🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Zencâr / Cengâr (Verdigris)
Serbest metin
Zencâr / Cengâr (Jengar)
Not: Zencarı (Verdigris) elde etmenin kolay yolu bir kabın içine biraz sirke koymak, onun üstüne herhangi bir bakır koymak ve temas etmeyecek şekilde havada asılı kalmasını sağladıktan sonra kapağı örtüp birkaç hafta beklemektir. Sonra bakırın üzerindeki mavi tabaka bıçak gibi bir şey ile silinip alınır, bu cengardır.(verdigris)
Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey hiçbir şekilde dahili tüketim yapmamaktır. Zira zaten eski hekimler de uyarıp buyurmuşlar: "Ama bundan yemek olmaz zira zararlıdır, insanı öldürür. Eğer hatayla yeseler buna ilaç tereyağı ve sıcak su ve cüllap ve badem yağı ve lüablar ve yağlı çorba vereler." (Nizam'ül Edviye)
Ve Davud-u Antaki: "Zencâr öldürücü zehirdir. İlacı olmaz eğer mideden öteye geçmiş ise." Demiş ve yanlışlıkla içenin hemen dolu dolu süt içip o süt ile birlikte kusmasının tek çare olduğunu söylemiş, ancak mideden öteye geçmiş ise ilaç olmaz demiştir.
Ayrıca; Göz üzerinde de kullanılmamalıdır. Eskiler ne yaptıklarını bilirlerdi ve "soğuk nesneler" ve ayve çekirdeği jeli gibi "luablar" ile bazı dertler için sürerlerdi. Bizim günümüzde hata yapma payımız ve o soğuk nesneleri hatalı seçme veya hatalı dövme(yeterince toz haline getirmeme) veya başka yollardan uygulama esnasında hata yapma payımız çok yüksektir o sebeple göz üzerinde veya açık yara üzerinde kullanılmamamız gerekir. Yakmayacak şekilde az birşey zerdeçal göze sürme olarak denenebilir ancak böyle maddeler tehlikelidir.
Zencar
Mahiyeti Hakkında: Zencâr çeşitli yollarla bakırdan çıkarılır(istihraç olunur). Evvelki yolu budur ki sirkenin tortusu içinde bir parça bakır yeşillendirilir(tekric olunur) ve o yeşillendirilen bakırın eğe(mibred) ile talaşı(bürâdesi) alınıp ve üzerine sirke saçılıp nemli(nemnâk) olan bir yere gömülür; o yeşillenen talaş zencâra dönüşünceye kadar gömülü bırakılır ondan sonra çıkarılıp saklanır. Ve ikinci yolu budur ki sirke dolu bir kabın üzerine bir bakır kap kapatılıp cengâr bağlayıncaya kadar bırakılır ondan sonra o cengâr bakır kaptan kazınır, alınır. Üçüncü yolu budur ki bakır(nühâs) ile nişadır karıştırılıp bir nemli yere gömülüp cengâr olur, bu yol bilinen yoldur. Ve zencârdan bir nevi zencâr dahi elde edilir ki o nevi zencâr cidden hafif(latif) olur ve onun elde edilme yolu budur: Sirke damıtılıp(tas'id olunup) damıtılanı alındıktan sonra bakırdan yapılmış havan içinde bakır havan eliyle dövülür ve o dövme ziyade Güneş'i hararetli günlerde ve güneşli yerlerde olur ve dövülmesi bırakılmayıp yeşillenme(tekerrüc) hasıl oluncaya dek peş peşe sirke ile dövülür ve yeşillendiğinden sonra eşit miktarlarda içine şap ve tuz atılır ve yine dövülüp dövme ve hareket ettirme hasebiyle o eczalar yoğurulup hamur oldukta toplanıp kurutulur ve bir miktar sirke serpilip ve çocuk sidiği(sıbyân bevli) dahi serpilir ve yine dövülüp tekrar hallolduktan sonra bir nemli yere bırakılıp ondan sonra yine toplanıp ve kurutulup saklanır. Ve bu sınıfların bütünü yapay(masnû') olan zencâr idi. Ve zencârın bir nevi dahi madeni olur, o madeni olan zencâr bakır madeni katında olan kayalar ve taşlar üzerlerinde tevellüt edip(meydana gelip) o kayalarda toplanır ve bakır madeninin kendilerinde dahi tevellüt edip madenden alınır. (Derkenar: İbn Kütbî der ki zencârın madenisi bakır madeninde tevellüt eder ve madeninde olan ocaklarda tevellüt eder lakin ocak zencârı çok hileli(kesîrü'd-degal) olur yani bozuk hıltları çok olur. Bir sınıfı dahi vardır ki Şi'râ-i Yemâniyye yıldızı doğduğunda Kıbrıs'ta bir mağarada damlar(tekatür eder), ona dahi toprak ve taş eczası karışır. Bu iki sınıflar insanda kullanıma elverişli olmazlar.)
Seçimi Hakkında: Madeni olanı daha iyidir, tübâlinden ve rüsâhtecden alınan zencâr daha kuvvetli(akvâ) olur. "Tübâl"den murat bakır eritilmek için çekiç ile vuruldukta kabuk misalinde üzerinden dağılan döküntüsü olur. Ve "rüsâhtec" yanmış bakır(nühâs-ı muhrak) manasına olur. Bu iki kelimeler Farsçadan Arapçalaşmışlardır. Sirkeli zencâr(Zencâr-ı hallî) nişadırlıdan daha yumuşak olur. Tabiatı Hakkında: Zencâr dördüncü dereceye varıncaya kadar sıcak ve kuru olur.
Fiilleri ve Hassaları Hakkında: Zencâr yıkayıcı-temizleyicidir(câlîdir), sert olan etleri ve yumuşak etleri yer(ekleder). Ve zencârda keskinlik(hiddet) vardır lakin zencârdan merhem(kayrûtî) yapılsa keskinliğini merhem tadil eder ve itidali hasebiyle sızlatmadan kurutuculuğu olur.
Çıbanlar ve Yaralar Hakkında: Zencâr yayılan yaraları meneder ve kapatıp iyileştirir eğer merhem ile kullanılırsa ve kirli(vesahlı) olan yaraları temizler. Ve zencâr menengiç sakızı('ilk-i enbât) ile ve natron ile yara olmuş uyuza ve baras ve behaka ilaç olur. Ve "menengiç sakızı" çitlembik sakızı dedikleri sakızdır ki ağacının meyvesine çitlembik(habbe-i hadrâ) derler, ağacının zamkına menengiç sakızı('ilk-i enbât) derler, halk arasında o zamk terebentin(termentin) demekle maruftur. "Enbât" "nebt"in çoğuludur. Vankulu der ki [Nebat] fethateynle ve [Nebît] nunun fethi ve banın kesri ile ve meddi ile bir kavmdir ki iki Irak arasında ile Kufe arasında olan bataklıklarda(betâyıhta) konup sakin olurlar. Ve [bataklıklar] şol geniş derelerdir ki kenarlarında ufak taşlar ola.
Baş Organları Hakkında: Burnunda kötü koku ve kötü yaralar olan kimselere nişadır ve şap ve sirkeden yapılmış olan zencâr dövülüp burnuna üfürülse ilaç olup faydası olur lakin boğazına burnu yoluyla zencâr ulaşıp eziyet görmemesi için üfürme anında ağzı su ile doldurulur. Ve demirden yapılmış olan zencâr sirke ile diş etlerini pekiştirir. Ve demir zencârından diş eti veremleri için merhem yapılır, kezalik bakır zencârı dahi bu fiilleri işler.
Göz Organları Hakkında: Göz kapaklarının kalınlığına ve göz pınarı fistülüne(nâşûra) zencârın faydası olur ve gözü cilalandırır ve göze arız olan yara devalarına sokulur ve göz yaşını cidden kuvvetle arttırır/yaşartır. Sürmelere sokulsa doğru olan budur ki sıcak suda ıslanmış bir parça sünger ile gözüne pansuman(kimâd) oluna.
Boşaltım Organları Hakkında: Basur ilaçlarına zencâr sokulur. Ve zencâr ile çadır uşşakından fitiller yapılıp basur deliklerine o fitiller dolgu gibi doldurulur.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Zencâr: Kalem cengarıdır Türkçede . Kalem cengarı iki nevi olur. Bir nevi yapay(amelî) ve bir nevi madeni olur. Tabiatı dördüncüye değin sıcak ve kurudur ve gayet keskindür. Yapayının tertibi budur ki bir bakırı yine bir bakıra sürterler ve sirke dökerler, koyulduktan sonra yirmi dört dirhemine dört dirhem şap ve dört dirhem yalama tuzu koyarlar. Güneşe koyarlar ki ta rengi cengâr gibi ola. Bir nevi dahi budur ki bakır talaşının her gün üzerine dört dirhem sirke koyup çalkayalar, cengâr rengi ola. Ve bir nevi dahi elli dirhem sirkeye yüz dirhem eski sidik katarlar ve dört dirhem şap ve dört dirhem tuz katarlar, mermer üzerinde bakır ile ezerler ve onun rengi kavi olmak için azıcık bakırdan levha üzerinde olursa dahi güzel olur. Cengârı eğer sürme(kühl) etseler gözde olan çıbanları giderir ve yaşlarını keser. Eğer cengârı demir ile karıştırıp yaramaz çıbanlara sürseler bitirir. Ve eğer cerahata dürtseler şişirmeye. Ve bal ile pişirip basurlara ve yaramaz çıbanlara vursalar fayda eder ve fazla etlerini giderir. Ve eğer meneviş sakızı ile ve natronla karıştırıp çıbanlı barasa ve uyuza sürseler giderir. Ve göz otlarına katıp sürme eyleseler gayet muvafıktır. Ve ciğer zahmetlerinin üzerine vursalar fayda eder. Ama mideye yaramazdır, illâ tatlı badem yağı düzeltir(ıslah eder). Ve şol zencâr ki nişadır ve şap ve sirkeden düzülmüş ola, eğer dövüp burna üfürseler burunda olan yaramaz çıbanları düzeltir, ama ağzına dolu su tuta ki boğazına inmeye. Ve başa dürtecek otlara karıştırıp başa sürseler başta olan çıbanlar çeşitlerine fayda eder. Ve sürmede göz aklığını giderir. Ve eğer balla ve sirke ile pişirip ağızda ve burunda ve kulak dibinde olan çıbanlara vursalar fayda eder. Ama bundan yemek olmaz zira zararlıdır, insanı öldürür. Eğer hatayla yeseler buna ilaç tereyağı ve sıcak su ve cüllap ve badem yağı ve lüablar ve yağlı çorba vereler. Ve bunun bedeli bir buçuk kadar zencefreftir.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Zencâr: Madenidir, bakırın madeninde bulunur. Ve Kıbrıs'ta Şi'râ-yı Yemânî zamanında hasıl olur. O, az bulunur. Ve onun yapayı(amelîsi) dahi olur. Hasılı bakır ile sirkeden olur ya üzümün suyu ki ekşi ola, çürütmekle lakin çok çabayla ki böyle ince edip serpeler ve gömeler veya bakırı havan gibi edip sirke ile doldurup havan eliyle döveler ve gayrıları. Ve tecrübe edilenlerdendir. Eğer şap ve natron ve tuz, hususan Enderânî ola ve bakırın talaşıyla dövülmesine devam edip ve sirkeyi üzerine serpeler mum gibi olunca gayetle iyi olur. Ve bazı kimseler demişler ki zencârın bazısı bakırı erittiklerinde hasıl olur. Ona ocak zencârı(kirânî) derler. Ve bu kavil yanlıştır. Zira tevellüt eder. Ve madenden çıkmaz. Eritmekle halas olur. Ve zencâr, sıcak ve kurudur dördüncüde. Fazla olan eti zail eder ve eserleri baras gibi ve eski yaraları söker lakin ağrı vericidir. Ve eğer fındığın yanmışı ile ve kitre ve yumurtanın beyazı ile merhem eyleseler gayetle faydalıdır bedende olan şeylere. Ve eğer bakırda dövüp avrat sütü ile sirke ve bal ile ne zaman ki kurusa veya kalınlaşsa(galiz olsa), iyi sürme olur gözün keskinliği için ve beyazı ve göz perdesini(sebeli) ve göz yaşını(dem'ayı) ve göz kapağı iltihabını(selâkı) kesmek için. Ve fitilleri ve basurları keser ve yiyici yarayı(ekleyi) meneder. Ve zencâr öldürücü zehirdir. İlacı olmaz eğer mideden öteye geçmiş ise. Ve ondan (hemen) süt ile kusmak onun düzelticisidir. Ve yağlı tiritler ve rubblar onun düzelticisidir içmek ile.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Zencâr: Maruftur. Farsça zengâr lafzından Arapçalaşmıştır. Bakır pasına mahsustur yani gerçi her pasa zeng derler ama zengâr bakır pasına mahsustur. Zencâr iki türlüdür: Birisi madenidir yani bakır madenlerinde bulunur ve biri dahi yapay(masnû') yani amel ile ederler. Madeni olan dahi bazısı madende ve bazısı bakır madeninde işleyen körüklerde hasıl olur. Körüklerde hasıl olan zencâr yaramazdır, içinde karışığı çoktur. Zencârdan birisi dahi Şi'râ-i Yemâniyye dedikleri yıldız doğduğu zamanlarda Kıbrıs adasında bir mağarada kendinden damlar. Bu makule dahi safi değildir, toprak ve taş ile karışıktır. Bunların ikisi dahi insanda bir ilaç için kullanımı caiz değildir ama yapay(amelî) olan zencâr birkaç yolla olur. Bir yolu budur ki bir kap içine sirke koyup o kabı bakırdan bir kapak ile ki kubbeli veyahut düz ola, şöyle örteler ki tamam kapayıp sirkeden dışarı buhar çıkacak delik kalmaya ve her on günde bir kapağı kaldırıp üzerinde hasıl olan zencârı kazıyıp alalar. Bu makule olan zencâra kazınmış(mecrûd) yani kazımak ile alınmış zencâr demek dahi olur ve bir yolu bu ki bakırdan külçeler alalar ve üzüm cibresi ki bir miktar kükreyip ekşimiş ola, külçeleri cibre içine gömeler. On gün veyahut ziyade veyahut dahi az durduktan sonra cibreden çıkaralar, üstleri kuru olıncaya dek havada tura. Ondan sonra üzerlerinde olan zencârı kazıyup alalar ve tekrar cibre içine koyalar ve geri evvelki gibi o kadar zamanda çıkarıp zencârdan alalar, ne miktar isterlerse böyle edeler. Ve bir yolu dahi budur ki bakırı eğeleyeler ondan sonra eğelenmişine sirke koyup ta koyu olıncaya değin sirke ile ovup ezeler. Koyu olunca terk edeler ta ki sirkesi gidip kuruya ve bir yolu dahi bu ki bakırdan yapılmış ince tahtalar(levhalar) ki ondan öte ince olmaya o makule ince tahtalar yüzüne her gün sirke serpeler ve tahtaları hava dokunmaz yere koyalar. Havası fasit yerler mesela yer içinde olan dehlizlere koysalar caizdir, ondan sonra terk edeler, tura ta ki zencâr ola. Bir yolu dahi bu ki Kıbrıs bakırından ezme taşı yani üzerinde ezecek mermer gibi Kıbrıs bakırından edeler ve onunla ezecek elini dahi o bakırdan edeler. Ondan sonra ziyade keskin sirkeden dört buçuk vukiyye, vukiyyetten murat on iki dirhemdir, üzerine koyup o bakırdan el ile ta koyu olıncaya dek ezip öğüteler, koyu oldukta üzerine pak şapdan dört miskal ve ak tuz ve natron dedikleri kızıl borakstan misli kadar koyalar ve cümleyi muhkem ovup ezeler. Ondan sonra sıcak güneşte kurutup uzun kurtçuğaz gibi daneler edeler. Bu makule zencâra kurtçuğazi(dûdî) yani kurtçuğaza benzer derler. Bazıları sirkeden bir cüz ve insan sidiğinin eskisinden iki cüz ile ederler. Zencârlardan iyisi kazınmış(mecrûd) olandır ki beyan olundu ve cümleden keskini kurtçuğazidir ki zikrolundu ve cümleden ziyade yakıp incidicisi talaş zencârı(sühâlî)dir ki zikrolundu. Bazıları kızıl taşı ovup ezip ezilmişini zencârdır diye hile ederler. Bu makule hilelisi şu vecihle malum olur ki parmağı ıslayıp zencârdan azıcık alıp ovup ezeler, hileli olan ezilmez ve sahih olan zencâr ezilir. Bazıları dahi kalkanat ki yeşil zaçtır, onunla hile ederler. Bu makuleyi ateşte imtihan ederler, zira eğer kalkanatı yanar ateşe koysalar kızarır ama zencâr böyle değildir. Zencârın tabiatı dördüncü derecede sıcak ve kurudur. Yiyici ve eti eksik edici ve yakıp acıtıcıdır. Eğer zeytinyağı ve bal mumu ve zamk ile olan merheme katsalar yakmayıp acıtmaksuz cilalandıra ve çıbanların dağılmasını ve bulaşmasını menedip ve gözde olan yoğun kıvamlı/kalın beyazlığı giderip cilalandırır, yaraları şişmeye komaz. Eğer zeytinyağı ve bal mumu ile karıştırsalar yaraları bitiştire. Eğer bal ile pişirip kirli çıbanlara ve katılanmış basur dedikleri çıbanlara vursalar fayda eyleye. Eğer çadır uşşakıyla karıştırıp ve fitil edip vajinal fitil(götürünseler) basur dedikleri çıbanlara fayda eyleye. Eğer bal ile karıştırıp göze sürme gibi çekseler göz kapaklarında olan katılıgı gidere. Evla budur ki göze sürme gibi çektikten sonra sünger paresini sıcak su ile ıslatıp sıcak iken göze bastıralar. Eğer menengiç sakızı(samg-ı butm) ve natron ile karıştırsalar irinli uyuzu ve gicigi gidere ve barasa sürseler barası gidere. Bazen olur zencârı dahi yakarlar, yakmasının yolu sair önceden beyan olunan yollar gibidir. Tamam yakılıp eriştiğinin alameti budur ki tutya gibi ola. Gözde olan gicigi ve göz kapağı iltihabını(süllâkı) giderir ve süllâk diye göz kapaklarına keskin ve yiyici bir hılt inmekle göz kapakları kızarıp katılanmasına derler. Gayrı soğuk ve lüablı devalara karıştırıp sarkmış olan göz kapaklarına vursalar gevşeyip sarkmasına fayda eyleye. Zencârı bu vecihle ki zikrolundu yüze kullansalar, bu vecihten gayrı ile göze vurmayalar. Eğer zencârdan iki dirhem miktarını içseler ciğeri genişletip ve büzüp parelemek ile katlede. Eğer mideye filcümle cerahat ederse ona faydalı deva kalmaz yani ilaç yoktur. Zencâr sinire ve sinirli olan azaya ziyade zarar eder. Eğer sirkeden bir damla ve avrat sütünden üç damla ve baldan bir damla alıp bu cümleyi bakırdan ezme taşı üzerine koyup ve karışacak miktarı zencâr katıp bakırdan deste ile ezip tamam koyu olup siyah olsa ve onunla sürme gibi göze çekseler gözü keskin eyleye ve perdelenmesini gidere ve beyazını eksiltip gidere. Eğer kurtçuğazi zencârın suyundan ağız dolusu alıp burun içine üfürseler burundan yaramaz kokuları gidere ve içinde olan çıbancıkları giderip iyi ede. Eğer başta olan tatlı konaklara(kurûh-ı şehdiyyeye) yani tatlı uyuzlara ettikleri devalara zencâr katsalar faydası ziyade ola. Eğer zencârı bal ile macun etseler veyahut bal ve sirke ile pişirseler ağızda çıbanlara ve kabarcıklara ve diş etleri gevşemesine fayda eyleye. Zencârı kullanmakta sakınalar zira yiyici ve çıban edicidir. Lazım oldukta yapıştırma(tagriye) ve kayganlaştırma(temlîs) yani tutkal gibi tutması ve düzeltmesi olan devalar ile azıcık katıp kullansalar. Beden içine kullanımı caiz olmayan devalardandır.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Not: Zencarı (Verdigris) elde etmenin kolay yolu bir kabın içine biraz sirke koymak, onun üstüne herhangi bir bakır koymak ve temas etmeyecek şekilde havada asılı kalmasını sağladıktan sonra kapağı örtüp birkaç hafta beklemektir. Sonra bakırın üzerindeki mavi tabaka bıçak gibi bir şey ile silinip alınır, bu cengardır.(verdigris)
Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey hiçbir şekilde dahili tüketim yapmamaktır. Zira zaten eski hekimler de uyarıp buyurmuşlar: "Ama bundan yemek olmaz zira zararlıdır, insanı öldürür. Eğer hatayla yeseler buna ilaç tereyağı ve sıcak su ve cüllap ve badem yağı ve lüablar ve yağlı çorba vereler." (Nizam'ül Edviye)
Ve Davud-u Antaki: "Zencâr öldürücü zehirdir. İlacı olmaz eğer mideden öteye geçmiş ise." Demiş ve yanlışlıkla içenin hemen dolu dolu süt içip o süt ile birlikte kusmasının tek çare olduğunu söylemiş, ancak mideden öteye geçmiş ise ilaç olmaz demiştir.
Ayrıca; Göz üzerinde de kullanılmamalıdır. Eskiler ne yaptıklarını bilirlerdi ve "soğuk nesneler" ve ayve çekirdeği jeli gibi "luablar" ile bazı dertler için sürerlerdi. Bizim günümüzde hata yapma payımız ve o soğuk nesneleri hatalı seçme veya hatalı dövme(yeterince toz haline getirmeme) veya başka yollardan uygulama esnasında hata yapma payımız çok yüksektir o sebeple göz üzerinde veya açık yara üzerinde kullanılmamamız gerekir. Yakmayacak şekilde az birşey zerdeçal göze sürme olarak denenebilir ancak böyle maddeler tehlikelidir.
Zencar
Mahiyeti Hakkında: Zencâr çeşitli yollarla bakırdan çıkarılır(istihraç olunur). Evvelki yolu budur ki sirkenin tortusu içinde bir parça bakır yeşillendirilir(tekric olunur) ve o yeşillendirilen bakırın eğe(mibred) ile talaşı(bürâdesi) alınıp ve üzerine sirke saçılıp nemli(nemnâk) olan bir yere gömülür; o yeşillenen talaş zencâra dönüşünceye kadar gömülü bırakılır ondan sonra çıkarılıp saklanır. Ve ikinci yolu budur ki sirke dolu bir kabın üzerine bir bakır kap kapatılıp cengâr bağlayıncaya kadar bırakılır ondan sonra o cengâr bakır kaptan kazınır, alınır. Üçüncü yolu budur ki bakır(nühâs) ile nişadır karıştırılıp bir nemli yere gömülüp cengâr olur, bu yol bilinen yoldur. Ve zencârdan bir nevi zencâr dahi elde edilir ki o nevi zencâr cidden hafif(latif) olur ve onun elde edilme yolu budur: Sirke damıtılıp(tas'id olunup) damıtılanı alındıktan sonra bakırdan yapılmış havan içinde bakır havan eliyle dövülür ve o dövme ziyade Güneş'i hararetli günlerde ve güneşli yerlerde olur ve dövülmesi bırakılmayıp yeşillenme(tekerrüc) hasıl oluncaya dek peş peşe sirke ile dövülür ve yeşillendiğinden sonra eşit miktarlarda içine şap ve tuz atılır ve yine dövülüp dövme ve hareket ettirme hasebiyle o eczalar yoğurulup hamur oldukta toplanıp kurutulur ve bir miktar sirke serpilip ve çocuk sidiği(sıbyân bevli) dahi serpilir ve yine dövülüp tekrar hallolduktan sonra bir nemli yere bırakılıp ondan sonra yine toplanıp ve kurutulup saklanır. Ve bu sınıfların bütünü yapay(masnû') olan zencâr idi. Ve zencârın bir nevi dahi madeni olur, o madeni olan zencâr bakır madeni katında olan kayalar ve taşlar üzerlerinde tevellüt edip(meydana gelip) o kayalarda toplanır ve bakır madeninin kendilerinde dahi tevellüt edip madenden alınır. (Derkenar: İbn Kütbî der ki zencârın madenisi bakır madeninde tevellüt eder ve madeninde olan ocaklarda tevellüt eder lakin ocak zencârı çok hileli(kesîrü'd-degal) olur yani bozuk hıltları çok olur. Bir sınıfı dahi vardır ki Şi'râ-i Yemâniyye yıldızı doğduğunda Kıbrıs'ta bir mağarada damlar(tekatür eder), ona dahi toprak ve taş eczası karışır. Bu iki sınıflar insanda kullanıma elverişli olmazlar.)
Seçimi Hakkında: Madeni olanı daha iyidir, tübâlinden ve rüsâhtecden alınan zencâr daha kuvvetli(akvâ) olur. "Tübâl"den murat bakır eritilmek için çekiç ile vuruldukta kabuk misalinde üzerinden dağılan döküntüsü olur. Ve "rüsâhtec" yanmış bakır(nühâs-ı muhrak) manasına olur. Bu iki kelimeler Farsçadan Arapçalaşmışlardır. Sirkeli zencâr(Zencâr-ı hallî) nişadırlıdan daha yumuşak olur. Tabiatı Hakkında: Zencâr dördüncü dereceye varıncaya kadar sıcak ve kuru olur.
Fiilleri ve Hassaları Hakkında: Zencâr yıkayıcı-temizleyicidir(câlîdir), sert olan etleri ve yumuşak etleri yer(ekleder). Ve zencârda keskinlik(hiddet) vardır lakin zencârdan merhem(kayrûtî) yapılsa keskinliğini merhem tadil eder ve itidali hasebiyle sızlatmadan kurutuculuğu olur.
Çıbanlar ve Yaralar Hakkında: Zencâr yayılan yaraları meneder ve kapatıp iyileştirir eğer merhem ile kullanılırsa ve kirli(vesahlı) olan yaraları temizler. Ve zencâr menengiç sakızı('ilk-i enbât) ile ve natron ile yara olmuş uyuza ve baras ve behaka ilaç olur. Ve "menengiç sakızı" çitlembik sakızı dedikleri sakızdır ki ağacının meyvesine çitlembik(habbe-i hadrâ) derler, ağacının zamkına menengiç sakızı('ilk-i enbât) derler, halk arasında o zamk terebentin(termentin) demekle maruftur. "Enbât" "nebt"in çoğuludur. Vankulu der ki [Nebat] fethateynle ve [Nebît] nunun fethi ve banın kesri ile ve meddi ile bir kavmdir ki iki Irak arasında ile Kufe arasında olan bataklıklarda(betâyıhta) konup sakin olurlar. Ve [bataklıklar] şol geniş derelerdir ki kenarlarında ufak taşlar ola.
Baş Organları Hakkında: Burnunda kötü koku ve kötü yaralar olan kimselere nişadır ve şap ve sirkeden yapılmış olan zencâr dövülüp burnuna üfürülse ilaç olup faydası olur lakin boğazına burnu yoluyla zencâr ulaşıp eziyet görmemesi için üfürme anında ağzı su ile doldurulur. Ve demirden yapılmış olan zencâr sirke ile diş etlerini pekiştirir. Ve demir zencârından diş eti veremleri için merhem yapılır, kezalik bakır zencârı dahi bu fiilleri işler.
Göz Organları Hakkında: Göz kapaklarının kalınlığına ve göz pınarı fistülüne(nâşûra) zencârın faydası olur ve gözü cilalandırır ve göze arız olan yara devalarına sokulur ve göz yaşını cidden kuvvetle arttırır/yaşartır. Sürmelere sokulsa doğru olan budur ki sıcak suda ıslanmış bir parça sünger ile gözüne pansuman(kimâd) oluna.
Boşaltım Organları Hakkında: Basur ilaçlarına zencâr sokulur. Ve zencâr ile çadır uşşakından fitiller yapılıp basur deliklerine o fitiller dolgu gibi doldurulur.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Zencâr: Kalem cengarıdır Türkçede . Kalem cengarı iki nevi olur. Bir nevi yapay(amelî) ve bir nevi madeni olur. Tabiatı dördüncüye değin sıcak ve kurudur ve gayet keskindür. Yapayının tertibi budur ki bir bakırı yine bir bakıra sürterler ve sirke dökerler, koyulduktan sonra yirmi dört dirhemine dört dirhem şap ve dört dirhem yalama tuzu koyarlar. Güneşe koyarlar ki ta rengi cengâr gibi ola. Bir nevi dahi budur ki bakır talaşının her gün üzerine dört dirhem sirke koyup çalkayalar, cengâr rengi ola. Ve bir nevi dahi elli dirhem sirkeye yüz dirhem eski sidik katarlar ve dört dirhem şap ve dört dirhem tuz katarlar, mermer üzerinde bakır ile ezerler ve onun rengi kavi olmak için azıcık bakırdan levha üzerinde olursa dahi güzel olur. Cengârı eğer sürme(kühl) etseler gözde olan çıbanları giderir ve yaşlarını keser. Eğer cengârı demir ile karıştırıp yaramaz çıbanlara sürseler bitirir. Ve eğer cerahata dürtseler şişirmeye. Ve bal ile pişirip basurlara ve yaramaz çıbanlara vursalar fayda eder ve fazla etlerini giderir. Ve eğer meneviş sakızı ile ve natronla karıştırıp çıbanlı barasa ve uyuza sürseler giderir. Ve göz otlarına katıp sürme eyleseler gayet muvafıktır. Ve ciğer zahmetlerinin üzerine vursalar fayda eder. Ama mideye yaramazdır, illâ tatlı badem yağı düzeltir(ıslah eder). Ve şol zencâr ki nişadır ve şap ve sirkeden düzülmüş ola, eğer dövüp burna üfürseler burunda olan yaramaz çıbanları düzeltir, ama ağzına dolu su tuta ki boğazına inmeye. Ve başa dürtecek otlara karıştırıp başa sürseler başta olan çıbanlar çeşitlerine fayda eder. Ve sürmede göz aklığını giderir. Ve eğer balla ve sirke ile pişirip ağızda ve burunda ve kulak dibinde olan çıbanlara vursalar fayda eder. Ama bundan yemek olmaz zira zararlıdır, insanı öldürür. Eğer hatayla yeseler buna ilaç tereyağı ve sıcak su ve cüllap ve badem yağı ve lüablar ve yağlı çorba vereler. Ve bunun bedeli bir buçuk kadar zencefreftir.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Zencâr: Madenidir, bakırın madeninde bulunur. Ve Kıbrıs'ta Şi'râ-yı Yemânî zamanında hasıl olur. O, az bulunur. Ve onun yapayı(amelîsi) dahi olur. Hasılı bakır ile sirkeden olur ya üzümün suyu ki ekşi ola, çürütmekle lakin çok çabayla ki böyle ince edip serpeler ve gömeler veya bakırı havan gibi edip sirke ile doldurup havan eliyle döveler ve gayrıları. Ve tecrübe edilenlerdendir. Eğer şap ve natron ve tuz, hususan Enderânî ola ve bakırın talaşıyla dövülmesine devam edip ve sirkeyi üzerine serpeler mum gibi olunca gayetle iyi olur. Ve bazı kimseler demişler ki zencârın bazısı bakırı erittiklerinde hasıl olur. Ona ocak zencârı(kirânî) derler. Ve bu kavil yanlıştır. Zira tevellüt eder. Ve madenden çıkmaz. Eritmekle halas olur. Ve zencâr, sıcak ve kurudur dördüncüde. Fazla olan eti zail eder ve eserleri baras gibi ve eski yaraları söker lakin ağrı vericidir. Ve eğer fındığın yanmışı ile ve kitre ve yumurtanın beyazı ile merhem eyleseler gayetle faydalıdır bedende olan şeylere. Ve eğer bakırda dövüp avrat sütü ile sirke ve bal ile ne zaman ki kurusa veya kalınlaşsa(galiz olsa), iyi sürme olur gözün keskinliği için ve beyazı ve göz perdesini(sebeli) ve göz yaşını(dem'ayı) ve göz kapağı iltihabını(selâkı) kesmek için. Ve fitilleri ve basurları keser ve yiyici yarayı(ekleyi) meneder. Ve zencâr öldürücü zehirdir. İlacı olmaz eğer mideden öteye geçmiş ise. Ve ondan (hemen) süt ile kusmak onun düzelticisidir. Ve yağlı tiritler ve rubblar onun düzelticisidir içmek ile.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Zencâr: Maruftur. Farsça zengâr lafzından Arapçalaşmıştır. Bakır pasına mahsustur yani gerçi her pasa zeng derler ama zengâr bakır pasına mahsustur. Zencâr iki türlüdür: Birisi madenidir yani bakır madenlerinde bulunur ve biri dahi yapay(masnû') yani amel ile ederler. Madeni olan dahi bazısı madende ve bazısı bakır madeninde işleyen körüklerde hasıl olur. Körüklerde hasıl olan zencâr yaramazdır, içinde karışığı çoktur. Zencârdan birisi dahi Şi'râ-i Yemâniyye dedikleri yıldız doğduğu zamanlarda Kıbrıs adasında bir mağarada kendinden damlar. Bu makule dahi safi değildir, toprak ve taş ile karışıktır. Bunların ikisi dahi insanda bir ilaç için kullanımı caiz değildir ama yapay(amelî) olan zencâr birkaç yolla olur. Bir yolu budur ki bir kap içine sirke koyup o kabı bakırdan bir kapak ile ki kubbeli veyahut düz ola, şöyle örteler ki tamam kapayıp sirkeden dışarı buhar çıkacak delik kalmaya ve her on günde bir kapağı kaldırıp üzerinde hasıl olan zencârı kazıyıp alalar. Bu makule olan zencâra kazınmış(mecrûd) yani kazımak ile alınmış zencâr demek dahi olur ve bir yolu bu ki bakırdan külçeler alalar ve üzüm cibresi ki bir miktar kükreyip ekşimiş ola, külçeleri cibre içine gömeler. On gün veyahut ziyade veyahut dahi az durduktan sonra cibreden çıkaralar, üstleri kuru olıncaya dek havada tura. Ondan sonra üzerlerinde olan zencârı kazıyup alalar ve tekrar cibre içine koyalar ve geri evvelki gibi o kadar zamanda çıkarıp zencârdan alalar, ne miktar isterlerse böyle edeler. Ve bir yolu dahi budur ki bakırı eğeleyeler ondan sonra eğelenmişine sirke koyup ta koyu olıncaya değin sirke ile ovup ezeler. Koyu olunca terk edeler ta ki sirkesi gidip kuruya ve bir yolu dahi bu ki bakırdan yapılmış ince tahtalar(levhalar) ki ondan öte ince olmaya o makule ince tahtalar yüzüne her gün sirke serpeler ve tahtaları hava dokunmaz yere koyalar. Havası fasit yerler mesela yer içinde olan dehlizlere koysalar caizdir, ondan sonra terk edeler, tura ta ki zencâr ola. Bir yolu dahi bu ki Kıbrıs bakırından ezme taşı yani üzerinde ezecek mermer gibi Kıbrıs bakırından edeler ve onunla ezecek elini dahi o bakırdan edeler. Ondan sonra ziyade keskin sirkeden dört buçuk vukiyye, vukiyyetten murat on iki dirhemdir, üzerine koyup o bakırdan el ile ta koyu olıncaya dek ezip öğüteler, koyu oldukta üzerine pak şapdan dört miskal ve ak tuz ve natron dedikleri kızıl borakstan misli kadar koyalar ve cümleyi muhkem ovup ezeler. Ondan sonra sıcak güneşte kurutup uzun kurtçuğaz gibi daneler edeler. Bu makule zencâra kurtçuğazi(dûdî) yani kurtçuğaza benzer derler. Bazıları sirkeden bir cüz ve insan sidiğinin eskisinden iki cüz ile ederler. Zencârlardan iyisi kazınmış(mecrûd) olandır ki beyan olundu ve cümleden keskini kurtçuğazidir ki zikrolundu ve cümleden ziyade yakıp incidicisi talaş zencârı(sühâlî)dir ki zikrolundu. Bazıları kızıl taşı ovup ezip ezilmişini zencârdır diye hile ederler. Bu makule hilelisi şu vecihle malum olur ki parmağı ıslayıp zencârdan azıcık alıp ovup ezeler, hileli olan ezilmez ve sahih olan zencâr ezilir. Bazıları dahi kalkanat ki yeşil zaçtır, onunla hile ederler. Bu makuleyi ateşte imtihan ederler, zira eğer kalkanatı yanar ateşe koysalar kızarır ama zencâr böyle değildir. Zencârın tabiatı dördüncü derecede sıcak ve kurudur. Yiyici ve eti eksik edici ve yakıp acıtıcıdır. Eğer zeytinyağı ve bal mumu ve zamk ile olan merheme katsalar yakmayıp acıtmaksuz cilalandıra ve çıbanların dağılmasını ve bulaşmasını menedip ve gözde olan yoğun kıvamlı/kalın beyazlığı giderip cilalandırır, yaraları şişmeye komaz. Eğer zeytinyağı ve bal mumu ile karıştırsalar yaraları bitiştire. Eğer bal ile pişirip kirli çıbanlara ve katılanmış basur dedikleri çıbanlara vursalar fayda eyleye. Eğer çadır uşşakıyla karıştırıp ve fitil edip vajinal fitil(götürünseler) basur dedikleri çıbanlara fayda eyleye. Eğer bal ile karıştırıp göze sürme gibi çekseler göz kapaklarında olan katılıgı gidere. Evla budur ki göze sürme gibi çektikten sonra sünger paresini sıcak su ile ıslatıp sıcak iken göze bastıralar. Eğer menengiç sakızı(samg-ı butm) ve natron ile karıştırsalar irinli uyuzu ve gicigi gidere ve barasa sürseler barası gidere. Bazen olur zencârı dahi yakarlar, yakmasının yolu sair önceden beyan olunan yollar gibidir. Tamam yakılıp eriştiğinin alameti budur ki tutya gibi ola. Gözde olan gicigi ve göz kapağı iltihabını(süllâkı) giderir ve süllâk diye göz kapaklarına keskin ve yiyici bir hılt inmekle göz kapakları kızarıp katılanmasına derler. Gayrı soğuk ve lüablı devalara karıştırıp sarkmış olan göz kapaklarına vursalar gevşeyip sarkmasına fayda eyleye. Zencârı bu vecihle ki zikrolundu yüze kullansalar, bu vecihten gayrı ile göze vurmayalar. Eğer zencârdan iki dirhem miktarını içseler ciğeri genişletip ve büzüp parelemek ile katlede. Eğer mideye filcümle cerahat ederse ona faydalı deva kalmaz yani ilaç yoktur. Zencâr sinire ve sinirli olan azaya ziyade zarar eder. Eğer sirkeden bir damla ve avrat sütünden üç damla ve baldan bir damla alıp bu cümleyi bakırdan ezme taşı üzerine koyup ve karışacak miktarı zencâr katıp bakırdan deste ile ezip tamam koyu olup siyah olsa ve onunla sürme gibi göze çekseler gözü keskin eyleye ve perdelenmesini gidere ve beyazını eksiltip gidere. Eğer kurtçuğazi zencârın suyundan ağız dolusu alıp burun içine üfürseler burundan yaramaz kokuları gidere ve içinde olan çıbancıkları giderip iyi ede. Eğer başta olan tatlı konaklara(kurûh-ı şehdiyyeye) yani tatlı uyuzlara ettikleri devalara zencâr katsalar faydası ziyade ola. Eğer zencârı bal ile macun etseler veyahut bal ve sirke ile pişirseler ağızda çıbanlara ve kabarcıklara ve diş etleri gevşemesine fayda eyleye. Zencârı kullanmakta sakınalar zira yiyici ve çıban edicidir. Lazım oldukta yapıştırma(tagriye) ve kayganlaştırma(temlîs) yani tutkal gibi tutması ve düzeltmesi olan devalar ile azıcık katıp kullansalar. Beden içine kullanımı caiz olmayan devalardandır.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Erişim kontrol ediliyor…
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Zencâr / Cengâr (Jengar)
Fi'l-Mâhiyyeti: Zencâr tarîk-i şettâ ile bakırdan istihrâc olınur. Tarîk-i evveli budur ki sirkenüñ tortusı içinde bir kıt'a bakır tekric olınur ve o tekric olınan bakıruñ mibred ile bürâdesi ahz olınıp ve üzerine sirke saçılıp nemnâk olan bir mahalle defn olınur; o bürâde-i mütekerrice zencâra istihâle edinceye kadar medfûnen terk olınur ba'dehu istihrâc olınıp hıfz olınur. Ve tarîk-i sânî budur ki sirke tolu bir kabuñ üzerine bir bakır kap kapanıp cengâr baglayıncaya kadar terk olınur ba'dehu o cengâr bakır kapdan kazınur, ahz olınur. Üçünci tarîki budur ki nühâs nûşâdur halt olınıp bir nemnâk mahalle defn olınıp cengâr olur, bu tarîk tarîk-i ma'rûfdur. Ve zencârdan bir nev' zencâr dahı ittihâz olınur ki o nev' zencâr cidden latîf olur ve anuñ tarîk-i ittihâzı budur: Sirke tas'îd olınıp musa'adı ahz olındukdan soñra bakırdan masnû' hâven içinde bakır midakka ile ya'nî havan eliyle dakk olınur ve o dakk ziyâde şemsi harâretli günlerde ve güneşli mahallerde olur ve sahkı terk olınmayıp tekerrüc hâdis olınca ale't-tevâlî sirke sahk olınur ve tekerrüc eylediginden soñra mikdârları vâhid içine şebb ve milh tarh olınur ve yine sahk olınıp sahk ve tahrîk hasebiyle o eczâlar yogurulup acîn oldukda cem' olınıp kurudulur ve bir mikdâr sirke serpilür ve sıbyân bevli dahı serpilür ve yine sahk olınıp tekrâr hall oldukdan soñra bir nemnâk mahalle terk olınıp ba'dehu yine cem' olınıp ve tecfîf olınıp hıfz olınur. Ve bu asnâfuñ küllisi masnû' olan zencâr idi. Ve zencâruñ bir nev'i dahı ma'denî olur, o ma'denî olan zencâr ma'den-i nühâs katında olan sahreler ve taşlar üzerlerinde tevellüd edip o sahrelerde cem' olınur ve ma'den-i nühâsuñ kendilerde dahı tevellüd edip ma'denden ahz olınur. (Derkenar: İbn Kütbî der ki zencâruñ ma'denîsi nühâs ma'deninde tevellüd eder ve ma'deninde olan kirânda ya'nî ocaklarda tevellüd eder lâkin kirânî olan zencâr kesîrü'd-degal olur ya'nî ahlât-ı fâsidesi çok olur. Bir sınıfı dahı vardur ki Şi'râ-i Yemâniyye necmi tulû'unda Kıbrıs'ta bir magarada tekatür eder, aña dahı eczâ-i türâbiyye ve hicâre muhâlit olur. Bu iki sınıflar insanda isti'mâle sâlih olmazlar.)
Fi'l-İhtiyârı: Ma'denî olan ecveddür, tübâlinden ve rüsâhtecden ahz olan zencâr akvâ olur. "Tübâl"den murâd nühâs sebk olınmak içün çekiç ile darb olındukda kışre misâlinde üzerinden dagılan habesi olur. Ve "rüsâhtec" nühâs-ı muhrak ma'nâsına olur. Bu iki kelimeler Fârisîden mu'arreblerdür. Zencâr-ı hallî nûşâdurîden mülayim olur.
Fi't-Tab'ı: Zencâr derece-i râbi'aya varıncaya kadar hârr ve yâbis olur.
Fi'l-Ef'âli ve'l-Havâssı: Zencâr câlîdür, salâbetli olan etleri ve yumuşak etleri ekl eder. Ve zencârda hiddet vardur lâkin zencârdan kayrûtî ittihâz olınsa hiddetini kayrûtî ta'dîl eder ve i'tidâli hasebiyle bilâ-lez' tecfîfi olur.
Fi'l-Hurûcı ve'l-Kurûhı: Zencâr kurûh-ı sâ'iyeleri men' eder ve idmâl eder eger kayrûtî ile isti'mâl olınursa ve vesahlı olan kurhaları tenkiye eder. Ve zencâr 'ilk-i enbât ile ve natrûn ile cereb-i mütekarriha ve baras ve behaka ilâc olur. Ve "'ilk-i enbât" 'ilk-i butm dedikleri sakızdur ki agacınuñ semeresine habbe-i hadrâ derler, agacınuñ samgına 'ilk-i enbât derler, beyne'n-nâs o samg termentin demekle ma'rûfdur. "Enbât" "nebt"üñ cem'idür. Vankulu der ki [Nebat]
Fi'l-Mâhiyyeti: Zencâr tarîk-i şettâ ile bakırdan istihrâc olınur. Tarîk-i evveli budur ki sirkenüñ tortusı içinde bir kıt'a bakır tekric olınur ve o tekric olınan bakıruñ mibred ile bürâdesi ahz olınıp ve üzerine sirke saçılıp nemnâk olan bir mahalle defn olınur; o bürâde-i mütekerrice zencâra istihâle edinceye kadar medfûnen terk olınur ba'dehu istihrâc olınıp hıfz olınur. Ve tarîk-i sânî budur ki sirke tolu bir kabuñ üzerine bir bakır kap kapanıp cengâr baglayıncaya kadar terk olınur ba'dehu o cengâr bakır kapdan kazınur, ahz olınur. Üçünci tarîki budur ki nühâs nûşâdur halt olınıp bir nemnâk mahalle defn olınıp cengâr olur, bu tarîk tarîk-i ma'rûfdur. Ve zencârdan bir nev' zencâr dahı ittihâz olınur ki o nev' zencâr cidden latîf olur ve anuñ tarîk-i ittihâzı budur: Sirke tas'îd olınıp musa'adı ahz olındukdan soñra bakırdan masnû' hâven içinde bakır midakka ile ya'nî havan eliyle dakk olınur ve o dakk ziyâde şemsi harâretli günlerde ve güneşli mahallerde olur ve sahkı terk olınmayıp tekerrüc hâdis olınca ale't-tevâlî sirke sahk olınur ve tekerrüc eylediginden soñra mikdârları vâhid içine şebb ve milh tarh olınur ve yine sahk olınıp sahk ve tahrîk hasebiyle o eczâlar yogurulup acîn oldukda cem' olınıp kurudulur ve bir mikdâr sirke serpilür ve sıbyân bevli dahı serpilür ve yine sahk olınıp tekrâr hall oldukdan soñra bir nemnâk mahalle terk olınıp ba'dehu yine cem' olınıp ve tecfîf olınıp hıfz olınur. Ve bu asnâfuñ küllisi masnû' olan zencâr idi. Ve zencâruñ bir nev'i dahı ma'denî olur, o ma'denî olan zencâr ma'den-i nühâs katında olan sahreler ve taşlar üzerlerinde tevellüd edip o sahrelerde cem' olınur ve ma'den-i nühâsuñ kendilerde dahı tevellüd edip ma'denden ahz olınur. (Derkenar: İbn Kütbî der ki zencâruñ ma'denîsi nühâs ma'deninde tevellüd eder ve ma'deninde olan kirânda ya'nî ocaklarda tevellüd eder lâkin kirânî olan zencâr kesîrü'd-degal olur ya'nî ahlât-ı fâsidesi çok olur. Bir sınıfı dahı vardur ki Şi'râ-i Yemâniyye necmi tulû'unda Kıbrıs'ta bir magarada tekatür eder, aña dahı eczâ-i türâbiyye ve hicâre muhâlit olur. Bu iki sınıflar insanda isti'mâle sâlih olmazlar.)
Fi'l-İhtiyârı: Ma'denî olan ecveddür, tübâlinden ve rüsâhtecden ahz olan zencâr akvâ olur. "Tübâl"den murâd nühâs sebk olınmak içün çekiç ile darb olındukda kışre misâlinde üzerinden dagılan habesi olur. Ve "rüsâhtec" nühâs-ı muhrak ma'nâsına olur. Bu iki kelimeler Fârisîden mu'arreblerdür. Zencâr-ı hallî nûşâdurîden mülayim olur.
Fi't-Tab'ı: Zencâr derece-i râbi'aya varıncaya kadar hârr ve yâbis olur.
Fi'l-Ef'âli ve'l-Havâssı: Zencâr câlîdür, salâbetli olan etleri ve yumuşak etleri ekl eder. Ve zencârda hiddet vardur lâkin zencârdan kayrûtî ittihâz olınsa hiddetini kayrûtî ta'dîl eder ve i'tidâli hasebiyle bilâ-lez' tecfîfi olur.
Fi'l-Hurûcı ve'l-Kurûhı: Zencâr kurûh-ı sâ'iyeleri men' eder ve idmâl eder eger kayrûtî ile isti'mâl olınursa ve vesahlı olan kurhaları tenkiye eder. Ve zencâr 'ilk-i enbât ile ve natrûn ile cereb-i mütekarriha ve baras ve behaka ilâc olur. Ve "'ilk-i enbât" 'ilk-i butm dedikleri sakızdur ki agacınuñ semeresine habbe-i hadrâ derler, agacınuñ samgına 'ilk-i enbât derler, beyne'n-nâs o samg termentin demekle ma'rûfdur. "Enbât" "nebt"üñ cem'idür. Vankulu der ki [Nebat]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
