🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Kahve
Serbest metin
☕ Kahve (Coffee / Bun)
Şeyhlerden rivayetle rüya hadis-i şerifinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından buyrulduğuna göre: Bir kimse kahve içtiğinde kahve kokusu insanın ağzından gidinceye kadar melekler onun için bağışlanma dilerler.
[Yusuf Nebhânî - Cevâhirü'l-Bihâr fî Fedâ'ili'n-Nebiyyi'l-Muhtâr]
Bun: kahvenin isimlerinden biridir.
Türkçede kahve derler ve Rumlar kafe derler. Ve bütün Frenkler dahi derler. Ve Frengistan’ın ekser yerlerinde kahve alınıp satılmak lazım gelse veya kahveyi anmak murat eyleseler akuva nigro bodo turko derler yani müslümanların içtiği kara su demektir. Ama Latin lisanı üzere kahveye tavse derler. Kahvenin alası içi dolu ve siyah ve büyük ola, ona değirmen kahvesi derler. Ama kızıl şekilli ve kuru olan kahveye koruk kahve ve ham kahve derler. Ve kahve taze iken siyah ve kızıl üzüme benzer ve defne tohumuna benzer derler. Ve bazıları o diyarın defnesi kahve ağacıdır derler ve yaprağı dahi defne yaprağından daha büyüktür derler, kuruduktan sonra yemişi sert olur derler. Kahvenin kabuğunun tabiatını birinci derecede soğuk bulmuşlar ve içini ki ona kahvenin kalbi derler, birinci derecede sıcak ve kurudur. Eğer yalnız kabuğunu yaz günlerinde içseler tabiatı soğutur ve safrayı keser ve bir nevi keyif gibi ferah verir. Ve derler ki beyne buharı ulaşmakla sabahları meydana gelen gevşekliği ve tembelliği giderir ve bütün sinirleri ısıtmakla kişinin eli hizmete ve belki bütün bedeni yorulmaksızın hareket eder. Ve kahvenin içinin dahi ferahı ve neşesi vardır, hususan kış günlerinde insana faydası ziyadedir ve sabahları bütün bedeni ısıtır ve belki kahvaltı yerine geçer. Zira bir kişi sabah yemek yemeden hizmete gitmek lazım gelse, bir iki fincan kahve içse kahvaltı ve yemek yerine geçer, hususan keyif ehli ola, sabahları asla yemek talep etmeyip yalnız kahve yeterli olur. Ve keyif ehli olanların bizzat bütün uzuvlarına ve sinirlerine kuruluğun keyfi etki edip o halde bazı tembellikler ortaya çıksa gerektir, o takdirce kahvenin sıcaklığı ve rutubet gibi olan hali uzuvlara ve belki damarlara bir nevi etki edip tembellik defolur. Ve kahvenin gerek kabuğunu gerek içini ziyade kavurmaya heves etmemek gerektir, zira yanmak mertebesine varınca zarar eder, bütün yanmış şeyler kara safrayı ve balgamı harekete geçiricidir ve kanı kurutucudur. Ve yemek üzerine kahve içseler zarar etmez ama çok içmeyeler, zira yemeğin sindirilme mertebesi yetişmeden yemeği zamansız aşağı indirir. Ama bir saatten sonra içtikleri kahvenin zararı olmaz, eğer yemek hazmı dahi tamamlanmadıysa da yine hazma yardımcı olur. Ve kahve midede olan rutubetleri ve atık-fazlalık maddeleri giderir, tecrübe edilmiştir. Baş ağrısına ve nezleye ve yoldan gelmişlere ve yorgunlara ve belki işi gücü olmayıp uyku zamanlarında şöyle oturmak isteyenlere gayet muvafıktır. Zira malumdur ki uykuyu kesicidir, bazıları kahve şehveti kesicidir dahi derler. Mesela her sıcak devanın keyif ve neşesi ola, mertebesince tabiatları ve hassasiyetleri uykuyu keserse acayip değildir. Bunun sıcaklığı ve kuruluğu var iken dedikleri mertebe şehveti kesici olması uzak bi durumdur. Ve bazıları kahvenin uyku ve şehveti kesici olması kendi özelliği ve kuvvetidir ve tabiatı kuruluk üzere olduğundandır derler. Ve bazıları cinselliğe ve cinsellik arzusuna halel verir derler. Velhasıl eğer kabuğu ve eğer kahvenin bizzat kendisi ki kabuğu ile karışık ola ve eğer kahvenin içi ki safi kahvenin içi ola, bunların hepsinin düzelticisi safrandır, o olmazsa misk, o olmazsa anber, olmazsa öd ağacıdır. Bunların hepsi bulunursa her birinden bir miktar koyalar, eğer bunlara kadir değiller ise kış günlerinde biberiye dedikleri her dem bahar otundan azıcık koyalar. Biberiyeye Arapçada dağ tacı(iklîlü’l-cebel) derler, Frenkler ve Rumlar zenzirolivano derler. Eğer kahvenin içine karanfil katarlarsa kuruluğu ziyade olur, kış günlerinde caizdir. Ve şeker dahi katarlar, caizdir. Ve Mısırlı Şeyh Davud sözü üzere kahvenin ilk ortaya çıkışı mart ayında olup ağustos ayında toplarlar. Ağacının boyu üç arşın kadar çıkıp parmak kadar yoğun olur ve çiçeği ak olur ve meyvesiyle malum ve maruftur. Ama kahve içini ayırsalar malumdur ki çekirdeği yani kahvesi ki ona kalp derler, iki parçadır. Hikmet budur ki bir tanesi siyah şekilli ve bir tanesi sarı olur, alası sarı olandır. Tabiatı evvelde sıcak ve üçüncüde kurudur ama bazıları soğuk ve kuru demişler, ancak uzaktır denmiş. Ve yine adı geçenin sözü budur ki kabuğu sıcaktır. Ve kahve mutedil olup yahut soğuk olsa caizdir denmiş ve soğukluğu dahi olursa caizdir, zira azıcık ekşiliği vardır. Ve yaş öksürüğü defeder ve nezleleri bağlar ve böbrek tıkanıklıklarını açar ve idrar ettirir. Eğer bunu ziyade pişirseler kan galip gelmesi fesadını düzeltir ve çiçek hastalığına ve kızamığa ve kan kaynaklı kurdeşene faydalıdır, ama bunu çok içmek baş ağrısı derdi getirir ve bedeni cılızlaştırır ve uykuyu keser ve basurlar(bevâsîr) getirir ve şehveti keser ve ziyade devam etseler melankoli(mâlîhûlyâ) dahi meydana getirmesi caizdir. Ama tembelliği defedip ferahı ve neşe vermesi vardır. Eğer antep fıstığı yağıyla ve tatlılarla(bal gibi şekerli şeylerle / şekerle / yanında yenilen ek tatlılarla) içseler faydası ziyade olur. Ama eğer süt ile içseler vitiligo(baras) getirmesi korkusu vardır.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Kahve
Türkçede dahi yine kahve derler. Bu kahvenin ortaya çıkışı yakın zaman olmakla hekimlerin müfredat kitaplarında bir nüshada asla eskiden beyan etmemişlerdir, o ecilden sonradan gelenler mahiyetine ve tabiatına ve fayda ve zararına dair çok dedikodu eylemişlerdir. Bazıları hikayet ederler ki kahvenin yaprağı incir yaprağına benzer ve kahve taze iken siyah ve kızıl üzüme benzer ve bazıları defne tohumuna benzer derler ve bazıları o diyarın defnesi kahve ağacıdır derler ve Mısırlı Şeyh Davud sözü budur ki kahvenin ilk ortaya çıkışı mart ayında olup ağustos ayında toplarlar, ağacının boyu üç arşın kadar çıkıp parmak kadar yoğun olup ve çiçeği ak olur ve meyvesi ile malum ve maruftur. Ama kahve içini ayırsalar malumdur ki çekirdeği ki ona kalp derler iki parçadır, hikmet budur ki bir tanesi siyah ve bir tanesi sarı şekil olur, alası sarı olandır. Tabiatı birinci derecede sıcak ve ikincide kurudur ama bazıları soğuk ve kuru demişler ancak uzaktır demiş ve yine adı geçenin sözü budur ki kabuğu sıcaktır ve kahvenin kendisi mutedil olup yahut soğuk olsa caizdir demiş ve soğukluğu dahi olursa caizdir zira ekşilik vardır denmiş. Şeyh Davud'un kelamı tamam oldu lakin bu fakirin Yemen diyarında iki buçuk seneden fazla zaman ikamet edip ekser kasabalar ve köyler ve dağlarını gezip seyreylediğimizde Yemen'de kahve iki nahiyeden gayrı yerde olmadığı yanımızda muhakkaktır. Biri Zebid üzerinde olan dağlar Beytü'l-Fakih karşısına gelince ki ona Evsab nahiyesi derler ve birine dahi Nahari nahiyesi derler, Cizan limanına yakındır. O nahiyelerin havası ve suyu latif ve bağ ve bahçeleri boldur lakin zeminleri meyilli olmakla set set edip o setlerin üzerine kahve ağaçları saf saf dikilmiştir. Ağacı kiraz ağacına benzer lakin koyu yeşil ve kiraz yaprağından yaprağı kalıncadır ve ağaçların boyu sekiz on arşın olup yirmi otuz yıllık ağaçlar vardır. Çiçeği beyaz olur ve sapları ikisi üçü bir yerde uzunca kiraz sapları gibi olur ve yemişi aynı kiraz gibidir. Evveli yeşil kekremsidir ondan sonra kırmızı olur ve azıcık ekşiliği olur ondan sonra olgunluğunu bulduktan sonra koyu kırmızı olur, mesela vişne rengi olup iri ve tatlı olur. Eğer saplar ile toplayıp hisar kirazının arasına konulsa sonradan fark olunmaz idi, meğer yeme sırasında rayihasından ve çekirdekleri çift olduğundan biline, belki kirazdan lezzetlidir. Kırmızı şekil iken toplarlar ve evleri üstü horasan ile sıvalı ve düz olup topladıkları kırmızı kahveyi o damlar üzerine sererler. Olgunlaşmamış olmakla tez kuruyup siyah olur. O kahveye koruk kahve, ham kahve derler. Ondan sonra değirmene koyarlar kabuğu kırılıp çekirdeği kalır. Ondan sonra savurup kabuğu arınıp saf kalp kalır, o kahve ki Rum diyarına ve sair vilayete götürüp sattıklarıdır. Ama tam olgunlaştıktan sonra değirmene girmez, el ile sıkıp çekirdeğini çıkarırlar ve kabuğunu bağır bastı üzüm gibi kurutup Yemen ehli yaz günlerinde nemlenme ve serinletme ve cömertlik(ikram) için bu kabuğu(kahvenin kabuğunu) kaynatıp içerler, şu denli lezzetli olur ki içseler şekerli zannederler. O kabuğu Rum diyarına gelmez, zira Yemen'de kahvenin içinden ziyade paha ile satarlar. Yumuşak gördüğümüz kahvenin heyeti ve keyfiyetini dediğimiz yemişinin tat ve lezzeti bu minval üzere olur ki yazıldı. Hala maksadımız olan kahvenin alası büyük ve yeşil ola kabuğunun tabiatını birinci derecede sıcak ve nemli bulmuşlar. Eğer yalnız kabuğunu yaz günlerinde içseler tabiatı soğutur ve safrayı keser ve kalbe ferah verir. Beyne buharı ulaşmakla sabahları ortaya çıkan gevşekliği ve tembelliği giderir. Bazıları ikinci derecede kurudur dediler. Bunun dahi ferahı ve neşesi vardır hususan kış günlerinde ve insana faydası ziyadedir ve sabahları bütün bedeni ısıtır ve hususan keyif ehli ola ve yoldan gelmişlere ve yorgunlara gayet muvafıktır. Ve kahvenin eğer kabuğunu eğer içini ziyade kavurmaya heves etmemek gerektir zira yanmak mertebesine varınca zarar eder. Bütün yanmış şeyler kara safrayı ve balgamı harekete geçiricidir. Ve yemek üzerine az kahve içseler zarar etmez ama çok içmeyeler, zira yemeğin sindirilme mertebesi yetişmeden yemeği zamansız aşağı indirir. Ama bir saatten sonra içtikleri kahvenin zararı olmaz belki hazma yardımcı olur. Ve kahve midede olan rutubetleri ve atık-fazlalık maddeleri giderir, tecrübe edilmiştir. Baş ağrısına ve nezleye fayda eder ve uyku zamanlarında şöyle oturmak isteyenlere gayet muvafıktır. Zira malumdur ki uykuyu kesicidir mesela her sıcak devanın keyif ve neşesi ola, mertebe mertebesince tabiatları ve hassasiyetleri uykuyu keserse acayip değildir. Kahvenin uykuyu kesici olması kendi özelliği ve kuvvetidir ve tabiatı kuruluk üzere olduğudur derler. Lakin safran veya misk veya anber veya öd ağacı koysalar düzeltir. Eğer karanfil katarlarsa kuruluğu ziyade olur kış günlerinde caizdir ve şeker dahi katsalar caizdir. Eğer bunu ziyade pişirseler kan galip gelmesi fesadını düzeltir ve ziyade devam etseler melankoli(mâlîhûlyâ) meydana getirmesi caizdir ama tembelliği giderip ferahı ve neşesi vardır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Şeyhlerden rivayetle rüya hadis-i şerifinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından buyrulduğuna göre: Bir kimse kahve içtiğinde kahve kokusu insanın ağzından gidinceye kadar melekler onun için bağışlanma dilerler.
[Yusuf Nebhânî - Cevâhirü'l-Bihâr fî Fedâ'ili'n-Nebiyyi'l-Muhtâr]
Bun: kahvenin isimlerinden biridir.
Türkçede kahve derler ve Rumlar kafe derler. Ve bütün Frenkler dahi derler. Ve Frengistan’ın ekser yerlerinde kahve alınıp satılmak lazım gelse veya kahveyi anmak murat eyleseler akuva nigro bodo turko derler yani müslümanların içtiği kara su demektir. Ama Latin lisanı üzere kahveye tavse derler. Kahvenin alası içi dolu ve siyah ve büyük ola, ona değirmen kahvesi derler. Ama kızıl şekilli ve kuru olan kahveye koruk kahve ve ham kahve derler. Ve kahve taze iken siyah ve kızıl üzüme benzer ve defne tohumuna benzer derler. Ve bazıları o diyarın defnesi kahve ağacıdır derler ve yaprağı dahi defne yaprağından daha büyüktür derler, kuruduktan sonra yemişi sert olur derler. Kahvenin kabuğunun tabiatını birinci derecede soğuk bulmuşlar ve içini ki ona kahvenin kalbi derler, birinci derecede sıcak ve kurudur. Eğer yalnız kabuğunu yaz günlerinde içseler tabiatı soğutur ve safrayı keser ve bir nevi keyif gibi ferah verir. Ve derler ki beyne buharı ulaşmakla sabahları meydana gelen gevşekliği ve tembelliği giderir ve bütün sinirleri ısıtmakla kişinin eli hizmete ve belki bütün bedeni yorulmaksızın hareket eder. Ve kahvenin içinin dahi ferahı ve neşesi vardır, hususan kış günlerinde insana faydası ziyadedir ve sabahları bütün bedeni ısıtır ve belki kahvaltı yerine geçer. Zira bir kişi sabah yemek yemeden hizmete gitmek lazım gelse, bir iki fincan kahve içse kahvaltı ve yemek yerine geçer, hususan keyif ehli ola, sabahları asla yemek talep etmeyip yalnız kahve yeterli olur. Ve keyif ehli olanların bizzat bütün uzuvlarına ve sinirlerine kuruluğun keyfi etki edip o halde bazı tembellikler ortaya çıksa gerektir, o takdirce kahvenin sıcaklığı ve rutubet gibi olan hali uzuvlara ve belki damarlara bir nevi etki edip tembellik defolur. Ve kahvenin gerek kabuğunu gerek içini ziyade kavurmaya heves etmemek gerektir, zira yanmak mertebesine varınca zarar eder, bütün yanmış şeyler kara safrayı ve balgamı harekete geçiricidir ve kanı kurutucudur. Ve yemek üzerine kahve içseler zarar etmez ama çok içmeyeler, zira yemeğin sindirilme mertebesi yetişmeden yemeği zamansız aşağı indirir. Ama bir saatten sonra içtikleri kahvenin zararı olmaz, eğer yemek hazmı dahi tamamlanmadıysa da yine hazma yardımcı olur. Ve kahve midede olan rutubetleri ve atık-fazlalık maddeleri giderir, tecrübe edilmiştir. Baş ağrısına ve nezleye ve yoldan gelmişlere ve yorgunlara ve belki işi gücü olmayıp uyku zamanlarında şöyle oturmak isteyenlere gayet muvafıktır. Zira malumdur ki uykuyu kesicidir, bazıları kahve şehveti kesicidir dahi derler. Mesela her sıcak devanın keyif ve neşesi ola, mertebesince tabiatları ve hassasiyetleri uykuyu keserse acayip değildir. Bunun sıcaklığı ve kuruluğu var iken dedikleri mertebe şehveti kesici olması uzak bi durumdur. Ve bazıları kahvenin uyku ve şehveti kesici olması kendi özelliği ve kuvvetidir ve tabiatı kuruluk üzere olduğundandır derler. Ve bazıları cinselliğe ve cinsellik arzusuna halel verir derler. Velhasıl eğer kabuğu ve eğer kahvenin bizzat kendisi ki kabuğu ile karışık ola ve eğer kahvenin içi ki safi kahvenin içi ola, bunların hepsinin düzelticisi safrandır, o olmazsa misk, o olmazsa anber, olmazsa öd ağacıdır. Bunların hepsi bulunursa her birinden bir miktar koyalar, eğer bunlara kadir değiller ise kış günlerinde biberiye dedikleri her dem bahar otundan azıcık koyalar. Biberiyeye Arapçada dağ tacı(iklîlü’l-cebel) derler, Frenkler ve Rumlar zenzirolivano derler. Eğer kahvenin içine karanfil katarlarsa kuruluğu ziyade olur, kış günlerinde caizdir. Ve şeker dahi katarlar, caizdir. Ve Mısırlı Şeyh Davud sözü üzere kahvenin ilk ortaya çıkışı mart ayında olup ağustos ayında toplarlar. Ağacının boyu üç arşın kadar çıkıp parmak kadar yoğun olur ve çiçeği ak olur ve meyvesiyle malum ve maruftur. Ama kahve içini ayırsalar malumdur ki çekirdeği yani kahvesi ki ona kalp derler, iki parçadır. Hikmet budur ki bir tanesi siyah şekilli ve bir tanesi sarı olur, alası sarı olandır. Tabiatı evvelde sıcak ve üçüncüde kurudur ama bazıları soğuk ve kuru demişler, ancak uzaktır denmiş. Ve yine adı geçenin sözü budur ki kabuğu sıcaktır. Ve kahve mutedil olup yahut soğuk olsa caizdir denmiş ve soğukluğu dahi olursa caizdir, zira azıcık ekşiliği vardır. Ve yaş öksürüğü defeder ve nezleleri bağlar ve böbrek tıkanıklıklarını açar ve idrar ettirir. Eğer bunu ziyade pişirseler kan galip gelmesi fesadını düzeltir ve çiçek hastalığına ve kızamığa ve kan kaynaklı kurdeşene faydalıdır, ama bunu çok içmek baş ağrısı derdi getirir ve bedeni cılızlaştırır ve uykuyu keser ve basurlar(bevâsîr) getirir ve şehveti keser ve ziyade devam etseler melankoli(mâlîhûlyâ) dahi meydana getirmesi caizdir. Ama tembelliği defedip ferahı ve neşe vermesi vardır. Eğer antep fıstığı yağıyla ve tatlılarla(bal gibi şekerli şeylerle / şekerle / yanında yenilen ek tatlılarla) içseler faydası ziyade olur. Ama eğer süt ile içseler vitiligo(baras) getirmesi korkusu vardır.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Kahve
Türkçede dahi yine kahve derler. Bu kahvenin ortaya çıkışı yakın zaman olmakla hekimlerin müfredat kitaplarında bir nüshada asla eskiden beyan etmemişlerdir, o ecilden sonradan gelenler mahiyetine ve tabiatına ve fayda ve zararına dair çok dedikodu eylemişlerdir. Bazıları hikayet ederler ki kahvenin yaprağı incir yaprağına benzer ve kahve taze iken siyah ve kızıl üzüme benzer ve bazıları defne tohumuna benzer derler ve bazıları o diyarın defnesi kahve ağacıdır derler ve Mısırlı Şeyh Davud sözü budur ki kahvenin ilk ortaya çıkışı mart ayında olup ağustos ayında toplarlar, ağacının boyu üç arşın kadar çıkıp parmak kadar yoğun olup ve çiçeği ak olur ve meyvesi ile malum ve maruftur. Ama kahve içini ayırsalar malumdur ki çekirdeği ki ona kalp derler iki parçadır, hikmet budur ki bir tanesi siyah ve bir tanesi sarı şekil olur, alası sarı olandır. Tabiatı birinci derecede sıcak ve ikincide kurudur ama bazıları soğuk ve kuru demişler ancak uzaktır demiş ve yine adı geçenin sözü budur ki kabuğu sıcaktır ve kahvenin kendisi mutedil olup yahut soğuk olsa caizdir demiş ve soğukluğu dahi olursa caizdir zira ekşilik vardır denmiş. Şeyh Davud'un kelamı tamam oldu lakin bu fakirin Yemen diyarında iki buçuk seneden fazla zaman ikamet edip ekser kasabalar ve köyler ve dağlarını gezip seyreylediğimizde Yemen'de kahve iki nahiyeden gayrı yerde olmadığı yanımızda muhakkaktır. Biri Zebid üzerinde olan dağlar Beytü'l-Fakih karşısına gelince ki ona Evsab nahiyesi derler ve birine dahi Nahari nahiyesi derler, Cizan limanına yakındır. O nahiyelerin havası ve suyu latif ve bağ ve bahçeleri boldur lakin zeminleri meyilli olmakla set set edip o setlerin üzerine kahve ağaçları saf saf dikilmiştir. Ağacı kiraz ağacına benzer lakin koyu yeşil ve kiraz yaprağından yaprağı kalıncadır ve ağaçların boyu sekiz on arşın olup yirmi otuz yıllık ağaçlar vardır. Çiçeği beyaz olur ve sapları ikisi üçü bir yerde uzunca kiraz sapları gibi olur ve yemişi aynı kiraz gibidir. Evveli yeşil kekremsidir ondan sonra kırmızı olur ve azıcık ekşiliği olur ondan sonra olgunluğunu bulduktan sonra koyu kırmızı olur, mesela vişne rengi olup iri ve tatlı olur. Eğer saplar ile toplayıp hisar kirazının arasına konulsa sonradan fark olunmaz idi, meğer yeme sırasında rayihasından ve çekirdekleri çift olduğundan biline, belki kirazdan lezzetlidir. Kırmızı şekil iken toplarlar ve evleri üstü horasan ile sıvalı ve düz olup topladıkları kırmızı kahveyi o damlar üzerine sererler. Olgunlaşmamış olmakla tez kuruyup siyah olur. O kahveye koruk kahve, ham kahve derler. Ondan sonra değirmene koyarlar kabuğu kırılıp çekirdeği kalır. Ondan sonra savurup kabuğu arınıp saf kalp kalır, o kahve ki Rum diyarına ve sair vilayete götürüp sattıklarıdır. Ama tam olgunlaştıktan sonra değirmene girmez, el ile sıkıp çekirdeğini çıkarırlar ve kabuğunu bağır bastı üzüm gibi kurutup Yemen ehli yaz günlerinde nemlenme ve serinletme ve cömertlik(ikram) için bu kabuğu(kahvenin kabuğunu) kaynatıp içerler, şu denli lezzetli olur ki içseler şekerli zannederler. O kabuğu Rum diyarına gelmez, zira Yemen'de kahvenin içinden ziyade paha ile satarlar. Yumuşak gördüğümüz kahvenin heyeti ve keyfiyetini dediğimiz yemişinin tat ve lezzeti bu minval üzere olur ki yazıldı. Hala maksadımız olan kahvenin alası büyük ve yeşil ola kabuğunun tabiatını birinci derecede sıcak ve nemli bulmuşlar. Eğer yalnız kabuğunu yaz günlerinde içseler tabiatı soğutur ve safrayı keser ve kalbe ferah verir. Beyne buharı ulaşmakla sabahları ortaya çıkan gevşekliği ve tembelliği giderir. Bazıları ikinci derecede kurudur dediler. Bunun dahi ferahı ve neşesi vardır hususan kış günlerinde ve insana faydası ziyadedir ve sabahları bütün bedeni ısıtır ve hususan keyif ehli ola ve yoldan gelmişlere ve yorgunlara gayet muvafıktır. Ve kahvenin eğer kabuğunu eğer içini ziyade kavurmaya heves etmemek gerektir zira yanmak mertebesine varınca zarar eder. Bütün yanmış şeyler kara safrayı ve balgamı harekete geçiricidir. Ve yemek üzerine az kahve içseler zarar etmez ama çok içmeyeler, zira yemeğin sindirilme mertebesi yetişmeden yemeği zamansız aşağı indirir. Ama bir saatten sonra içtikleri kahvenin zararı olmaz belki hazma yardımcı olur. Ve kahve midede olan rutubetleri ve atık-fazlalık maddeleri giderir, tecrübe edilmiştir. Baş ağrısına ve nezleye fayda eder ve uyku zamanlarında şöyle oturmak isteyenlere gayet muvafıktır. Zira malumdur ki uykuyu kesicidir mesela her sıcak devanın keyif ve neşesi ola, mertebe mertebesince tabiatları ve hassasiyetleri uykuyu keserse acayip değildir. Kahvenin uykuyu kesici olması kendi özelliği ve kuvvetidir ve tabiatı kuruluk üzere olduğudur derler. Lakin safran veya misk veya anber veya öd ağacı koysalar düzeltir. Eğer karanfil katarlarsa kuruluğu ziyade olur kış günlerinde caizdir ve şeker dahi katsalar caizdir. Eğer bunu ziyade pişirseler kan galip gelmesi fesadını düzeltir ve ziyade devam etseler melankoli(mâlîhûlyâ) meydana getirmesi caizdir ama tembelliği giderip ferahı ve neşesi vardır.
[Hazerfan Hüseyin Efendi - Tuhfetül Eribin Nafia Lir-Ruhani Vet-Tabib]
Erişim kontrol ediliyor…
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
☕ Kahve (Coffee / Bun) ve Tıbbi Etkileri
Meşâyıhdan rivâyetle rü'yâ hadîs-i şerîfinde Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından buyruldugına göre: Bir kimse kahve içdüginde kahve kokusı insânuñ agzından gidinceye kadar melekler anuñ içün magfiret dilerler. [Yusuf Nebhânî - Cevâhirü'l-Bihâr fî Fedâ'ili'n-Nebiyyi'l-Muhtâr]
Meşâyıhdan rivâyetle rü'yâ hadîs-i şerîfinde Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından buyruldugına göre: Bir kimse kahve içdüginde kahve kokusı insânuñ agzından gidinceye kadar melekler anuñ içün magfiret dilerler. [Yusuf Nebhânî - Cevâhirü'l-Bihâr fî Fedâ'ili'n-Nebiyyi'l-Muhtâr]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
