Abonelikler
Uygulamamızı indirin
Freed Science

Kadim Tıbbın İhyası

Özgür Tıp amblemi

Tıbbi Miras Arşivi

Hayvanların Havassı

Bukalemun (Hırba)

Serbest metin
Hırbâ (Bukalemun)

[BUKALEMUN!] Hırbâ
Bir çeşit kertenkeledir ki yüzünü güneşe döner, güneş ne tarafa dönerse o da o tarafa yönelir ve güneşin harareti sebebiyle çeşitli renklere girer. Ümmü hübeyn de kertenkele ismidir, dişisine el-hırbâet denir. Bitti. Bu hayvana Yunan dilinde hâmâlâvun derler.
Göz Organları Hakkında: Gözde biten kıl yolunup, kılın bittiği yere hırbânın kanı sürülürse orada tekrar kıl bitmesini engeller.
Zehirler Hakkında: Bazıları dediler ki hırbânın yumurtası öldürücü zehirdir, biz bunu beşinci kitapta anlatacağız.
[El-Kanun Fi't-Tıb]

Hırbâ: Güneşe bakan kelerdir(kertenkele). Yunanlılar buna hâmâlân derler. Ancak hâmâlân kelimesinin siyah mâzeryûn (mezeryon) olduğu hakkında çok fazla tartışma geçmiştir. Minhâc ve İhtiyârât kitaplarının yazarları bu konuda görüş ayrılığı olduğunu söylemişlerdir. Ancak resimli Yunan kitabında kâmelyûn adını vermişlerdir. İhtiyârât kitabının sözüne göre bunun eti öldürücü zehirdir, örneğin zehirli kurbağa eti gibidir; yumurtası ise kişiyi anında öldürür, aman vermez. Ancak etini yanlışlıkla yerlerse ilacı şudur: Zerârîc (kuduz böceği) kurdu yemiş kişilere nasıl ilaç yapılıyorsa buna da öyle yapmalıdırlar. Zerârîc bölümünde anlatılmıştır. Bunun yumurtasını yemiş olsalar, anında çakırdoğanın dışkısını şarapla içirmelidirler. Tamamen kusturup bedenini sığır yağıyla yağlamalı ve başını tuzla sıcak pansuman(tekmîd) yapmalıdırlar. Kuru incir, kaymak ve Rum diyarı çıntıyânâsı (centiyane kökü) yedirmelidirler. Bu hırbâ kelerin kanını, gözde biten kılları yolduktan sonra göze sürerlerse bir daha kıl bitmez. Acâyibü’l-Mahlûkât kitabının yazarı Muhammed Kazvînî'nin sözüne göre; bu keleri üç gün üç gece yanan ateşin altındaki toprağa gömüp, sonra çıkararak sar'a hastasının boynuna asarlarsa sar'a hastalığını geçirir.
Hâmâlâ: Bir hayvandır, hırbâ derler. Yunanlılar, Frenkler ve Rumlar kâmliyûn derler.
Demü’l-hırbâ: Güneşte farklı renklere giren kelerin kanıdır. Ancak bûkalemûn dedikleri kelerin kanı değildir. Rumlar ayma hûrsô sâvla derler. Frenk dillerinde sângû de cîlbô derler. Bunun da özelliği şudur ki; göz kapağında fazladan biten kılı koparıp bunun kanını sürerlerse, bir daha bitse bile çok az biter. Birkaç defa sürmelidirler.
.....
Bukalemun Kamelyun, kamelyun: Havadan gıda alır, bir ağzı açık kelerdir. Bazıları bukalemun dedikleridir derler, zira Latin kitaplarında Dioskorides’ten ve Galenos’tan nakleder ki bu hayvanı hangi renk üzerine koysalar kendisi dahi o renkte olur. Eğer bu kelerin sağ gözünü diri iken çıkartıp keçi sütü karıştırıp gözde olan zafere dedikleri aklık illetine yakı eyleseler faydalıdır. Eğer dilini avrat götürse kolay doğura. Eğer bu kelerin etini yağla kıllara sürseler kılları döker. Eğer bunun zehresini yani ödünü göze yakı eyleseler hararetini giderir.
[Nizamü'l-Edviye]

Hırabâ [Hırbâ]
Kelerin bir çeşididir ki güneşe tapar. Eğer kanını kılı yolunmuş yere sürerlerse kıl bitirmez.
[Baytar oğlu]

Hırbâ: Bir canavardır. Dört ayağı olur. Üzerinde bulunduğu şeylerin rengine bürünür ve çokça şişinip kabarır. Kesici dişleri vardır. Güneşe aşıktır. Yüzü güneşte olup onunla birlikte döner. Güneş tam başının üzerine geldiğinde şaşkın (hareketsiz) kalır; gölge dönünceye kadar diliyle başına vurur. Dördüncü derecede sıcak ve kurudur. Onun kanını, tertemiz tıraştan sonra kılın çıktığı yere sürerlerse çıkmasını engeller. Onun kaynatılmış suyu, eğer ekşi olmazsa renkleri yeşile boyar. Yumurtası zehirlerdendir ve eti verem (sell) ile dakk (ince hastalık) oluşturur. Simya ilmine dair bazı işlemleri de vardır.
[Tezkire-i Davut]



Esedü’l-arz: Yer aslanı demektir. Kastedilen şey, keler çeşitlerinden hırbâ dedikleridir ki inşallah "hâ" harfinde anlatılacaktır. Bir çeşit bitkiye de esedü’l-arz derler. O bitkiye Arap dilinde işhîs derler; o bitkinin siyah olan çeşidine böyle derler. Bu bitkiye Mağrip'te vahîd derler, yani "yalnız" demektir. Vahîd ve aslan adının verilmesi şundandır ki; diğer bitkilerden yanında her ne olursa olsun onu bozar ve o bitkiler yetişmez, kendisi yalnız kalır. İşhîs de bu bölümde yakında anlatılacaktır. Bazıları yanılıp bunun mâzeryûn (mezeryon) olduğunu söylemişlerdir.
Hırbâ: Yunan dilinde hâmâlâvun derler. Keler çeşitlerinden büyük ve yeşil bir kelerdir ki güneş ne taraftan doğarsa o tarafa yatar ve güneşin sıcaklığından türlü türlü renge girer. Bu keler son derece ateşli bir hayvandır. Zehirlidir. Göz içinde biten kılları yolup diplerine kanından koysalar bir daha kıl bitirmez ama eti öldürücü zehirdir. Vezeğa (keler) bilinmektedir; onun etini yiyene kusma ve yürek ağrısı meydana geldiği gibi, hırbâ etini yemekten de aynı şeyler meydana gelir. İlacı; kişiyi kusturmak ve sonrasında zerârîh dedikleri zehirli böcekleri yiyenlere nasıl ilaç yapıyorlarsa öyle yapmaktır. Bazıları demişlerdir ki; hırbâyı pişirip suyunu hamam suyuna katarak o suyla yıkananların bedenleri yeşil olur ve birkaç gün böyle kalıp sonra geçer. Bazıları demişlerdir ki; hırbânın yumurtası anında öldürür, zehirdir. Onu yiyene ilaç şudur ki; müselles şarabıyla doğan dışkısını içirip sonrasında kusturarak midesini temizlemelidirler. Bedenini inek sütünden yapılan sade yağ ile ovalamalı; başını sıcak etlerle ısıtmalıdırlar. Kuru incir, kaymak ve cıntıyânâ (centiyane kökü) yedirmelidirler. Cıntıyânâ, dörtlü panzehir (tiryâk-ı erba'a) eczalarından biridir ve zehirleri giderir.
[Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]

Orijinal Tarihî Metin

Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.

Hırbâ (حربا / Bukalemun)
[BUKALEMUN!]

Orijinal metnin devamı kilitli

Erişim kontrol ediliyor…

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.