🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Lebah / Elbah (Persea / Mimusops laurifolia)
Serbest metin
🌳 Lebah
Kamus'ta der ki lebeha muharreketen bir büyük ağaçtır ki meyvesi hurma gibi tatlı olur lakin kerih olur ve o ağacı testere ile biçip iki pare edenlerin burnu kanar ve biçilen iki tahtasını birleştirseler yine kaynaşıp bir şey olur. Ve izam enbiyadan biri diş çürümesinden şikayet eyledi, vahyolundu ki lebehadan yiye. Denildi ki bu ağaç Fars'ta zehir idi ve Mısır'a naklolunmakla zehirliliği zail oldu. Kamus kelamı bitti. Bundan zahir oldu ki Şeyh'in sidrden muradı meyvesi nabk olan sidr değildir belki büyük ağaç manasınadır, zira büyük olan her ağaca sidr ıtlak ederler lakin bu makamda bu veçhle olan lebah olsa lam babında zikrolunmak lazım olur idi. Ve evveli hemze ondan sonra lam ve ondan sonra nun ve ahiri cim olan elbenc olsa elbenc bir nebatın kökü olur, ağaç ile tefsir sahih olmaz. Ve bundan mülahhas budur ki etibba örfünde bu maddede tarif lamı cüz olmuştur, binaen aleyh elif babında zikrolundu. Mahiyeti Hakkında: Dediler ki lebah sidr dedikleri ağaçtır, elbah dedikleri değildir. Kanun sahibi der ki: Ben derim ki bu mahalde mezkur olan lebah değildir. Eğer lebah olduğu muhakkak olur ise etibbanın lam babında olan devayı elif babında iratları nizama muvafık değildir yani layık olan budur ki bu makamda mezkur olan elbah ola. Elbah bir otun köküdür, havuç gibi olur. Bazı nüshada yazıldığı üzere sidr ağacı ve bazı diğerinde yazıldığı üzere tayin etmeksizin büyük ağaç olmak münasip değildir. Büyük ağaç murat olunduğuna zahip olanlar derler ki o ağaç diğer diyarda idi, Mısır'a sonradan naklolunmakla asli tadı değişti. Dioskorides der ki lebah bir ağaçtır ki ona "fürsi" ismi tesmiye olunur, onun meyvesi yenir olur ve o ağaçta böğü(rüteylâ) dedikleri zehirli hayvan çok bulunur hususan Mısır arazisinden Said nahiyesinde olan lebah ağacında ziyade çok olur. (Böğü örümcekten bir nevidir, ayakları kısa ve hareketi süratli olur, zehirlidir, onu yiyen kimse ağzında iken ve yutmadan helak olur. Böğünün soktuğu kimse altın kaba bir gün tamamen nazar eylese sıhhat bulur ve altını ezip soktuğu mahalle ekse sıhhat bulur.) Ve bir kavim zannettiler ki Fars diyarında bu ağacı yiyen kimseler helak olurlardı lakin Mısır diyarına naklolunduktan sonra o ağacın tabiatına ve tadına değişme gelip zehirliliği zail oldu ve yiyenlere zarar eylemedi. Fiilleri ve Hassaları Hakkında: O ağacın yaprağı kan cereyan eden mahalle ekilse veyahut yaprak olduğu gibi kan akan uzuv üzerine vaz olunsa kanı keser, nezf etmez olur.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Lebeh: Çınara benzer bir ağaçtır. Acem’de buna sümye derler. Bazıları hıyarşembeye benzer demişler. Takvim sahibi kavli üzere tabiatı ikinci derecede soğuk ve kurudur, kurutucudur, kanı tutucudur/büzücüdür(kâbız-ı demdir). İbni Baytar kavli üzere yemişi yeşil ve tatlı hurmaya benzer, veli kokusu kerih olup diş ağrısına begayet fayda eder. Yemişi mideye aladır ve yaprağını ezip kan akan yaralara ekseler kanı tutar. Eğer yemişini yeseler tutar / kabz eder ve mideyi kavi ede. Takvim sahibi kavli üzere boğaz şişlerine faydalıdır ve nezleleri meneder ve göğse yakı eyleseler kan tükürmeyi kese ve kan gidenlere hem içip ve hem yakı edeler faydalıdır. Her kanda yakı olunsa o mahalden kanı hapseder. Ve kökü akrep ısırdığına azim nef verir. Miktar şerbeti bir miskaldir. Ziyadesi göğse zarar eder, göğsü yağıyla yağlayalar. Bazıları bu yemişe sedir ağacının yemişi vardır nabk derler, o yemiştir derler ama uzaktır, asla münasebeti yoktur. ....Lebah: İklimiya nevindendir. Kıbrıs adasından alınır. Madeni onda zikrolunmuştur. [Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Lesnec [Lebah]: Çınar ağacı gibi bir ağaçtır. Yeşil yemişi olur. Tatlı hurmaya benzer. Evet kerih olur. Baş ağrısına fayda eder. Yemişi mideye iyidir. Yaprağını kurutup ezip kan akan yerlere vursalar tuta. Yemişini yeseler tutar/büzüştürür(kabz eder). Ve mideyi kavi ede.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Lebh: Hıyarşenbere veya karzaya benzer. Ufak yemişi olur. Ve yaprakları uzundur. Fars'ta zehirlilikle meşhur idi. Mısır'a naklolunduktan sonra deva oldu. Ve demişler, o, bir nevidir tespih ağacından. Sıcaktır ikincide ve kurudur onda veya nemlidir evvelkide. Kanı keser her ne kısım olursa içmek ile ve üzerine ekmekle. Ve diş ağrısını keser çiğnemek ile. Eski kitaplarda mezkurdur ki peygamberlerden birisinin dişi ağrıdı. Ona dahi nazil oldu ki0 dişler ağrısını zail olur(eder). Ve o, kılı kavi eder üstüne koymakla ve şişleri eritir/çözer(tahlil eder) içmek ve sürmek ile. Ve laden ve mersin ile dövülen ve kırık olan yeri iyi eder o saatte. Ve onun dumanı haşaratı kovar ama baş ağrısı getirir. Ve onun çekirdeğini yemek sağırlık tevellüt eder. Ve hassalarındandır ki ne zaman onu biçip ve tez cem edeler. Yine birbirine yapışır.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Lebah: Arapça isimdir. Mısır vilayetinden Said nam nahiyede biter büyük bir ağaç ismidir. Hıyar ağacına benzer ve halk onu evlerinde dikip bitirirler. Hurmaya benzer yeşil yemişi vardır. Tamam kemalini buldukta tatlı olup yenir ama bir miktar keraheti yani tabiat ondan lezzet almaz makulesidir. Yemişi dişler ağrılarına faydalıdır. Bu ağaç üzerinde bir güne zehirli büyük örümcek bulunur. O örümcek katledicidir. Bu ağaç tabiatı soğuk, tutucudur/büzücüdür(kâbızdır). Yaprakları akan kanları filhal tutar, şu veçhle ki yara üzerine ekseler veyahut içseler kezalik içmekle akar kanları tuta ve ishalleri tutar. Bazıları demişler bu ağaç Acem diyarında iken katledici idi. Ondan getirip Mısır vilayetinde ektikten sonra yenir gıda oldu. Bazıları demişler bu ağaç kayın ağacıdır ama bu kelamda nazar vardır. Yemişi tutucu/büzücü(kâbız) olmakla mideye kuvvet verir ve ishalden meneder. Yemişinin içinde olan çekirdek içinden yeseler sağırlık peyda eder.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Kamus'ta der ki lebeha muharreketen bir büyük ağaçtır ki meyvesi hurma gibi tatlı olur lakin kerih olur ve o ağacı testere ile biçip iki pare edenlerin burnu kanar ve biçilen iki tahtasını birleştirseler yine kaynaşıp bir şey olur. Ve izam enbiyadan biri diş çürümesinden şikayet eyledi, vahyolundu ki lebehadan yiye. Denildi ki bu ağaç Fars'ta zehir idi ve Mısır'a naklolunmakla zehirliliği zail oldu. Kamus kelamı bitti. Bundan zahir oldu ki Şeyh'in sidrden muradı meyvesi nabk olan sidr değildir belki büyük ağaç manasınadır, zira büyük olan her ağaca sidr ıtlak ederler lakin bu makamda bu veçhle olan lebah olsa lam babında zikrolunmak lazım olur idi. Ve evveli hemze ondan sonra lam ve ondan sonra nun ve ahiri cim olan elbenc olsa elbenc bir nebatın kökü olur, ağaç ile tefsir sahih olmaz. Ve bundan mülahhas budur ki etibba örfünde bu maddede tarif lamı cüz olmuştur, binaen aleyh elif babında zikrolundu. Mahiyeti Hakkında: Dediler ki lebah sidr dedikleri ağaçtır, elbah dedikleri değildir. Kanun sahibi der ki: Ben derim ki bu mahalde mezkur olan lebah değildir. Eğer lebah olduğu muhakkak olur ise etibbanın lam babında olan devayı elif babında iratları nizama muvafık değildir yani layık olan budur ki bu makamda mezkur olan elbah ola. Elbah bir otun köküdür, havuç gibi olur. Bazı nüshada yazıldığı üzere sidr ağacı ve bazı diğerinde yazıldığı üzere tayin etmeksizin büyük ağaç olmak münasip değildir. Büyük ağaç murat olunduğuna zahip olanlar derler ki o ağaç diğer diyarda idi, Mısır'a sonradan naklolunmakla asli tadı değişti. Dioskorides der ki lebah bir ağaçtır ki ona "fürsi" ismi tesmiye olunur, onun meyvesi yenir olur ve o ağaçta böğü(rüteylâ) dedikleri zehirli hayvan çok bulunur hususan Mısır arazisinden Said nahiyesinde olan lebah ağacında ziyade çok olur. (Böğü örümcekten bir nevidir, ayakları kısa ve hareketi süratli olur, zehirlidir, onu yiyen kimse ağzında iken ve yutmadan helak olur. Böğünün soktuğu kimse altın kaba bir gün tamamen nazar eylese sıhhat bulur ve altını ezip soktuğu mahalle ekse sıhhat bulur.) Ve bir kavim zannettiler ki Fars diyarında bu ağacı yiyen kimseler helak olurlardı lakin Mısır diyarına naklolunduktan sonra o ağacın tabiatına ve tadına değişme gelip zehirliliği zail oldu ve yiyenlere zarar eylemedi. Fiilleri ve Hassaları Hakkında: O ağacın yaprağı kan cereyan eden mahalle ekilse veyahut yaprak olduğu gibi kan akan uzuv üzerine vaz olunsa kanı keser, nezf etmez olur.
[İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Lebeh: Çınara benzer bir ağaçtır. Acem’de buna sümye derler. Bazıları hıyarşembeye benzer demişler. Takvim sahibi kavli üzere tabiatı ikinci derecede soğuk ve kurudur, kurutucudur, kanı tutucudur/büzücüdür(kâbız-ı demdir). İbni Baytar kavli üzere yemişi yeşil ve tatlı hurmaya benzer, veli kokusu kerih olup diş ağrısına begayet fayda eder. Yemişi mideye aladır ve yaprağını ezip kan akan yaralara ekseler kanı tutar. Eğer yemişini yeseler tutar / kabz eder ve mideyi kavi ede. Takvim sahibi kavli üzere boğaz şişlerine faydalıdır ve nezleleri meneder ve göğse yakı eyleseler kan tükürmeyi kese ve kan gidenlere hem içip ve hem yakı edeler faydalıdır. Her kanda yakı olunsa o mahalden kanı hapseder. Ve kökü akrep ısırdığına azim nef verir. Miktar şerbeti bir miskaldir. Ziyadesi göğse zarar eder, göğsü yağıyla yağlayalar. Bazıları bu yemişe sedir ağacının yemişi vardır nabk derler, o yemiştir derler ama uzaktır, asla münasebeti yoktur. ....Lebah: İklimiya nevindendir. Kıbrıs adasından alınır. Madeni onda zikrolunmuştur. [Sakızlı İsa Efendi - Nizamü'l-Edviye]
Lesnec [Lebah]: Çınar ağacı gibi bir ağaçtır. Yeşil yemişi olur. Tatlı hurmaya benzer. Evet kerih olur. Baş ağrısına fayda eder. Yemişi mideye iyidir. Yaprağını kurutup ezip kan akan yerlere vursalar tuta. Yemişini yeseler tutar/büzüştürür(kabz eder). Ve mideyi kavi ede.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Lebh: Hıyarşenbere veya karzaya benzer. Ufak yemişi olur. Ve yaprakları uzundur. Fars'ta zehirlilikle meşhur idi. Mısır'a naklolunduktan sonra deva oldu. Ve demişler, o, bir nevidir tespih ağacından. Sıcaktır ikincide ve kurudur onda veya nemlidir evvelkide. Kanı keser her ne kısım olursa içmek ile ve üzerine ekmekle. Ve diş ağrısını keser çiğnemek ile. Eski kitaplarda mezkurdur ki peygamberlerden birisinin dişi ağrıdı. Ona dahi nazil oldu ki0 dişler ağrısını zail olur(eder). Ve o, kılı kavi eder üstüne koymakla ve şişleri eritir/çözer(tahlil eder) içmek ve sürmek ile. Ve laden ve mersin ile dövülen ve kırık olan yeri iyi eder o saatte. Ve onun dumanı haşaratı kovar ama baş ağrısı getirir. Ve onun çekirdeğini yemek sağırlık tevellüt eder. Ve hassalarındandır ki ne zaman onu biçip ve tez cem edeler. Yine birbirine yapışır.
[Davud-u Antaki - El Tezkire]
Lebah: Arapça isimdir. Mısır vilayetinden Said nam nahiyede biter büyük bir ağaç ismidir. Hıyar ağacına benzer ve halk onu evlerinde dikip bitirirler. Hurmaya benzer yeşil yemişi vardır. Tamam kemalini buldukta tatlı olup yenir ama bir miktar keraheti yani tabiat ondan lezzet almaz makulesidir. Yemişi dişler ağrılarına faydalıdır. Bu ağaç üzerinde bir güne zehirli büyük örümcek bulunur. O örümcek katledicidir. Bu ağaç tabiatı soğuk, tutucudur/büzücüdür(kâbızdır). Yaprakları akan kanları filhal tutar, şu veçhle ki yara üzerine ekseler veyahut içseler kezalik içmekle akar kanları tuta ve ishalleri tutar. Bazıları demişler bu ağaç Acem diyarında iken katledici idi. Ondan getirip Mısır vilayetinde ektikten sonra yenir gıda oldu. Bazıları demişler bu ağaç kayın ağacıdır ama bu kelamda nazar vardır. Yemişi tutucu/büzücü(kâbız) olmakla mideye kuvvet verir ve ishalden meneder. Yemişinin içinde olan çekirdek içinden yeseler sağırlık peyda eder.
[Hasan B. Abdurrahmân - Ma la yesaüt tabibe cehluhu]
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
🌳 Lebah / Elbah (Balanites aegyptiaca / Mimusops laurifolia)
Kâmûs'ta der ki lebeha muharreketen bir şecere-i azîmedür ki mîvesi hurmâ gibi hulv olur lâkin kerîh olur ve ol agacı minşâr ile neşr edüp iki nîme edenleriñ burnu kanar ve biçilen iki tahtasını damm eyleseler yiñe mültehime olup şey-i vâhid olur. Ve enbiyâ-i izâmdan biri haferden şikâyet eyledi, vahy olındı ki lebehadan ekl eyleye. Denildi ki bu agaç Fârs'ta semm idi ve Mısır'a nakl olınmakla semmiyyeti zâ'ile oldı. İntehâ kelâmu'l-Kâmûs. Bundan zâhir oldı ki Şeyh'in sidrden murâdı mîvesi nebk olan sidr degildür belki şecere-i azîme ma'nâsınadur, zîrâ tedevvüh eden her şecereye sidr ıtlâk ederler lâkin bu makâmda bu vechle olan lebah olsa bâbu'l-lâmda zikr olınmak lâzım olur idi. Ve evveli hemze ba'dehu lâm ve ba'dehu nûn ve âhiri cîm olan elbenc olsa elbenc bir nebâtıñ köki olur, şecere ile tefsîr sahîh olmaz. Ve bundan mülahhas budur ki etıbbâ örfünde bu mâddede lâm-ı ta'rîf cüz' olmışdur, binâ'en aleyh bâbu'l-elifte zikr olındı. Fi’l-Mâhiyyeti: Dediler ki lebah sidr dedikleri agaçdur, elbah dedikleri degildür. Sâhib-i Kânûn der ki: Ben derim ki bu mahalde mezkûr olan lebah degildür. Eger lebah oldugı mütehakkak olur ise etıbbânıñ bâbu’l-lâmda olan devâyı bâbu'l-elifte îrâdları muvâfık-ı nizâm degildür ya'nî lâyık olan budur ki bu makâmda mezkûr olan elbah ola. Elbah bir nebtiñ kökidür, havuç gibi olur. Ba'zı nüshada yazıldıgı üzere sidr agacı ve ba'zı âherde yazıldıgı üzere min-gayri ta'yîn şecere-i kebîre olmak münâsib degildür. Şecere-i kebîre murâd olındıgına zâhib olanlar derler ki ol şecere diyâr-ı âherde idi, Mısır'a soñradan nakl olınmakla ta'm-ı aslîsi tagyîr olındı. Dîskûrîdûs der ki lebah bir şeceredür ki aña "fürsî" ismi tesmiye olınur, anuñ mîvesi me'kûl olur ve ol şecerede rüteylâ dedikleri semmiyyetlü hayvân çok bulınur husûsan arâzî-i Mısriyye'den Sa'îd nâhiyesinde olan şecere-i lebahta ziyâde çok olur. (Rüteylâ örümcekden bir nev'dür, ayakları kısa ve hareketi serî'a olur, semmiyyetlüdür, anı ekl eden kimse agzında iken ve yutmadan helâk olur. Rüteylânıñ sokdugı kimse âniye-i zehebe bir gün tamâmen nazar eylese sıhhat bulur ve altını sahk edüp sokdugı mahalle ekse sıhhat bulur.) Ve bir kavm zann eylediler ki diyâr-ı Fârs'ta bu şeceri ekl eden kimseler helâk olurlardı lâkin diyâr-ı Mısır'a nakl olındıkdan soñra ol şecereniñ tab'ına ve ta'mına tagayyür gelüp semmiyyeti zâ'ile oldı ve ekl edenlere ıdrâr eylemedi. Fi’l-Ef'âli ve'l-Havâssı: Ol agacıñ yapragı kan cereyân eden mahalle zerûr kılınsa veyâhût yaprak alâ-hâlihi kan seyelân eden uzv üzerine vaz' olınsa demi keser, nezf etmez olur. [İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Kâmûs'ta der ki lebeha muharreketen bir şecere-i azîmedür ki mîvesi hurmâ gibi hulv olur lâkin kerîh olur ve ol agacı minşâr ile neşr edüp iki nîme edenleriñ burnu kanar ve biçilen iki tahtasını damm eyleseler yiñe mültehime olup şey-i vâhid olur. Ve enbiyâ-i izâmdan biri haferden şikâyet eyledi, vahy olındı ki lebehadan ekl eyleye. Denildi ki bu agaç Fârs'ta semm idi ve Mısır'a nakl olınmakla semmiyyeti zâ'ile oldı. İntehâ kelâmu'l-Kâmûs. Bundan zâhir oldı ki Şeyh'in sidrden murâdı mîvesi nebk olan sidr degildür belki şecere-i azîme ma'nâsınadur, zîrâ tedevvüh eden her şecereye sidr ıtlâk ederler lâkin bu makâmda bu vechle olan lebah olsa bâbu'l-lâmda zikr olınmak lâzım olur idi. Ve evveli hemze ba'dehu lâm ve ba'dehu nûn ve âhiri cîm olan elbenc olsa elbenc bir nebâtıñ köki olur, şecere ile tefsîr sahîh olmaz. Ve bundan mülahhas budur ki etıbbâ örfünde bu mâddede lâm-ı ta'rîf cüz' olmışdur, binâ'en aleyh bâbu'l-elifte zikr olındı. Fi’l-Mâhiyyeti: Dediler ki lebah sidr dedikleri agaçdur, elbah dedikleri degildür. Sâhib-i Kânûn der ki: Ben derim ki bu mahalde mezkûr olan lebah degildür. Eger lebah oldugı mütehakkak olur ise etıbbânıñ bâbu’l-lâmda olan devâyı bâbu'l-elifte îrâdları muvâfık-ı nizâm degildür ya'nî lâyık olan budur ki bu makâmda mezkûr olan elbah ola. Elbah bir nebtiñ kökidür, havuç gibi olur. Ba'zı nüshada yazıldıgı üzere sidr agacı ve ba'zı âherde yazıldıgı üzere min-gayri ta'yîn şecere-i kebîre olmak münâsib degildür. Şecere-i kebîre murâd olındıgına zâhib olanlar derler ki ol şecere diyâr-ı âherde idi, Mısır'a soñradan nakl olınmakla ta'm-ı aslîsi tagyîr olındı. Dîskûrîdûs der ki lebah bir şeceredür ki aña "fürsî" ismi tesmiye olınur, anuñ mîvesi me'kûl olur ve ol şecerede rüteylâ dedikleri semmiyyetlü hayvân çok bulınur husûsan arâzî-i Mısriyye'den Sa'îd nâhiyesinde olan şecere-i lebahta ziyâde çok olur. (Rüteylâ örümcekden bir nev'dür, ayakları kısa ve hareketi serî'a olur, semmiyyetlüdür, anı ekl eden kimse agzında iken ve yutmadan helâk olur. Rüteylânıñ sokdugı kimse âniye-i zehebe bir gün tamâmen nazar eylese sıhhat bulur ve altını sahk edüp sokdugı mahalle ekse sıhhat bulur.) Ve bir kavm zann eylediler ki diyâr-ı Fârs'ta bu şeceri ekl eden kimseler helâk olurlardı lâkin diyâr-ı Mısır'a nakl olındıkdan soñra ol şecereniñ tab'ına ve ta'mına tagayyür gelüp semmiyyeti zâ'ile oldı ve ekl edenlere ıdrâr eylemedi. Fi’l-Ef'âli ve'l-Havâssı: Ol agacıñ yapragı kan cereyân eden mahalle zerûr kılınsa veyâhût yaprak alâ-hâlihi kan seyelân eden uzv üzerine vaz' olınsa demi keser, nezf etmez olur. [İbni Sina - El Kanun fi't-Tıbb]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
