziyade idrar eder Hint olanının bazı ahvali makamına kaim olur ama zayıflık üzeredir. Eğer pelin otu ile içseler midede ve ciğerde olan şişlere faydalı eyleye ve mide şişmesini giderir. Eğer şarap ile içseler dalak şişine ve mesane ve böbrekler ağrılarına faydalı eyleye ve zehirli canavarlar soktuğuna faydalı eyleye ve sıcak olan merhemler eczasına girer. Sünbül-i rumi ile ettikleri şarap sıfatı budur ki sünbül-i rumiden buçuk batman miktarını otuz rıtl miktarı şıraya katıp durur. İki aydan sonra saf edip her gün iki buçuk vukıyye miktarını üç o kadar su ile karıştırıp içseler böbreklerde olan marazları ve sarılığa ve ciğerde olan marazları ve güçlükle idrar etmeyi ve renk bozulmasını ve mide marazlarını iyi ede. Bazıları vec ki eğir dedikleri köktür, ondan iki cüz ve sünbül-i rumiden üç vukıyye miktarını yetmiş rıtl şıraya katıp kullanırlar. Ama sünbül-i cebeli(dağ sümbülü) bir nebattır ki yaprağı boğadikeni dedikleri nebat yaprağına benzer. Budakları dahi onun budakları gibidir lakin küçüktür ve iri ve dikenli değildir. İki ve dahi çok siyah ve hoş kokulu kökleri olur, hansa dedikleri nebat köküne benzer lakin o incecik ve küçücük, baldırı ve yemişi ve çiçeği yoktur. Kullanılan köküdür ve bunun kokusu ağırlığı ziyadedir ve kuvveti daha zayıftır ve ismi sümbül olduğu onun için değildir ki başağı ola. Belki onun içindir ki kokuda ve faydada ona ortaktır, fiillerde ve tesirde Hint olanıyla Rumi olana ortaktır. Mide ve ciğer ve sair uzuvlara kuvvet vermekte hassası vardır ve rengi güzel eder. Eğer ondan şarap etseler şu vecihle ki otuz rıtl şıraya ondan üç rıtl katsalar o şarap güçlükle idrara ve ciğerde olan marazlara etli istiskaya ziyade faydalı eyleye ve göğüs perdelerinin tutucu kuvvetinin(kuvvet-i masikesinin) fiilini kuvvetli eyleye ve balgam sebebi ile olan kusmayı tuta. Eğer miskal miktarını yeseler veyahut içseler midede olan yelleri dağıtıp/çıkarıp(tahlil eyleye).
[Hasan B. Abdurrahman - Tercüme-i Mâ-Lâ Yesa‘u’t-Tabîbe Cehluhu]
Sümbül göğüste toplanan maddeyi kurutur. Sümbül mideye faydalıdır ve yeni inen maddeyi kurutur ve hem pelin otu suyuyla pişirseler midede olan vereme faydalıdır ve midede olan yelleri dağıtır/çıkarır(tahlil eder).
[Kitab-ı Tıbb]
Sümbül, Topalak, Sadec: Bunların tabiatları birbirine yakındır. Hararet ve kurulukta ikinci derecede olmaları mümkündür. Bunların hükümleri kendisinde hafifletme ile beraber tutuculuk(kabız) bulunan kokulu eczaların hükümleri gibidir. Hassaları takviye ve ferahlatmadır. Kokulu devalar hakkındaki şeyler burada bilinsin.
[İbni Sina - Edviye-i Kalb]
Erişim kontrol ediliyor…
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Sünbül / Sümbül / Nardin (Nardostachys jatamansi ve Valeriana türleri)
el-Mâhiyyetü: Sünbül iki nev'dir, biri sünbül-i tîbdir, sünbül-i asâfîr denmekle ma'ruftur ve âheri nârdîndir, ona sünbül-i Rûmî derler. Ve Aklîtî ya'ni sünbül-i Rûmî Hindîden ve Sûrîden idrârdan mâ-adâ cemî-i hısalde ad'af olur ve sünbül-i Aklîtî Sûrîye karîb olur ve şeceresi sagîredir ve tîni ile ma'an kal' olunup ve ma'an ihrâc olur. Ve bir nev' nebât vardır ki ona müşâbih olmakla onunla gaşş olunur ve o müşâbih olan nebâtta râyiha-i zühme olmakla beynehümâ fark olunur. Ve nârdînden bir nev' vardır ki cebelîdir, onun varakı usfur varakı gibi olur ve agsânı dahi usfur agsânı gibi olur lâkin cebelînin agsânı emles ve asfer ve gayr-i şâikedir ve onun aslları iki olur ve ikiden ekser dahi olur ve onun sâkı ve semeresi ve zehri olmaz. Ve bu mevzide tab' ile olan nüshada nüsah-ı sâireden zâide bir fâide muharrerdir ve o fâide budur ki Diskûrîdüs dedi ki sünbül iki cinstir, bir cinsine Hindî derler ve âher cinsine Sûrî derler, zîrâ Sûriyâ dedikleri arzda bulunur. Ve sünbül tevellüd eylediği cebelin bir tarafı Sûriyâ cânibine ve taraf-ı âheri arz-ı Hind'e muttasıl olur. O cebelin Sûriyâ tarafında bulunan sünbüle Sûrî derler, taraf-ı Hindîde nâbit olanlara sünbül-i Hindî derler. Ve sünbül-i Hindînin bir nev'ine gangîtîs ıtlâk olunur, zîrâ o cebelin cenbinden bir nehr cereyân eder ki onun ismine Ganj tesmiye olunur ve o nev' sünbül o nehr cânibinde olmakla nehr-i mezkûrun isminden müştakk kılınıp sünbüle gangîtîs tesmiye olunur ve arzının rutûbeti hasebiyle kuvveti ad'af olur ve kâmeti atvel ve sünbülü evfer olur. Sünbülün mahreci asl-ı vâhidden olur ve sünbülün cemâmı (Cemâm feresin alnının saçıdır, murâd sünbülün kılçıklarıdır) vâfire olup ba'zıları ba'zı âherlerine mülteffe olur ve râyihası zühmdür. Ve sünbül-i Hindînin sınıf-ı âheri dâhil-i cebelde ve nehr-i mevsûftan ba'îd olup râyihası atyeb ve sünbülü kasîr olur ve râyihası su'd râyihasına şebîh olur ve nârdîn-i Sûrîde bizim vasf eylediğimiz evsâf o nev' sünbülde mevcûde olur. Ve ba'zı kerre bir nev' nârdîn ya'ni sünbül bulunur ki ona sakarîtîkî tesmiye olunur ve o ism mevzi-i nebâtının isminden müştakk kılınır. Bundan akdem vasf eylediğimiz sünbülden bu sünbül şedîden ebyaz olur ve ba'zı kerre onun vasat-ı sâkında râyiha-i bîşe müşâbih bir râyiha olur ve lâyık olur ki o nev' sünbül rafd olunup isti'mâl olunmaya.
el-İhtiyâru: Diskûrîdîs dedi ki onun ecvedi şa'rı kesret ve vefret üzere olup levni şukrete dârib ve su'd gibi tayyibü'r-râyiha ve sagîr ve lisânı hâzi' olan sünbüldür ve bu vasf üzere olan sünbül sünbül-i Sûrîdir. Ammâ Hindî ad'af ve atvel ve sünbülleri ekser ve mülteffe ve zühmü'r-râyiha olup serî'an bi'l-cümle elyâfı ile teferrük olunur ve ondan gubâr-ı esved-i azîm tenâsür eder ve ba'zı kerre onda gaşş olunup mâ-ı harrda evvelâ nak' ve ba'dehu tabh ve ba'dehu ismid ile sakil kılınıp bey' olunur ve onun gaşşına beyâz olup kâhil ve nahîf olduğu ve da'f-ı kuvveti ve da'f-ı ta'mı ve râyihası delâlet eder. Ve esved-i Hindî ahmerden hayrlıdır. Ve nârdînin ecvedi hâdis ve tayyibü'r-râyiha ve kesîrü'l-usûl ve mümteli' olup teferrük eylemeyenlerdir. Ammâ o sünbül ki onun sâkı beyâza mâil ola ve husûsan o meyl vasat-ı sâkta ola, o şey' nâfi' değildir.
et-Tabı: Derece-i ûlâda hârr ve derece-i sâniyede yâbistir.
el-Ef'âlü ve'l-Havâssu: Müfettih ve muhallildir. Ve Hindînin kabzı kesîr ve harâreti ekall ve belki hafîfedir, o mezâkta müsahhin ve ba'zı nüshada mevcûd olduğu üzere o mezâkta mesîh olup ba'dehu harâret ve harâfet münba'ise olur. Ve sünbül-i tîbin bir nev'i zerîredir ya'ni zerûredir, arak-ı kesîri men' eder. Ve sünbülün tayyibi yed'e gasûl-i ceyyid olur.
el-Evrâmu ve'l-Büsûru: Evrâmı tahlîl eder.
A'zâü'r-Re’si: Nevâzili men' ve dimâğı takviye eder.
A'zâü’l-Ayni: Sünbül ekhalde vâki' olup mîl ile ecfâna imrâr olunsa eşfârı inbât eder ya'ni kirpikleri bitirir. Musannif der ki benim zannımda bu fiilde nârdîn akvâ olur.
A'zâü'n-Nefesi: Bi'l-cümle sünbülün envâı hafakâna nâfi'dir, riyeyi ve sadrı tenkiye eder ve riyeye insibâbdan mevâddı men' eder.
A'zâü’l-Gıdâı: Kebidin ve midenin südedini feth edip onları takviye eder ve cemî'an asnâf-ı yerekâna nâfi' olur ve mi'deye mevâddı insibâbdan men' eder ve lez'ini teskîn eder. Ve envâ-ı sünbülden hangisi şarâb ile şürb olunsa tihâle nâfi' olur.
A'zâü’n-Nefdi: Cümleten envâı müdrirdir velâkin Aklîtînin idrârı akvâdır, zîrâ eshandır ve kabzı ekalldir ve tabîhinde cülûs evrâm-ı rahimin küllisine nâfi' olur ve evcâ-ı külâya nâfi' olur ve mevâddın em'âya seyelânına mâni' olur ve rahimden ifrât üzere nezf-i demi olanların demini habste hâssıyyeti olur. [İbni Sina - El Kanun Fittıb]
el-Mâhiyyetü: Sünbül iki nev'dir, biri sünbül-i tîbdir, sünbül-i asâfîr denmekle ma'ruftur ve âheri nârdîndir, ona sünbül-i Rûmî derler. Ve Aklîtî ya'ni sünbül-i Rûmî Hindîden ve Sûrîden idrârdan mâ-adâ cemî-i hısalde ad'af olur ve sünbül-i Aklîtî Sûrîye karîb olur ve şeceresi sagîredir ve tîni ile ma'an kal' olunup ve ma'an ihrâc olur. Ve bir nev' nebât vardır ki ona müşâbih olmakla onunla gaşş olunur ve o müşâbih olan nebâtta râyiha-i zühme olmakla beynehümâ fark olunur. Ve nârdînden bir nev' vardır ki cebelîdir, onun varakı usfur varakı gibi olur ve agsânı dahi usfur agsânı gibi olur lâkin cebelînin agsânı emles ve asfer ve gayr-i şâikedir ve onun aslları iki olur ve ikiden ekser dahi olur ve onun sâkı ve semeresi ve zehri olmaz. Ve bu mevzide tab' ile olan nüshada nüsah-ı sâireden zâide bir fâide muharrerdir ve o fâide budur ki Diskûrîdüs dedi ki sünbül iki cinstir, bir cinsine Hindî derler ve âher cinsine Sûrî derler, zîrâ Sûriyâ dedikleri arzda bulunur. Ve sünbül tevellüd eylediği cebelin bir tarafı Sûriyâ cânibine ve taraf-ı âheri arz-ı Hind'e muttasıl olur. O cebelin Sûriyâ tarafında bulunan sünbüle Sûrî derler, taraf-ı Hindîde nâbit olanlara sünbül-i Hindî derler. Ve sünbül-i Hindînin bir nev'ine gangîtîs ıtlâk olunur, zîrâ o cebelin cenbinden bir nehr cereyân eder ki onun ismine Ganj tesmiye olunur ve o nev' sünbül o nehr cânibinde olmakla nehr-i mezkûrun isminden müştakk kılınıp sünbüle gangîtîs tesmiye olunur ve arzının rutûbeti hasebiyle kuvveti ad'af olur ve kâmeti atvel ve sünbülü evfer olur. Sünbülün mahreci asl-ı vâhidden olur ve sünbülün cemâmı (Cemâm feresin alnının saçıdır, murâd sünbülün kılçıklarıdır) vâfire olup ba'zıları ba'zı âherlerine mülteffe olur ve râyihası zühmdür. Ve sünbül-i Hindînin sınıf-ı âheri dâhil-i cebelde ve nehr-i mevsûftan ba'îd olup râyihası atyeb ve sünbülü kasîr olur ve râyihası su'd râyihasına şebîh olur ve nârdîn-i Sûrîde bizim vasf eylediğimiz evsâf o nev' sünbülde mevcûde olur. Ve ba'zı kerre bir nev' nârdîn ya'ni sünbül bulunur ki ona sakarîtîkî tesmiye olunur ve o ism mevzi-i nebâtının isminden müştakk kılınır. Bundan akdem vasf eylediğimiz sünbülden bu sünbül şedîden ebyaz olur ve ba'zı kerre onun vasat-ı sâkında râyiha-i bîşe müşâbih bir râyiha olur ve lâyık olur ki o nev' sünbül rafd olunup isti'mâl olunmaya.
el-İhtiyâru: Diskûrîdîs dedi ki onun ecvedi şa'rı kesret ve vefret üzere olup levni şukrete dârib ve su'd gibi tayyibü'r-râyiha ve sagîr ve lisânı hâzi' olan sünbüldür ve bu vasf üzere olan sünbül sünbül-i Sûrîdir. Ammâ Hindî ad'af ve atvel ve sünbülleri ekser ve mülteffe ve zühmü'r-râyiha olup serî'an bi'l-cümle elyâfı ile teferrük olunur ve ondan gubâr-ı esved-i azîm tenâsür eder ve ba'zı kerre onda gaşş olunup mâ-ı harrda evvelâ nak' ve ba'dehu tabh ve ba'dehu ismid ile sakil kılınıp bey' olunur ve onun gaşşına beyâz olup kâhil ve nahîf olduğu ve da'f-ı kuvveti ve da'f-ı ta'mı ve râyihası delâlet eder. Ve esved-i Hindî ahmerden hayrlıdır. Ve nârdînin ecvedi hâdis ve tayyibü'r-râyiha ve kesîrü'l-usûl ve mümteli' olup teferrük eylemeyenlerdir. Ammâ o sünbül ki onun sâkı beyâza mâil ola ve husûsan o meyl vasat-ı sâkta ola, o şey' nâfi' değildir.
et-Tabı: Derece-i ûlâda hârr ve derece-i sâniyede yâbistir.
el-Ef'âlü ve'l-Havâssu: Müfettih ve muhallildir. Ve Hindînin kabzı kesîr ve harâreti ekall ve belki hafîfedir, o mezâkta müsahhin ve ba'zı nüshada mevcûd olduğu üzere o mezâkta mesîh olup ba'dehu harâret ve harâfet münba'ise olur. Ve sünbül-i tîbin bir nev'i zerîredir ya'ni zerûredir, arak-ı kesîri men' eder. Ve sünbülün tayyibi yed'e gasûl-i ceyyid olur.
el-Evrâmu ve'l-Büsûru: Evrâmı tahlîl eder.
A'zâü'r-Re’si: Nevâzili men' ve dimâğı takviye eder.
A'zâü’l-Ayni: Sünbül ekhalde vâki' olup mîl ile ecfâna imrâr olunsa eşfârı inbât eder ya'ni kirpikleri bitirir. Musannif der ki benim zannımda bu fiilde nârdîn akvâ olur.
A'zâü'n-Nefesi: Bi'l-cümle sünbülün envâı hafakâna nâfi'dir, riyeyi ve sadrı tenkiye eder ve riyeye insibâbdan mevâddı men' eder.
A'zâü’l-Gıdâı: Kebidin ve midenin südedini feth edip onları takviye eder ve cemî'an asnâf-ı yerekâna nâfi' olur ve mi'deye mevâddı insibâbdan men' eder ve lez'ini teskîn eder. Ve envâ-ı sünbülden hangisi şarâb ile şürb olunsa tihâle nâfi' olur.
A'zâü’n-Nefdi: Cümleten envâı müdrirdir velâkin Aklîtînin idrârı akvâdır, zîrâ eshandır ve kabzı ekalldir ve tabîhinde cülûs evrâm-ı rahimin küllisine nâfi' olur ve evcâ-ı külâya nâfi' olur ve mevâddın em'âya seyelânına mâni' olur ve rahimden ifrât üzere nezf-i demi olanların demini habste hâssıyyeti olur. [İbni Sina - El Kanun Fittıb]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
