🌿 Gıdalar ve Bitkiler 🌿
Dipsacus fullonum (Çoban Tarağı / Fesçidikeni)


Serbest metin
Dînsâkûs, Çoban Tarağı, Fesçidikeni (Dipsacus fullonum)
Dînsâkûs:
Manası daima susuz (dâyimü'l-ataş) yani daima susuz ot demektir. Mağrip ehli yanlarında turaç dikeni (şevkü'd-durrâc) yani turaç dedikleri kuş dikeni demekle meşhurdur. Çoban tarağı (muştu'r-râ'î) dahi derler. Köpek marulu (hassü'l-kelb) dahi derler, bir çeşit dikendir. Dikenli ve uzun baldırı olur, marul yaprağına benzer, baldırını kaplamış yaprakları olur. Baldırının her boğumunda iki uzun ve dikenli yaprağı vardır. İçerisinde, dışarısında su kabaraları gibi dikenli kabaraları vardır. Baldırı tarafından yana yaprağının içi boştur, derindir. Yağmur suyu içinde toplanıp kalır. Onun içindir ki daima susuz derler. Güya ki susuzluğundan su biriktirip saklar. Kitap sahibi der ki: Bu takdirce daima suya kanmış (dâyimü'r-reyy) deseler yeri olurdu. Baldırının aşağısında olan budaklarının her birinin başında kirpi başına benzer dikenli başlar vardır, kuru olunca beyaz olur, ortası yarıldıkta içinde ufak kurtlar görünür, kökü dahi vardır. Bu ot ikinci derecede kurutucudur, yıkayıcı/temizleyicidir (cilâ edicidir). İmdi bir miktar harareti dahi vardır. Eğer kökünü şarap ile pişirip dövüp merhem gibi koyu edip oturakta olan çatlaklara ve bedende fistüllenmiş (nâsûrlanmış) olan çıbanlara yakı gibi vursalar iyi eyleye. Evla budur ki bu devayı yapıp bakırdan hokka içinde muhafaza edip kullana. Bu deva karınca siğillerini (sevâlîl-i nemliyye) yani karıncaya benzer dedikleri siğilleri ve diğer bilinen siğilleri giderip iyi eder. Bazıları demişler eğer başları içinde bulunan kurtları deri parçasına bağlayıp dört günde bir tutan sıtması olan kimsenin boynuna veyahut koluna bağlasalar sıtmasını gidere. Eğer başları taze iken veyahut kuru iken birisini alıp pak bez içine bağlayıp daha sonra süt içinde muhkem ovup şu mertebede ezseler ki bezde baştan nesne kalmaya, o sütü diğer taze süte katsalar dondurup asla suyu kalmaya (yoğurt çala). Eğer bu otu haşlayıp dövüp kesilmesi lazım olan organa yakı gibi vursalar uyuşturup acısını duyurmaya (anestezi). Eğer su içinde ıslatıp üç gün aç karınla suyunu içseler dalağı gidere. Eğer pişirip yeseler bedeni kızdırıp idrar söktüre ve titremeleri giderip nefse kuvvet vere. Eğer yemişini pişirip ezip akrep ve diğer zehirli canavar soktuğu yere yakı etseler iyi ede.
[İbnü’l-Kütbî - Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]
Dibsâkûs:
Taraklık derler, çoban tarağı derler ve köpek marulu (hassü'l-kelb) dahi derler ki it marulu demektir. Arapçada çoban tarağı (muştü'r-râ'î) dahi derler. Diken çeşidindendir. Baldırı dahi dikenli ve uzun olur, yaprağı marul gibi olur. Mağrip ehli ona tarçın dikeni (şevkü'd-dârçîn) derler. Kurudukta beyaz olur. İçini yarsalar içinden bir kurtçuğaz çıkar. Tabiatı ikinci derecede kurudur. Eğer kökünü şarapla kaynatıp tamam merhem gibi olduktan sonra makat yaralarına vursalar faydalıdır ve fistülü (nasuru) dahi giderir. Ve bu otun içinde bulunan kurtçuğazları beze bağlayıp dört günde bir tutan sıtmalar (rub' isıtmeleri) için pazusuna yahut boynuna koysalar sıtmayı giderir. Ve eğer taze ve eğer kurusunun çiçeği bir bez içine bağlayıp süt içine koyup o bezde nesne kalmayıncaya dek ovsalar o süt yoğurt olur. Ve tazesinin suyu ile dahi yoğurt olur. Eğer bu otu pişirip bir kesilecek yere yakı eyleseler o yerin hissini giderir, kestiklerini duymaz (anestezi). Ve suda ıslatıp üç sabah o sudan içseler dalak şişliğini giderir. Ve pişirip yeseler insanı kızdırır(vücudu ısıtır) ve idrar söktürür (sidiği yürütür). Ve engerek (ef'â) soktuğuna vursalar zararını defeder.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Dîsâkûs [Dînisâkûs]:
Çoban tarağı (dayağı) derler. Eğer kökünü pişirip dövüp yakı edip makata ve basurlara vursalar makat yarıldığına fayda ede. Ve basurlara fayda ede. Eğer siğillere sürtseler gidere. Eğer içindeki kurtçuğazları bir deriye bağlayıp boynuna ya pazuya bağlasalar dört günde bir tutan sıtmayı (rıb isıtmasını) ve diğerlerini gidere. Eğer çiçeğini, kuru olsun, bir arı (temiz) beze bağlasalar, bir parça süt içinde ovsalar, bezde hiç nesne kalmayıncaya dek ondan o sütü bir çanak süte koysalar derhal uyuta (yoğurt çala/dondura). Eğer pişirseler yakı edip kesilecek yerlere vursalar hissini gidere, kestiklerini duymaya. Eğer suda eritip/çözüp (hall etseler) üç sabah açken o suyu içseler dalak şişliğini gidere. Eğer pişirseler yeseler mideyi kızdıra. Ve idrar söktürür (sidiği yürüte). Ve tüy ürperdiğini gidere ve nefesi kuvvetli eyleye. Bu otu pişirseler engerek (ef'â) yılanı soktuğu yere vursalar zararını defede. Doğrusunu Allah bilir.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Dînsâkûs:
Manası daima susuz (dâyimü'l-ataş) yani daima susuz ot demektir. Mağrip ehli yanlarında turaç dikeni (şevkü'd-durrâc) yani turaç dedikleri kuş dikeni demekle meşhurdur. Çoban tarağı (muştu'r-râ'î) dahi derler. Köpek marulu (hassü'l-kelb) dahi derler, bir çeşit dikendir. Dikenli ve uzun baldırı olur, marul yaprağına benzer, baldırını kaplamış yaprakları olur. Baldırının her boğumunda iki uzun ve dikenli yaprağı vardır. İçerisinde, dışarısında su kabaraları gibi dikenli kabaraları vardır. Baldırı tarafından yana yaprağının içi boştur, derindir. Yağmur suyu içinde toplanıp kalır. Onun içindir ki daima susuz derler. Güya ki susuzluğundan su biriktirip saklar. Kitap sahibi der ki: Bu takdirce daima suya kanmış (dâyimü'r-reyy) deseler yeri olurdu. Baldırının aşağısında olan budaklarının her birinin başında kirpi başına benzer dikenli başlar vardır, kuru olunca beyaz olur, ortası yarıldıkta içinde ufak kurtlar görünür, kökü dahi vardır. Bu ot ikinci derecede kurutucudur, yıkayıcı/temizleyicidir (cilâ edicidir). İmdi bir miktar harareti dahi vardır. Eğer kökünü şarap ile pişirip dövüp merhem gibi koyu edip oturakta olan çatlaklara ve bedende fistüllenmiş (nâsûrlanmış) olan çıbanlara yakı gibi vursalar iyi eyleye. Evla budur ki bu devayı yapıp bakırdan hokka içinde muhafaza edip kullana. Bu deva karınca siğillerini (sevâlîl-i nemliyye) yani karıncaya benzer dedikleri siğilleri ve diğer bilinen siğilleri giderip iyi eder. Bazıları demişler eğer başları içinde bulunan kurtları deri parçasına bağlayıp dört günde bir tutan sıtması olan kimsenin boynuna veyahut koluna bağlasalar sıtmasını gidere. Eğer başları taze iken veyahut kuru iken birisini alıp pak bez içine bağlayıp daha sonra süt içinde muhkem ovup şu mertebede ezseler ki bezde baştan nesne kalmaya, o sütü diğer taze süte katsalar dondurup asla suyu kalmaya (yoğurt çala). Eğer bu otu haşlayıp dövüp kesilmesi lazım olan organa yakı gibi vursalar uyuşturup acısını duyurmaya (anestezi). Eğer su içinde ıslatıp üç gün aç karınla suyunu içseler dalağı gidere. Eğer pişirip yeseler bedeni kızdırıp idrar söktüre ve titremeleri giderip nefse kuvvet vere. Eğer yemişini pişirip ezip akrep ve diğer zehirli canavar soktuğu yere yakı etseler iyi ede.
[İbnü’l-Kütbî - Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]
Dibsâkûs:
Taraklık derler, çoban tarağı derler ve köpek marulu (hassü'l-kelb) dahi derler ki it marulu demektir. Arapçada çoban tarağı (muştü'r-râ'î) dahi derler. Diken çeşidindendir. Baldırı dahi dikenli ve uzun olur, yaprağı marul gibi olur. Mağrip ehli ona tarçın dikeni (şevkü'd-dârçîn) derler. Kurudukta beyaz olur. İçini yarsalar içinden bir kurtçuğaz çıkar. Tabiatı ikinci derecede kurudur. Eğer kökünü şarapla kaynatıp tamam merhem gibi olduktan sonra makat yaralarına vursalar faydalıdır ve fistülü (nasuru) dahi giderir. Ve bu otun içinde bulunan kurtçuğazları beze bağlayıp dört günde bir tutan sıtmalar (rub' isıtmeleri) için pazusuna yahut boynuna koysalar sıtmayı giderir. Ve eğer taze ve eğer kurusunun çiçeği bir bez içine bağlayıp süt içine koyup o bezde nesne kalmayıncaya dek ovsalar o süt yoğurt olur. Ve tazesinin suyu ile dahi yoğurt olur. Eğer bu otu pişirip bir kesilecek yere yakı eyleseler o yerin hissini giderir, kestiklerini duymaz (anestezi). Ve suda ıslatıp üç sabah o sudan içseler dalak şişliğini giderir. Ve pişirip yeseler insanı kızdırır(vücudu ısıtır) ve idrar söktürür (sidiği yürütür). Ve engerek (ef'â) soktuğuna vursalar zararını defeder.
[Sakızlı İsa Efendi - Nizamü’l-Edviye]
Dîsâkûs [Dînisâkûs]:
Çoban tarağı (dayağı) derler. Eğer kökünü pişirip dövüp yakı edip makata ve basurlara vursalar makat yarıldığına fayda ede. Ve basurlara fayda ede. Eğer siğillere sürtseler gidere. Eğer içindeki kurtçuğazları bir deriye bağlayıp boynuna ya pazuya bağlasalar dört günde bir tutan sıtmayı (rıb isıtmasını) ve diğerlerini gidere. Eğer çiçeğini, kuru olsun, bir arı (temiz) beze bağlasalar, bir parça süt içinde ovsalar, bezde hiç nesne kalmayıncaya dek ondan o sütü bir çanak süte koysalar derhal uyuta (yoğurt çala/dondura). Eğer pişirseler yakı edip kesilecek yerlere vursalar hissini gidere, kestiklerini duymaya. Eğer suda eritip/çözüp (hall etseler) üç sabah açken o suyu içseler dalak şişliğini gidere. Eğer pişirseler yeseler mideyi kızdıra. Ve idrar söktürür (sidiği yürüte). Ve tüy ürperdiğini gidere ve nefesi kuvvetli eyleye. Bu otu pişirseler engerek (ef'â) yılanı soktuğu yere vursalar zararını defede. Doğrusunu Allah bilir.
[İbni Baytar - Kitabü'l-Cami Fi'l-Müfredat]
Orijinal Tarihî Metin
Eserin özgün nüshasından aktarılmıştır.
Dînsâkûs, Çoban Tarağı, Fesçidikeni (Dipsacus fullonum)
Dînsâkûs:
İsm-i Yûnânîdür. Ma'nâsı dâyimü'l-ataş ya'nî dâyimâ susuz nebât demekdür. Ehl-i Magrib yanlarında şevkü'd-durrâc ya'nî turaç dedükleri kuş dikeni demekle ma'rûfdur. Muştu'r-râ'î ya'nî çoban daragı dahı derler. Hassü'l-kelb ya'nî köpek mârulı dahı derler, bir gûne dikendür. Dikenlü ve uzun baldırı olur, mârul yapragına beñzer, baldırın kaplamış yaprakları olur. Baldırınuñ her bogumında iki uzun ve dikenlü yapragı vardur. İçerüsinde, daşrasında su kabaraları gibi dikenlü kabaraları vardur. Baldırı tarafından yaña yapragınuñ içi boşdur, derindür. Yagmur suyı içinde cem' olup kalur. Anuñçündür ki dâyimâ susuz derler. Gûyâ ki susuzlıgından su irküp saklar. Sâhib-i kitâb eydür: Bu takdîrce dâyimü'r-reyy ya'nî dâyimâ suya kanmış deseler vech olurdı. Baldırınuñ aşagasında olan budaklarınuñ her birinüñ başında kirpi başına beñzer dikenlü başlar vardur, kurı olıcak beyâz olur, ortası yarıldukda içinde ufak kurdlar görinür, köki dahı vardur. Bu nebât derece-i sâniyede kuruducıdur, cilâ edicidür. Pes bir mikdâr harâreti dahı vardur. Eger kökin şarâb ile bişürüp dögüp merhem gibi koyu edüp oturakda olan çatlaklara ve bedende nâsûrlanmış olan çıbanlara yakı gibi ursalar eyü eyleye. Evlâ budur ki bu devâyı yapup bakırdan hokka içinde hıfz edüp isti'mâl edeler. Bu devâ sevâlîl-i nemliyye ya'nî karıncaya beñzer dedükleri sigilleri ve sâ'ir ma'rûf olan sigilleri giderüp eyü eder. Ba'zılar demişler eger başları içinde bulınan kurdları deri pâresine baglayup dört günde bir dutan sıtması olan kimesnenüñ boynına veyâhût kolına baglasalar sıtmasını gidere. Eger başları tâze iken veyâhût kurı iken birisini alup pâk bez içine baglayup ba'dehu süd içinde muhkem ovup şol mertebede ezseler ki bezde başdan nesne kalmaya, ol südi âhar tâze süde katsalar doñdurup aslâ suyı kalmaya. Eger bu nebâtı haşlayup dögüp kesilmesi lâzım olan uzva yakı gibi ursalar uyuşdurup acısını duyurmaya. Eger su içinde ıslayup üç gün aç karınla suyın içseler dalagı gidere. Eger bişürüp yeseler bedeni kızdurup efşânı idrâr eyleye ve ditremeleri giderüp nefse kuvvet vere. Eger yemişini bişürüp ezüp akreb ve sâ'ir zehrlü cânavar sokdugı yere yakı etseler eyü ede.
[İbnü’l-Kütbî - Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]
Dînsâkûs:
İsm-i Yûnânîdür. Ma'nâsı dâyimü'l-ataş ya'nî dâyimâ susuz nebât demekdür. Ehl-i Magrib yanlarında şevkü'd-durrâc ya'nî turaç dedükleri kuş dikeni demekle ma'rûfdur. Muştu'r-râ'î ya'nî çoban daragı dahı derler. Hassü'l-kelb ya'nî köpek mârulı dahı derler, bir gûne dikendür. Dikenlü ve uzun baldırı olur, mârul yapragına beñzer, baldırın kaplamış yaprakları olur. Baldırınuñ her bogumında iki uzun ve dikenlü yapragı vardur. İçerüsinde, daşrasında su kabaraları gibi dikenlü kabaraları vardur. Baldırı tarafından yaña yapragınuñ içi boşdur, derindür. Yagmur suyı içinde cem' olup kalur. Anuñçündür ki dâyimâ susuz derler. Gûyâ ki susuzlıgından su irküp saklar. Sâhib-i kitâb eydür: Bu takdîrce dâyimü'r-reyy ya'nî dâyimâ suya kanmış deseler vech olurdı. Baldırınuñ aşagasında olan budaklarınuñ her birinüñ başında kirpi başına beñzer dikenlü başlar vardur, kurı olıcak beyâz olur, ortası yarıldukda içinde ufak kurdlar görinür, köki dahı vardur. Bu nebât derece-i sâniyede kuruducıdur, cilâ edicidür. Pes bir mikdâr harâreti dahı vardur. Eger kökin şarâb ile bişürüp dögüp merhem gibi koyu edüp oturakda olan çatlaklara ve bedende nâsûrlanmış olan çıbanlara yakı gibi ursalar eyü eyleye. Evlâ budur ki bu devâyı yapup bakırdan hokka içinde hıfz edüp isti'mâl edeler. Bu devâ sevâlîl-i nemliyye ya'nî karıncaya beñzer dedükleri sigilleri ve sâ'ir ma'rûf olan sigilleri giderüp eyü eder. Ba'zılar demişler eger başları içinde bulınan kurdları deri pâresine baglayup dört günde bir dutan sıtması olan kimesnenüñ boynına veyâhût kolına baglasalar sıtmasını gidere. Eger başları tâze iken veyâhût kurı iken birisini alup pâk bez içine baglayup ba'dehu süd içinde muhkem ovup şol mertebede ezseler ki bezde başdan nesne kalmaya, ol südi âhar tâze süde katsalar doñdurup aslâ suyı kalmaya. Eger bu nebâtı haşlayup dögüp kesilmesi lâzım olan uzva yakı gibi ursalar uyuşdurup acısını duyurmaya. Eger su içinde ıslayup üç gün aç karınla suyın içseler dalagı gidere. Eger bişürüp yeseler bedeni kızdurup efşânı idrâr eyleye ve ditremeleri giderüp nefse kuvvet vere. Eger yemişini bişürüp ezüp akreb ve sâ'ir zehrlü cânavar sokdugı yere yakı etseler eyü ede.
[İbnü’l-Kütbî - Ma La Yesaü't-Tabibe Cehluhu]
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
