🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Nevruz Otu
Serbest metin
Nevruz Otu (Muhallisa / Sûtîrâ) 🌿
%100 olarak bilinmemektedir ancak muhtemelen; Haplophyllum veya Apiaceae cinsleri (özellikle Peucedanum, Laserpitium)
Sûtîrâ: Muhallisa-i ekber dedikleri macuna derler. Nevruz otuna dahi derler. Ve ihdas bir macun dahi olur, ona dahi setîrâ derler.
Şebân-kâre: Nevruz otuna derler. Bu ama nevruz otu bittiği dağın adıdır. O dağ Acem'dedir. Panzehir(pân-zehr) onda olur. O bir tarafında cedvar(cedvâr) ve kurtboğan(bîş) olur dediler. Nevruz otuna muhallisa derler. Anda çok olur, o dağın o tarafında muhallisadan gayrı nesne olmaz. İyyel dedikleri yaban keçisi onu yiyip bezesinde panzehir bağlar, o ecilden muhallisa otuna şebân-kâre derler. Şebân-kâre ol dağın ismidir, şebârî demek nevruz otuna bu sebeptendir.
Mehâcim: Nevruz otudur. Muhallisa dedikleridir ki kişniş nevindendir derler.
Muhallis: Şeyh Davud sözü üzere sûtîrâdır. Yine nevruz otudur ve bir macuna dahi sûtîrâ derler.
Muhallisa-i ekber: Macununa sûtîrâ derler. Sin babında zikrolunmuştur. Otuna nevruz otı derler ve İbni Baytar sözü üzere hüdhüd başı dahi derler ve mehâcim ve âlûc derler. Kişniş otunun habbesi gibidir, kişniş nevindendir derler. Üç nevi olur. İbtida Nablus ve Şam dağlarında bulundu ve Acem içinde Şebân-kâre dağında bulundu. Bu gayet kuvvetlidir, tiryak ve panzehir yerine yerler. Bu nevine Şiraz'da kâzerîseg derler, Farsçada fülfül-i şâmî ve pülpül-i şâmî dahi derler. Ve bir nevine dahi dağ kişnişi(kişnîz-i kûhî) derler ve bir nevine dahi dağ tiryakı(tiryâk-ı kûhî) derler. Üç nevinin dahi tohumları birbirine benzer ama otları olduğu yerlerin birbirinden tefavütü vardır. Mesela kâzerîseg dediğimiz nevi yeğdir, tohumu gayet acıdır, çiçeği göktür, dağlıkta bulunur. Ve kişnîz-i kûhî dediğimiz pürüzsüzdür(emlesdir), boyu uzunca olur ve tohumu büyük ve acı olur, ekser dağ eteklerinde çayırlıkta(merg-zârda) bulunur. Bu nevinin çiçeği kızıl olur. Ve üçüncü nevi kumlu yerlerde olur, otu küçük ve çiçeği ak olur ve sarı ve siyah şekil dahi bulunur. İhtiyârât sözü üzere alası Şebân-kâre dağlarında bulunandır ki İstihzân dağları yakınıdır. Ve bu muhallisa dedikleri kişniş gibi danelere nevruz otu derler. Hassası odur ki o dağlarda bulunan nevinden bir dirhem veya bir miskal içseler bütün ısırıcı canavarlardan bir yıla değin emin ola derler. Eğer bütün haşerattan her hangisi sokmuş olsa bundan evvel bir miskal içmiş olsalar halas olalar, buna muhallisa diye onun için isim koydular derler. Ve bunu içtiklerinde zeytinyağı ile ya şarapla içeler. İhtiyârât ve İhtiyârât müellifi tekrar be tekrar tecrübe ve imtihan eyledim der, güneş koç(hamel) burcuna indiğinde yani nevruza üç gün, bir kimse her gün birer miskal muhallisayı şarapla yudum yudum içti, o yıl ona zehir verdiler kar etmedi ve bir defa iki buçuk denk elmas verdiler ve bir defa dahi engerek yılanının ödünü verdiler ve çok nevi zehirler ona hiç zarar etmedi ve amel dahi etmedi. O kimseye sual eylediler, bunca zehirler sana neden tesir etmedi dediler. O kimse yıl evvelinde muhallisa yedim idi diye cevap verdi der. Ve bu ota onun için muhallisa diye nam koydular der. Ve yine zikredilen müellifin sözü üzere keçi taşı(hacerü't-teys) ki Arap'ta fâd-zehr ve Acem'de bâd-zehr ve Türkçede pân-zehr derler, meşhurdur, Şebân-kâre dağlarında olan iyyel dedikleri yaban hayvanı ki ona geyik keçisi derler, o hayvanın yüreğinde bağlanan panzehirdir, işbu muhallisa dedikleri otun çöpüne bağlanır. Bu diyarlarda dahi getirdikleri panzehirin o nevinden müşahede olunmuştur ki o hayvan bütün o otu yiyip panzehir o ota bağlanır, panzehiri kırdıklarında içinde o evvel otun çöpü bulunur. O takdirce lazım geldi ki o muhallisa otunda hassa ola, eğer olmasa panzehir olmazdı. Ve derler ki o hayvanın o dağda yılandan ve muhallisadan gayrı gıdası yoktur, onun için panzehir tiryaktır derler. İbni Baytar sözü üzere bu ot İskenderiye'de çok olur, onda bu ota hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) derler, gayet makbul tiryaktır. Bazı cemaat bundan yiyip daha sonra haşerat sokması onlara kar etmemiş. Ve bu ot birkaç nevi olur, çiçekleri akrep gibi olur, yaprağı kereviz yaprağı gibi olur. Ve bir nevi dahi papatyaya benzer, o nevinin dahi ameli böyledir derler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Muhallisa (Muhallasa): Türkçede hüdhüd başı derler. Yaprağı kereviz yaprağına benzer. Ve çiçekleri akrep gibi olur. Eğer yılan ve akrep soktuğuna fayda eder. Eğer içseler engerek yılanlarına yapışsalar zarar etmeye. Eğer engerek yılanı ve akrep soktuğu kişiye bir miskalini zeytinyağıyla içirseler zararını defede. Bir türlüsü dahi olur. Papatyaya benzer. Bunun dahi ameli bunun gibidir.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Mahlasa: Bir ottur. Yaprakları yarık(meşkûk), uzun ve değirmi(müdevver). Çiçekleri beyaz ve gök ve kızıl. Ve o, yedi sınıftır. Bütün sınıfının iyisi yaprakları yarık ve çiçeği gök olanıdır. Ondan sonra yaprakları dört köşe(mürebba') olanıdır. Sûtîrâ göğü olan ki İskenderiye'de hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) olarak bilinir, meşhurdur. Ve bu ot her yerde mevcuttur. Ve iyisi yengeç burcunun(seretânın) yarısında cem olanıdır. Ve kuvveti yirmi yıla değin kalır. O, sıcak ve kurudur üçüncüde. Ne zaman ki ağıdan evvel alsalar o ağı bedene zarar vermez. Ve ağıdan sonra kalbi hıfz eder ve kavi kuluncu ve bağırsak düğümlenmesini(em'â iltivâsını) ve yapışkan hıltları(ahlât-ı lezceyi) ve bel ve butlarda olan ağrıları ve mafsal atmasını(darabânını) çözer. Ve şerbeti: Bir miskale değindir.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Muhallisadır. Halas edici deva demektir. Bu nebatın bu isim ile adlandırılması ondandır ki bu devanın hassasındandır ki yılan ısırmış olan kimseyi halas edip ve zehre tesir ettirmeyip tamamen ölümden halasa sebep olduğu bilinir ve bu hassa bu nebatta doğuda ve batıda, insanın büyüğünde ve küçüğünde, erkekte ve dişide tecrübe olunup hata etmedi yani ziyade fayda eyledi. Bu nebat birkaç sınıftır. Kitap sahibi eydür: Zannederim ki birkaç sınıf olduğu mekanlarına göredir, yoksa öyle değildir ki nefsinde birkaç türlü ola. Bir sınıfı budur ki yerden budaklar olup çıkar ve yaprakları kereviz yaprakları gibidir lakin bunun yumuşakçadır ve yapraklarının tamamen çok çatlakları vardır ve budağı uzayıp yüksek oldukça yaprakları incelir ta giderek keten yaprağı gibi olur. Bu sınıfın bitip çıkması bahar ortalarında olup haziran ayında hacamat edecek aletlere benzer başı aşağı bitmiş gök çiçekleri çıkar. Bir sınıfı dahi sureten bunun gibidir lakin çiçeğinin rengi gök ile kızıllık arasındadır. Bir sınıf dahi vardır ki küçüktür ve yaprakları saçaklar gibi uzundur ve çiçeği beyazdır ve bir miktar sarılığı ve siyahlığı vardır ve bu dahi başı aşağıdır. Cümlesinin lezzetleri ziyade acıdır. Bu sınıfa İskenderiye'de hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) yani hüdhüd dedikleri kuş başı derler. Bir sınıfı dahi vardır ki bahar evvelinde biter ve baldırı incedir. İki buçuk karış üç karışa dek uzar, budakları ve yaprağı yoktur ve baldırı yuvarlaktır. Haziran ayının ahiri oldukta budakları ufak yapraklar ve akrepler şeklinde asuman rengi çiçekler ile örtülür. Bir sınıfı dahi baldırı dört köşelidir ve değirmi ve kertilmiş yaprağı vardır. Oğul otu(Bâdrencbûye) yaprağına benzer lakin bunun rayihası yoktur ve lezzeti acıdır. Bu sınıf Nablus ve Hama'da çok bulunur. Bu nebat ekseriya dağlarda ve katı yerlerde olur. Bir sınıfı dahi vardır ki Urfa(Ruhâ) ve Harran vilayetlerinde küneyfeşe demekle meşhurdur. Budakları eğri büğrü bitmiştir ve sairleri arasında şekli çirkindir(kerîhdir). Budakları doğru değildir, katıdır ve rengi siyaha meyyaldir. Yaprakları azdır, uzunluğa ve inceliğe meyyaldir. Budaklarının uçlarında ufak tüylüce başlar vardır, papatya başlarının menekşe renklisi başlarına benzer, çevresinde yaprakları yoktur. Bu sınıf Şam vilayetinin tamamında vardır. İyisi odur ki katı ve taşlı yerlerde ve susuz yerlerde ola. Zikrolunan sınıflarından her hangisinden bir dirhemden iki dirhem miktara dek zehirli canavarlar sokmazdan evvel içseler sokan canavar sokması asla zarar etmeye. Eğer soktuktan sonra dahi içseler asla iltifat olunmaya ki filhal zehri gidere. Sair zehirli canavarlar dahi böyledir yani cümlesinin zehirlerini defeder. Mesela akrep ve ruteylâ dedikleri zehirli büyük örümcek ve boynuzlu dedikleri yılan ve gayrılar zehirlerini dahi defeder. Kitap sahibi eydür: Ama bunu sair katledici devalarda tecrübe etmedik lakin deriz ki ekserinde fayda eder ve yakında tecrübe ederiz eğer Hak Teala tevfik ederse.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
%100 olarak bilinmemektedir ancak muhtemelen; Haplophyllum veya Apiaceae cinsleri (özellikle Peucedanum, Laserpitium)
Sûtîrâ: Muhallisa-i ekber dedikleri macuna derler. Nevruz otuna dahi derler. Ve ihdas bir macun dahi olur, ona dahi setîrâ derler.
Şebân-kâre: Nevruz otuna derler. Bu ama nevruz otu bittiği dağın adıdır. O dağ Acem'dedir. Panzehir(pân-zehr) onda olur. O bir tarafında cedvar(cedvâr) ve kurtboğan(bîş) olur dediler. Nevruz otuna muhallisa derler. Anda çok olur, o dağın o tarafında muhallisadan gayrı nesne olmaz. İyyel dedikleri yaban keçisi onu yiyip bezesinde panzehir bağlar, o ecilden muhallisa otuna şebân-kâre derler. Şebân-kâre ol dağın ismidir, şebârî demek nevruz otuna bu sebeptendir.
Mehâcim: Nevruz otudur. Muhallisa dedikleridir ki kişniş nevindendir derler.
Muhallis: Şeyh Davud sözü üzere sûtîrâdır. Yine nevruz otudur ve bir macuna dahi sûtîrâ derler.
Muhallisa-i ekber: Macununa sûtîrâ derler. Sin babında zikrolunmuştur. Otuna nevruz otı derler ve İbni Baytar sözü üzere hüdhüd başı dahi derler ve mehâcim ve âlûc derler. Kişniş otunun habbesi gibidir, kişniş nevindendir derler. Üç nevi olur. İbtida Nablus ve Şam dağlarında bulundu ve Acem içinde Şebân-kâre dağında bulundu. Bu gayet kuvvetlidir, tiryak ve panzehir yerine yerler. Bu nevine Şiraz'da kâzerîseg derler, Farsçada fülfül-i şâmî ve pülpül-i şâmî dahi derler. Ve bir nevine dahi dağ kişnişi(kişnîz-i kûhî) derler ve bir nevine dahi dağ tiryakı(tiryâk-ı kûhî) derler. Üç nevinin dahi tohumları birbirine benzer ama otları olduğu yerlerin birbirinden tefavütü vardır. Mesela kâzerîseg dediğimiz nevi yeğdir, tohumu gayet acıdır, çiçeği göktür, dağlıkta bulunur. Ve kişnîz-i kûhî dediğimiz pürüzsüzdür(emlesdir), boyu uzunca olur ve tohumu büyük ve acı olur, ekser dağ eteklerinde çayırlıkta(merg-zârda) bulunur. Bu nevinin çiçeği kızıl olur. Ve üçüncü nevi kumlu yerlerde olur, otu küçük ve çiçeği ak olur ve sarı ve siyah şekil dahi bulunur. İhtiyârât sözü üzere alası Şebân-kâre dağlarında bulunandır ki İstihzân dağları yakınıdır. Ve bu muhallisa dedikleri kişniş gibi danelere nevruz otu derler. Hassası odur ki o dağlarda bulunan nevinden bir dirhem veya bir miskal içseler bütün ısırıcı canavarlardan bir yıla değin emin ola derler. Eğer bütün haşerattan her hangisi sokmuş olsa bundan evvel bir miskal içmiş olsalar halas olalar, buna muhallisa diye onun için isim koydular derler. Ve bunu içtiklerinde zeytinyağı ile ya şarapla içeler. İhtiyârât ve İhtiyârât müellifi tekrar be tekrar tecrübe ve imtihan eyledim der, güneş koç(hamel) burcuna indiğinde yani nevruza üç gün, bir kimse her gün birer miskal muhallisayı şarapla yudum yudum içti, o yıl ona zehir verdiler kar etmedi ve bir defa iki buçuk denk elmas verdiler ve bir defa dahi engerek yılanının ödünü verdiler ve çok nevi zehirler ona hiç zarar etmedi ve amel dahi etmedi. O kimseye sual eylediler, bunca zehirler sana neden tesir etmedi dediler. O kimse yıl evvelinde muhallisa yedim idi diye cevap verdi der. Ve bu ota onun için muhallisa diye nam koydular der. Ve yine zikredilen müellifin sözü üzere keçi taşı(hacerü't-teys) ki Arap'ta fâd-zehr ve Acem'de bâd-zehr ve Türkçede pân-zehr derler, meşhurdur, Şebân-kâre dağlarında olan iyyel dedikleri yaban hayvanı ki ona geyik keçisi derler, o hayvanın yüreğinde bağlanan panzehirdir, işbu muhallisa dedikleri otun çöpüne bağlanır. Bu diyarlarda dahi getirdikleri panzehirin o nevinden müşahede olunmuştur ki o hayvan bütün o otu yiyip panzehir o ota bağlanır, panzehiri kırdıklarında içinde o evvel otun çöpü bulunur. O takdirce lazım geldi ki o muhallisa otunda hassa ola, eğer olmasa panzehir olmazdı. Ve derler ki o hayvanın o dağda yılandan ve muhallisadan gayrı gıdası yoktur, onun için panzehir tiryaktır derler. İbni Baytar sözü üzere bu ot İskenderiye'de çok olur, onda bu ota hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) derler, gayet makbul tiryaktır. Bazı cemaat bundan yiyip daha sonra haşerat sokması onlara kar etmemiş. Ve bu ot birkaç nevi olur, çiçekleri akrep gibi olur, yaprağı kereviz yaprağı gibi olur. Ve bir nevi dahi papatyaya benzer, o nevinin dahi ameli böyledir derler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Muhallisa (Muhallasa): Türkçede hüdhüd başı derler. Yaprağı kereviz yaprağına benzer. Ve çiçekleri akrep gibi olur. Eğer yılan ve akrep soktuğuna fayda eder. Eğer içseler engerek yılanlarına yapışsalar zarar etmeye. Eğer engerek yılanı ve akrep soktuğu kişiye bir miskalini zeytinyağıyla içirseler zararını defede. Bir türlüsü dahi olur. Papatyaya benzer. Bunun dahi ameli bunun gibidir.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Mahlasa: Bir ottur. Yaprakları yarık(meşkûk), uzun ve değirmi(müdevver). Çiçekleri beyaz ve gök ve kızıl. Ve o, yedi sınıftır. Bütün sınıfının iyisi yaprakları yarık ve çiçeği gök olanıdır. Ondan sonra yaprakları dört köşe(mürebba') olanıdır. Sûtîrâ göğü olan ki İskenderiye'de hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) olarak bilinir, meşhurdur. Ve bu ot her yerde mevcuttur. Ve iyisi yengeç burcunun(seretânın) yarısında cem olanıdır. Ve kuvveti yirmi yıla değin kalır. O, sıcak ve kurudur üçüncüde. Ne zaman ki ağıdan evvel alsalar o ağı bedene zarar vermez. Ve ağıdan sonra kalbi hıfz eder ve kavi kuluncu ve bağırsak düğümlenmesini(em'â iltivâsını) ve yapışkan hıltları(ahlât-ı lezceyi) ve bel ve butlarda olan ağrıları ve mafsal atmasını(darabânını) çözer. Ve şerbeti: Bir miskale değindir.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Muhallisadır. Halas edici deva demektir. Bu nebatın bu isim ile adlandırılması ondandır ki bu devanın hassasındandır ki yılan ısırmış olan kimseyi halas edip ve zehre tesir ettirmeyip tamamen ölümden halasa sebep olduğu bilinir ve bu hassa bu nebatta doğuda ve batıda, insanın büyüğünde ve küçüğünde, erkekte ve dişide tecrübe olunup hata etmedi yani ziyade fayda eyledi. Bu nebat birkaç sınıftır. Kitap sahibi eydür: Zannederim ki birkaç sınıf olduğu mekanlarına göredir, yoksa öyle değildir ki nefsinde birkaç türlü ola. Bir sınıfı budur ki yerden budaklar olup çıkar ve yaprakları kereviz yaprakları gibidir lakin bunun yumuşakçadır ve yapraklarının tamamen çok çatlakları vardır ve budağı uzayıp yüksek oldukça yaprakları incelir ta giderek keten yaprağı gibi olur. Bu sınıfın bitip çıkması bahar ortalarında olup haziran ayında hacamat edecek aletlere benzer başı aşağı bitmiş gök çiçekleri çıkar. Bir sınıfı dahi sureten bunun gibidir lakin çiçeğinin rengi gök ile kızıllık arasındadır. Bir sınıf dahi vardır ki küçüktür ve yaprakları saçaklar gibi uzundur ve çiçeği beyazdır ve bir miktar sarılığı ve siyahlığı vardır ve bu dahi başı aşağıdır. Cümlesinin lezzetleri ziyade acıdır. Bu sınıfa İskenderiye'de hüdhüd başı(re'sü'l-hüdhüd) yani hüdhüd dedikleri kuş başı derler. Bir sınıfı dahi vardır ki bahar evvelinde biter ve baldırı incedir. İki buçuk karış üç karışa dek uzar, budakları ve yaprağı yoktur ve baldırı yuvarlaktır. Haziran ayının ahiri oldukta budakları ufak yapraklar ve akrepler şeklinde asuman rengi çiçekler ile örtülür. Bir sınıfı dahi baldırı dört köşelidir ve değirmi ve kertilmiş yaprağı vardır. Oğul otu(Bâdrencbûye) yaprağına benzer lakin bunun rayihası yoktur ve lezzeti acıdır. Bu sınıf Nablus ve Hama'da çok bulunur. Bu nebat ekseriya dağlarda ve katı yerlerde olur. Bir sınıfı dahi vardır ki Urfa(Ruhâ) ve Harran vilayetlerinde küneyfeşe demekle meşhurdur. Budakları eğri büğrü bitmiştir ve sairleri arasında şekli çirkindir(kerîhdir). Budakları doğru değildir, katıdır ve rengi siyaha meyyaldir. Yaprakları azdır, uzunluğa ve inceliğe meyyaldir. Budaklarının uçlarında ufak tüylüce başlar vardır, papatya başlarının menekşe renklisi başlarına benzer, çevresinde yaprakları yoktur. Bu sınıf Şam vilayetinin tamamında vardır. İyisi odur ki katı ve taşlı yerlerde ve susuz yerlerde ola. Zikrolunan sınıflarından her hangisinden bir dirhemden iki dirhem miktara dek zehirli canavarlar sokmazdan evvel içseler sokan canavar sokması asla zarar etmeye. Eğer soktuktan sonra dahi içseler asla iltifat olunmaya ki filhal zehri gidere. Sair zehirli canavarlar dahi böyledir yani cümlesinin zehirlerini defeder. Mesela akrep ve ruteylâ dedikleri zehirli büyük örümcek ve boynuzlu dedikleri yılan ve gayrılar zehirlerini dahi defeder. Kitap sahibi eydür: Ama bunu sair katledici devalarda tecrübe etmedik lakin deriz ki ekserinde fayda eder ve yakında tecrübe ederiz eğer Hak Teala tevfik ederse.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Nevruz Otu (Muhallisa / Sûtîrâ)
Sûtîrâ: Muhallisa-i ekber dedükleri ma'cûna derler. Nevrûz otına dahı derler. Ve ihdâs bir ma'cûn dahı olur, aña dahı setîrâ derler.
Şebân-kâre: Nevrûz otına derler. Bu ammâ nevrûz otı bitdügi taguñ adıdur. Ol tag Acem'dedür. Pân-zehr anda olur. Ol bir tarafında cedvâr ve bîş olur dediler. Nevrûz otına muhallisa derler. Anda çok olur, ol taguñ ol tarafında muhallisadan gayrı nesne olmaz. İyyel dedükleri yabân keçisi anı yiyüp herzesinde pân-zehr baglar, ol ecilden muhallisa otına şebân-kâre derler. Şebân-kâre ol taguñ ismidür, şebârî demek nevrûz otına bu sebebdendür.
Mehâcim: Nevrûz otıdur. Muhallisa dedükleridür ki kişnîc nev'indendür derler.
Muhallis: Şeyh Dâvud kavli üzere sûtîrâdur. Yine nevrûz otıdur ve bir ma'cûna dahı sûtîrâ derler.
Muhallisa-i ekber: Ma'cûnuna sûtîrâ derler. Sîn bâbında zikr olınmışdur. Otına nevrûz otı derler ve İbni Baytâr kavli üzere hüdhüd başı dahı derler ve mehâcim ve âlûc derler. Kişnîc otınuñ habbesi gibidür, kişnîc nev'indendür derler. Üç nev' olur. İbtidâ Nâbulus ve Şâm taglarında bulındı ve Acem içinde Şebân-kâre tagında bulındı. Bu gâyet kuvvetlüdür, tiryâk ve pân-zehr yerine yerler. Bu nev'ine Şîrâz'da kâzerîseg derler, Fârisîde fülfül-i şâmî ve pülpül-i şâmî dahı derler. Ve bir nev'ine dahı kişnîz-i kûhî derler ve bir nev'ine dahı tiryâk-ı kûhî derler. Üç nev'inüñ dahı tohumları birbirine beñzer ammâ otları oldugı yerlerüñ birbirinden tefâvüti vardur. Meselâ kâzerîseg dedigimüz nev'i yegdür, tohmı gâyet acıdur, çiçegi gökdür, taglıkda bulınur. Ve kişnîz-i kûhî dedigimüz emlesdür, boyı uzunca olur ve tohmı büyük ve acı olur, ekser tag eteklerinde merg-zârda bulınur. Bu nev'inüñ çiçegi kızıl olur. Ve üçünci nev'i kumlı yerlerde olur, otı küçük ve çiçegi ak olur ve sarı ve siyâh şekl dahı bulınur. İhtiyârât kavli üzere a'lâsı Şebân-kâre taglarında bulınandur ki İstihzân tagları kurbıdur. Ve bu muhallisa dedükleri kişnîz gibi dânelere nevrûz otı derler. Hâssiyyeti oldur ki ol taglarda bulınan nev'inden bir dirhem veyâ bir miskâl içseler cümle ısırıcı cânavarlardan bir yıla degin emîn ola derler. Eger cümle haşerâtdan her kankısı sokmış olsa bundan evvel bir miskâl içmiş olsalar halâs olalar, buña muhallisa deyu anuñçün ism kodılar derler. Ve bunı içdüklerinde zeyt ile yâ şarâbla içeler. İhtiyârât ve mü'ellif-i İhtiyârât tekrâr be-tekrâr tecrübe ve imtihân eyledüm der, güneş hamel burcına nüzûl eyledükde ya'nî nevrûza üç gün, bir kimesne her gün birer miskâl muhallisayı şarâbla tecerru' eyledi ya'nî cur'a cur'a içdi, ol yıl aña zehr verdiler kâr etmedi ve bir def'a iki buçuk dânk elmâs verdiler ve bir def'a dahı ef'â yılanınuñ ödin verdiler ve çok nev' zehirler aña hiç zarar etmedi ve amel dahı etmedi. O kimesneye su'âl eylediler, bunca zehirler saña neden te'sîr etmedi dediler. Ol kimesne yıl evvelinde muhallisa yedüm idi deyu cevâb verdi der. Ve bu ota anuñçün muhallisa deyu nâm kodılar der. Ve yine mü'ellif-i merkûm kavli üzere hacerü't-teys ki Arabda fâd-zehr ve Acem'de bâd-zehr ve Türkçe pân-zehr derler, meşhûrdur, Şebân-kâre taglarında olan iyyel dedükleri yabân hayvânı ki aña geyik keçisi derler, ol hayvânuñ yüreginde mün'akid olan pân-zehrdür, işbu muhallisa dedükleri otuñ çöpüne mün'akid olur. Bu diyârlarda dahı getürdükleri pân-zehrüñ ol nev'inden müşâhede olınmışdur ki ol hayvân cümle ol otı yiyüp pân-zehr ol ota baglanur, pân-zehr kırduklarında içinde ol evvel otuñ çöpi bulınur. Ol takdîrce lâzım geldi ki ol muhallisa otında hâssa ola, eger olmasa pân-zehr olmazdı. Ve derler ki ol hayvânuñ ol tagda yılandan ve muhallisadan gayrı gıdâsı yokdur, anuñçün pân-zehr tiryâkdur derler. İbni Baytâr kavli üzere bu ot İskenderiyye'de çok olur, anda bu ota re'sü'l-hüdhüd derler, gâyet makbûl tiryâkdur. Ba'zı cemâ'at bundan yiyüp min-ba'd haşerât sokması anlara kâr etmemiş. Ve bu ot birkaç nev' olur, çiçekleri akreb gibi olur, yapragı kerefs yapragı gibi olur. Ve bir nev'i dahı pâpâdyaya beñzer, ol nev'inüñ dahı ameli böyledür derler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Sûtîrâ: Muhallisa-i ekber dedükleri ma'cûna derler. Nevrûz otına dahı derler. Ve ihdâs bir ma'cûn dahı olur, aña dahı setîrâ derler.
Şebân-kâre: Nevrûz otına derler. Bu ammâ nevrûz otı bitdügi taguñ adıdur. Ol tag Acem'dedür. Pân-zehr anda olur. Ol bir tarafında cedvâr ve bîş olur dediler. Nevrûz otına muhallisa derler. Anda çok olur, ol taguñ ol tarafında muhallisadan gayrı nesne olmaz. İyyel dedükleri yabân keçisi anı yiyüp herzesinde pân-zehr baglar, ol ecilden muhallisa otına şebân-kâre derler. Şebân-kâre ol taguñ ismidür, şebârî demek nevrûz otına bu sebebdendür.
Mehâcim: Nevrûz otıdur. Muhallisa dedükleridür ki kişnîc nev'indendür derler.
Muhallis: Şeyh Dâvud kavli üzere sûtîrâdur. Yine nevrûz otıdur ve bir ma'cûna dahı sûtîrâ derler.
Muhallisa-i ekber: Ma'cûnuna sûtîrâ derler. Sîn bâbında zikr olınmışdur. Otına nevrûz otı derler ve İbni Baytâr kavli üzere hüdhüd başı dahı derler ve mehâcim ve âlûc derler. Kişnîc otınuñ habbesi gibidür, kişnîc nev'indendür derler. Üç nev' olur. İbtidâ Nâbulus ve Şâm taglarında bulındı ve Acem içinde Şebân-kâre tagında bulındı. Bu gâyet kuvvetlüdür, tiryâk ve pân-zehr yerine yerler. Bu nev'ine Şîrâz'da kâzerîseg derler, Fârisîde fülfül-i şâmî ve pülpül-i şâmî dahı derler. Ve bir nev'ine dahı kişnîz-i kûhî derler ve bir nev'ine dahı tiryâk-ı kûhî derler. Üç nev'inüñ dahı tohumları birbirine beñzer ammâ otları oldugı yerlerüñ birbirinden tefâvüti vardur. Meselâ kâzerîseg dedigimüz nev'i yegdür, tohmı gâyet acıdur, çiçegi gökdür, taglıkda bulınur. Ve kişnîz-i kûhî dedigimüz emlesdür, boyı uzunca olur ve tohmı büyük ve acı olur, ekser tag eteklerinde merg-zârda bulınur. Bu nev'inüñ çiçegi kızıl olur. Ve üçünci nev'i kumlı yerlerde olur, otı küçük ve çiçegi ak olur ve sarı ve siyâh şekl dahı bulınur. İhtiyârât kavli üzere a'lâsı Şebân-kâre taglarında bulınandur ki İstihzân tagları kurbıdur. Ve bu muhallisa dedükleri kişnîz gibi dânelere nevrûz otı derler. Hâssiyyeti oldur ki ol taglarda bulınan nev'inden bir dirhem veyâ bir miskâl içseler cümle ısırıcı cânavarlardan bir yıla degin emîn ola derler. Eger cümle haşerâtdan her kankısı sokmış olsa bundan evvel bir miskâl içmiş olsalar halâs olalar, buña muhallisa deyu anuñçün ism kodılar derler. Ve bunı içdüklerinde zeyt ile yâ şarâbla içeler. İhtiyârât ve mü'ellif-i İhtiyârât tekrâr be-tekrâr tecrübe ve imtihân eyledüm der, güneş hamel burcına nüzûl eyledükde ya'nî nevrûza üç gün, bir kimesne her gün birer miskâl muhallisayı şarâbla tecerru' eyledi ya'nî cur'a cur'a içdi, ol yıl aña zehr verdiler kâr etmedi ve bir def'a iki buçuk dânk elmâs verdiler ve bir def'a dahı ef'â yılanınuñ ödin verdiler ve çok nev' zehirler aña hiç zarar etmedi ve amel dahı etmedi. O kimesneye su'âl eylediler, bunca zehirler saña neden te'sîr etmedi dediler. Ol kimesne yıl evvelinde muhallisa yedüm idi deyu cevâb verdi der. Ve bu ota anuñçün muhallisa deyu nâm kodılar der. Ve yine mü'ellif-i merkûm kavli üzere hacerü't-teys ki Arabda fâd-zehr ve Acem'de bâd-zehr ve Türkçe pân-zehr derler, meşhûrdur, Şebân-kâre taglarında olan iyyel dedükleri yabân hayvânı ki aña geyik keçisi derler, ol hayvânuñ yüreginde mün'akid olan pân-zehrdür, işbu muhallisa dedükleri otuñ çöpüne mün'akid olur. Bu diyârlarda dahı getürdükleri pân-zehrüñ ol nev'inden müşâhede olınmışdur ki ol hayvân cümle ol otı yiyüp pân-zehr ol ota baglanur, pân-zehr kırduklarında içinde ol evvel otuñ çöpi bulınur. Ol takdîrce lâzım geldi ki ol muhallisa otında hâssa ola, eger olmasa pân-zehr olmazdı. Ve derler ki ol hayvânuñ ol tagda yılandan ve muhallisadan gayrı gıdâsı yokdur, anuñçün pân-zehr tiryâkdur derler. İbni Baytâr kavli üzere bu ot İskenderiyye'de çok olur, anda bu ota re'sü'l-hüdhüd derler, gâyet makbûl tiryâkdur. Ba'zı cemâ'at bundan yiyüp min-ba'd haşerât sokması anlara kâr etmemiş. Ve bu ot birkaç nev' olur, çiçekleri akreb gibi olur, yapragı kerefs yapragı gibi olur. Ve bir nev'i dahı pâpâdyaya beñzer, ol nev'inüñ dahı ameli böyledür derler.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
